Uzay Boşluğunda Asılı Kalan Adamın Aşırı Değişken Ruh Halleri

Burak Erdoğdu @_burakerdogdu

Tek bir insan sesi duymak için tüm mal varlığını tereddütsüz feda edebileceğini düşündün mü hiç? Sırf tanımadığın birisini görebilme ihtimalini hissetmek için ömründen seneleri gözü kapalı bağışlayabilecek kadar yalnız hissettin mi? Sadece bir şeyler yer değiştirsin ya da herhangi bir olay meydana gelsin diye etrafına yakaran gözlerle baktın mı? Belki de şimdiye kadar hiç uzay boşluğunda bir başına asılı kalmamışsındır.

Hiçliğin ortasında kalmak nasıl olurdu? Birkaç saniyeliğine gözlerini kapa. Yakın çevrendeki gürültü çıkarmaya müsait nesneleri uzaklaştır ve sessiz kalacaklarına emin ol. Telefonunun sesini kıs mesela… Ana caddeye bakan balkonun penceresini sıkıca kapa. Hiç de zor görünmüyor değil mi? Hiçbir ses duymayacağına emin ol ve uzay boşluğunda asılı kaldığını düşlemeye çalış. Evcil bir hiçlik artık avuçlarında ve koltuğunun konforundan ayrılmadan onu deneyimledin. Peki uzay boşluğunda asılı kalan adamın içini kaplayan ‘asıl hiçliği’ anlayabildin mi? Elbette hayır. Eğer ki onu sürekli bir yoldaş bilip yanından ayırmadan her yere beraberinde taşımıyorsan, hiçlik kalbini büküp sıktığı zaman mutlaka hazırlıksız yakalanırsın. Gözlerini tekrar açtığın zaman, seni benliğinin gizil yanlarıyla yüzleşmekten alıkoyan mefruşatlarının tekrar yanı başında olacağını bilmek; hiçliğin ciğerlerine dolup nefesini kesmesine engel olur. Uzay boşluğunda asılı kalan adamı tüm kontrolün sende olduğu steril şartlar altında anlayamazsın. Hiçlik seni çepeçevre sardığında bir anlama sığınabilmek ve onu anlamak için gündelik antrenmanlar yeterli olmaz. Uzay boşluğunda asılı kalan adamı anlamak için zihninin çeperlerini esnetmen gerekir.

Uzaydaki adamın hiçliğine tahammül etmek epey güç olabilir. Tepetaklak olan alışkanlıklar, seneler boyu bin bir emekle inşa edilen gündelik rutinler, biriktirilen menkul kıymetler bir anda tüm önemini yitirir. Daha düne kadar kendisine önemli görevler atfedilen bir insanken birden dev hiçliğin ortasında değersiz bir et parçasından farksız hale gelirsin. Oysa senin emirler yağdırabileceğin astların, insanlığın geleceğinde önemli bir rol teşkil eden görevlerin vardı. Zihninde kaotik girdaplar yaratan soyut ve karmaşık ideallerin ve topluma karşı üstlendiğin bitmek tükenmek bilmeyen sorumlulukların… Hepsi boşu boşuna artık… Uzay boşluğunda yapayalnız salınan bir et parçasından ibaretsin. Etrafındaki her şey sana karşı kayıtsız. Ne yapsan boşa gidecek, ne yapsan kimse fark etmeyecek.

Uzay mekiğinin arıza yaptığı ilk andaki öfke dolu ruh hali değil anlatmaya çalıştığım. Katı bir reddedişle tüm kurtuluş yollarını tek tek gözünü kör eden hırsınla tükettiğin o anlar değil. Artık ömrünün kalan yıllarını zar zor sığabildiğin o kabinin içerisinde tek başına geçireceğini içten içe kavradığın ilk an mideni burkmaya başlayacak olan statik melankoliden bahsediyorum. Mutlak bir yalnızlık ve onun daimi işbirlikçisi hüzünlü bir yoksunluğun kaçınılmaz pençesine düştüğün o andan… Kimliğini yaratabilmek için muhtaç olduğun ilişkiler, sosyal statüler, işlevsiz ancak bir o kadar da gösterişli takılar, havalara püskürtülmüş önyargıların olmadığı, kendinle ilk kez karşılaştığın andan bahsediyorum. Sırf biyolojik kodların maraza çıkarttığından, yalnızca ölemediğin için hayatta kaldığın o zamanı, anlatmaya çalışıyorum. O an aklını kurcalamaya değer tek bir soru olacak… “Neden varım?” Bu soruya hiçbir tatmin edici yanıt bulamayacak ama yine de yaşayacaksın.

Hiçbir şey sana değer ya da anlam veremeyecek. Beynini kemiren soruların herhangi bir doğru yanıtı bulunmayacak. Olmaman gereken bir yerde ve olmaman gereken bir şekildesin hepsi bu. Zihnin işlerliğini devam ettirecek. Sırf iş olsun diye uçsuz bucaksız hayallere yelken açacak. Bir asteroit olmayı düşleyeceksin ya da belki de güneşin bağrında meydana gelen dev bir patlama… Gezegenleri seyredeceksin ve yıldızlar sana senfoniler besteleyecek. Kurduğun hayallerle birlikte her şey sadece senin için gerçekleşmiş olacak. Senin için dönecek o dev gaz ve toz küreleri kozmik bir sobanın etrafında… Kainata hükmedeceksin evet sen… Hem de daha kısacık bir an önce ezilesi bir hamam böceğinden daha değerli hissetmeyen sen!

Sonra kurduğun hayaller kibritin alevi gibi sönecek. Hayallerinin ışığıyla aydınlattığın gerçeklik kibritin alevinin sönmesiyle yerini tekrar hiçliğe bırakacak. Yine o durağan o değişmez o betonarme melankoli omuzlarını ağır ağır örseleyerek benliğini yere serecek. Gregor Samsa halt etmiş, sen daha da değersizsin. En değersiz hissettiğin anda hezeyan dolu bir neşe zihninin en ücra köşesinden bilincinin tamamına istilacı bir süvari ordusu hızıyla yayılacak. Belki çenenin anatomik yapısını zorlayacak kahkahalar savuracaksın. Kimsenin fark etmeyeceği rezil ve estetikten yoksun abartılı kahkahalar. Neşenin en ufak bir sağlıklı yanı bulunmayacak. Tuhaf bir huzur ve rahatlama belki akabinde… Hayatın iyi tarafından bakacaksın şaşırarak… Evet hayatın hala iyi bir tarafı var. Ölebilmek ihtimal dahilinde değil ve sonsuz büyüklükte bir tahıl ambarına düşmüş bir tavuktan farksızsın. Yiyebileceğin birçok şey var ve çevrene göre küçücüksün. Bazen arkadaşlarınla ettiğin çaylı sohbetlerde her şeyi bırakmak ve bütün gün tembellik etmek istiyorum demiyor muydun? Al sana işte!

Ardı arkası kesilmeyen kesintili kahkahalarla gezegenlere kafa tutacaksın ve zihnin bir süreliğine oyalanacak. Her şey boş evet hala bunun farkındasın ancak bu his içini tüketmeyecek. Neşenin de hüznünün de kaynağı aynı yerden beslenecek, aynı boşunalıktan… Zihnin uslu durmayacak ve belki Satürn’ün buzdan ve tozdan oluşan dev halkalarının güzelliğine takılacak. Merakla yaklaşmak isteyecek ama yapamayacaksın. Büyüleyici Satürn devasa heybeti ve zarafet dolu güzelliğiyle seni kendine hayran edecek ancak sen sadece puslu gözlerle seyretmekle yetineceksin. Hiçlik tekrar çökecek ve kendini daha da değersiz hissedeceksin. Bir şeyler başarmaktan, herhangi bir şeyi değiştirmekten bir olayın seyrinde hesaba katılır herhangi bir fark yaratmaktan o denli uzaksın ki…

Duygular zihnini çekiştirerek öngörülemez hızlarda dönüşecek. Aşırı soğuk ve aşırı sıcak yiyeceklerin ardıl tüketiminin ön dişlerinde yaratacağı tahribatı gölgede bırakacak çelişkiler beynini kavurarak dondurmayı başaracak. Hüzün, öfke, kayıtsızlık, neşe ve huzur zihninde gelişi güzel bir sıralamayla belirecek. Kozmik rastlantısallık bazen sana komik gelecek kimi zamansa sinir bozucu bir hale bürünecek. Zamanla aşırı uçlarda devinen ruhsal sarkacın dinginleşecek ve tam olarak o an kendini tanıyacaksın. Kendi kendine yeterince zaman geçirince yıllardır yanında gezdirdiğin kadim yoldaşının fıtratının karanlık dehlizleriyle yüzleşmesini bileceksin. Seni en çok ne kızdırır, ne heyecanlandırır ya da ne yatıştırır öğreneceksin. Kendinle tanışınca nerede ve ne denli yalnız olduğun önemini yitirecek. Soluğunu hissedecek tek bir kişi bile olmasın, sesini işitecek kulaklar sana yönelmesin, meraklı bakışlar etrafında kümelenmesin… Yaşamak o andan itibaren sadece tutkulu bir cümbüş, baharın müjdeleyicisi coşkulu bir karnaval olacak. Kütle çekim kuvvetini bile yalanlayabileceksin hiç utanıp sıkılmadan. Her şey sen izin verdiğin kadar gerçek olacak. Yaşamak aslında bir sihir ve tüm eylemler biraz gereksiz. Kendini tanıyınca bunu anlayacaksın.

Tam olarak içinde bulunduğumuz andan bahsedecek olursak sen şu an uzay boşluğunda asılı haldesin. Çevrendeki tüm o yapay sosyal ağlar seni bu gerçekten alıkoyan parazitlerden ibaret. Hiçbir eylem hayalinden daha güzel değil. Zihninde tasarladığın dünyadan fazlasına ihtiyacın yok, hiçbir zaman da olmadı. Sadece bir şekilde seni sağlıklı tutacak miktarda besini dengeli ve düzenli bir şekilde depolaman gerekiyor hepsi bu… Aynı kapıya çıkmayan hiçbir eylem yok. Yeni bir şey söylemek imkansız. Denemeye değer tüm ihtimaller denendi. Olası tüm alternatifler değerlendirildi. Yeni bir şeye yer kalmadı artık. Zihnimin iç içe geçmiş labirentlerinden soruyorum. Beni uzay boşluğunda asılı kalmadığıma inandırabilir misin? Ya da gerçeklik dediğimiz tüm bu eğreti kakafoninin çılgın bir bilim adamı tarafından beş dakika önce zihnimize yüklenmiş bir hafıza kartı olmadığına… Kim bilir belki hiç yaşamadık. Yokuz aslında. Ben bu satırları yazmıyorum. Uzay boşluğunda asılı kalmış haldesin ve zihnin seni diri tutmak için hayaller uyduruyor.

İlginizi Çekebilir

baymavislotbarportbetgrand pasha bet