Taht Oyunları Başlıyor: “Lanetli Krallar, Demir Kral”

Yuja Dab @yujadab

Tırnaklarımızla kazıyarak elde ettiğimiz hükümdarlığın tahtına otururken bulduğumuz huzur aradığımız şey miydi? Savaşlar, entrikalar, psikolojik baskılar, askeri baskılar, vergiler, yoksul halk… Bu tanımların hepsinin birer karşılığı var içimizde. Hepimiz biraz da kendimizin kralı değil miyiz? Aynı zamanda kendimizin yoksulu ve muhalifi! Kaybettiğimiz her savaş derin izler bırakıyor, kimi zaman ölüm anımıza kadar kamburumuz oluyor. Kambur kah soylu bir baron, kah dışlanmış bir prenses, kimi zaman da kalemizi içten içe kemiren ve her geçen gün bizi biraz daha uçurumun dibine götüren kanser hücresi oluveriyor. Bir kanser hücreniz var ve adı Artois, dev! Robert’ı tanısaydınız ne demek isteğim ile alakalı birkaç keskin bilgiye sahip olma lüksüne kavuşabilirdiniz. Şimdilik sadece kötücül bir hastalık olarak hafızalarınızda yer edinebilir.

Bazı ölümler yavaş yavaş gelir ve hiç fark etmezsiniz. Bazı kaoslar da öyledir. İlmek ilmek işlenir vücudunuza kaybetme gününüz geldiğinde görürsünüz eseri; kolunuz var ama işlemiyor, ayaklarınız sizi sürüklüyor fakat nereye gittiğinizi bilmiyorsunuz. Böyle bir çağın içinde tahtın sahibisiniz ama halkı yöneten siz değilsiniz, keza siz kendinizi bile yönetmekte acizsiniz artık! İşte, oyun ve entrika sonucu hükümdarlığınızın elinizden alınması tam olarak buna tekabül etmektedir. Sembolik olarak vücudunuza sahipsiniz, fakat sizi acılarınız yönlendiriyor. Sağlıklı düşünebilmeniz için gerekli olan şey nedir?

Reformlar ve doğru stratejiler ile vücudunuzu kemiren kanser hücresi ile savaşmak sizi sağlıklı bir birey olma yolunda ilerletir mi? Böyle bir yola girdiğinizde yanınıza ilk ne alırdınız? İyi bir eş mi, aldatılmak mı, yüzyıl savaşlarını mı? Cebinizde ne var?

Ben, yanıma kesinlikle hükümdarlığı almazdım! Çünkü kanser hücreleri taht etrafında yaşar ve o civarlarda ürerler. Üreme dönemleri çok kanlı ve alçakça geçmekte olup zarar gören her zaman soylu olmayan, vasat, düşük halk tabakası olur. Diğerleri de sadece daha az kazandıkları için üzülürler. Kameraları günümüze çevirelim: “Fransa ihtişamlıydı, ancak Fransızlar umutsuzdu” Bu cümle üzerine derin ve büyük çıkarımlarda bulunabiliriz. Kamera açılarını iyi ayarlayın! En son ne zaman eve ekmek götürdüğünüzde zorlandınız? Saray erkanı şımarık pastalar savururken Eudeline, video oyunları oynarken tüketilen içecekler gibi duruyordu çamaşırlar arasında. Duyguları var mıydı? Bu büyük ihtişam içinde duygularını dizginlemek zorunda olan herkes biraz “hiç” değil miydi? Herkes biraz hiç. Kendi acılarınıza dönüp ağladığınızda başkalarının yaşantıları ve sıkıntıları asla umurunuzda olmayacaktır. Sarayın kendisi bir dünyadır, sarayın duvarları ardındaki dünya başkadır.

Nesillerdir, hiç değişmeyen yegâne kurallardan biri de şu sanırım: Halk her zaman sarayı beslemekle yükümlüdür. Düşünebiliyor musun; kendi kamburunu yok etmekle uğraşırken, başka hayatlara kâbus gibi çökmüşsün! Ne devasa bir yaşam tarzı!

Taht Oyunları’nın yazarı, George R. R. Martin tarihe tanıklık eden ve gerçek taht oyunlarının nasıl olduğunu görmemiz için tam da bu kitaba işaret ederken pek de yanılmamış. Maurice Druon, Demir Kral – Lanetli Krallar kitabında sırtımızdaki acınası izleri ve kapalı zihnimizi tutup adete sert bir kayaya vurur gibi ışıkları üzerimize çekiyor. Tarihin entrikalar içinde nasıl değişebileceğini, kahramanların hiç kahraman olmadığı, halkın silik bir aynada nasıl da sırıttığını krallar ve kraliçelerin taht etrafındaki biçimsiz koşturmalarını görmek için bu eser kaynak niteliğinde. Tarih, her zaman yaşadığımızdır. Sadece ülkeler tarihi değil, aynı zamanda özellikle kendi iç dünyamızın haritasını çıkarıp kaosun dibindeki kendimizle yüz yüz kaldığımızı görebiliriz. Nasıl mı?

“Her şey yeni, hüzünlü ve soğuk görünüyordu” Robert, entrikalarını uygulamaya koyduğu zaman etrafı süzerken düşündüğü şu cümle üzerinde duralım biraz. Karakterin sıfatı kötücül de olsa estetikten ve duygudan bihaber değil ve etrafını iyi süzebiliyor. Kör değil. Belki de ortalığı karıştırma yetisi buradan geliyordur, hüsranın kokusunu alabiliyor! Bahsini ettiği mekânda mobilyalar yeni, her şey yerli yerinde fakat bir katedral benzetmesi var burası için. İşte kasvet burada ortaya çıkıyor, İsabelle etkileniyor.

Bu küçük çaplı karışıklıklar ve İsabelle ile arasındaki kaos yaratma kıvılcımları İngiltere – Fransa arasında yüzyıldan fazla sürecek savaşa sebebiyet vermiştir. Kanserinizi kovmak için iyilik peşinde koşan organlarınızı kesmeye itiyorlar sizi ve siz de gerçeğin dışındaki bu oyunun içinde buluyorsunuz kendinizi ve aileler dağılıyor.

Aileyi dağıtan yegâne şey aldatmak! En zayıf noktanız neresi? Bunu en güvendiğinizi zannettiğiniz kişiler biliyor mu? Bu en tehlikeli olanı. Kaybettiniz ve bunu kendi celladınız olarak yaptınız. Binlerce yıldır süregelen gelenek: insan, her daim kendini yok etmek için bir yol bulur ve bunu en yakınındakilerin yardımıyla yapar.

Kitapta gün yüzüne çıkan başka bir konu ise: Bir zamanlar krallar kadar güçlü olsanız, emrinizde binlerce asker olsa, orduları komuta etseniz de bir sabah uyandığınızda kendinizi en huzurlu hissettiğiniz yerde hapiste olarak görebilirsiniz ya da idam edilirsiniz. Taht sizi sorun olarak görmeye başladığında bu mekanizma hemen ortaya çıkar. Su içtiğiniz çeşme bile “öl, öl, öl!” diye sloganlar atmaktan zevk alır. Duvara ne işerseniz görünen de odur, sermaye olan da.

Kral’ın tapınakçılara karşı geçmişten gelen nefreti günü geldiğinde onları yerle yeksan edecektir. Propaganda üretme hususunda iyiyseniz, halkın oyunu da toplarsınız. Bunu her dönem görebiliriz. Yalanın miktarı önemli değil, ona öncelikle ortaya atan kişi inanır ve bu eserini beğeniye sunar. Birkaç başarısız denemeden sonra kitlelere yayılan bu propagandalar bu kez ütopik bir şekilde görünmesine rağmen gerçeğe dönüşür ve kek gibi yenilir. Kek sevmeyenler başka alternatifler arasalar da günün sonunda popülaritesini arttıran bu yalanlar sarmalı içinde bulurlar kendilerini ve karşınızda idam sehpaları! Ardından kurulacak ilk cümle şu olabilir:

Ah, monsenyör biz idama falan karşıyız ama halk istiyor! Bu ritüel asla bozulmadı ve bozulmayacak gibi de görünüyor. Doğada ayrıştırılması ve insanın bunu hazmetmesi de epey zaman alacak gibi. Burada önemli olan nedir? Saray işlerinde, yönetimlerde, belediyelerde, valiliklerde, tuvaletlerde geçerli olan şeyler, kimseye zaaflarınızdan bahsetmeyin bunu devlet sorunuymuş gibi anlatırlar. Kimseyi hor görmeyin bir gün üzerine yüklediğiniz hırs ile kellenizi elinize verir!

Banker Tolomei’yi bilir misiniz? Belki de tahtın asıl sahibidir.

“Siz ruhlardaki günahları aklarsınız biz ise parayı ve bu parayı bitmek tükenmek bilmez “hayır” işlerinizde kullanılacağını benden başka kimse bilmeyecek” Dinin ve paranın aynı masada değiş-tokuş edildiğine şahit olabiliriz. Kara para aklamak için ne yapmanız gerektiğini birkaç rahip gösterebilir size ve yanınızda ergonomik bankerlerinizi taşımayı sakın unutmayın. Bankerlerin buradaki rolü çok önemli. Asla güvenmemeniz gereken ve sonuna kadar haklı olan, her zaman pragmatik zeminlerde yürümeyi beceren kişilerdir. Size birilerini hatırlattı mı? (Gülüşmeler)

Hiç bu kadar pat diye yerine oturan bir kahkaha görmemiştim. Siz orada gülerken ben kahkaha attım. Pardon, tahtın altında gizlenmiş milyonlarca banknot var!

Herkes biraz da Guccio kadar İngiltere hayali kurmuştur, değil mi? Seyahat ederken iç dünyasına dönüp, denizin yüzünüze tükürüşüne aldırış etmeden kral olmayı hayal etmek! Tanrım, Guccio ava giderken kutsal bir kadının elleriyle boğuşan tek gezgin olabilirsin!

Hep olmadığımız gibi göründüğümüz suratlarımızı zamanla kendimiz bile tanıyamıyoruz. O kadar çok rolümüze adapte oluyoruz ki!

Bir Lannister asla ne yapmazdı? O kokuşmuş eve girdiğinde asla almasını gerektiğini almadan gitmezdi. Guccio, iç dünyamızın kararsızlıklarını barındırıyor. İç dünyamızın tahtına işeyen kediye acıma duygusuyla mama uzatan Guccio!

Kitaptaki mekân tasvirleri için Maurice’ye ayrıca teşekkürlerimizi borç bilmeliyiz.

Yakışıklı Philipe’nin devlete karşı ödev olarak gördüğü ve kızını evlendirdiği kral üzerine kurduğu cümle: “ben seni bir erkekle değil, bir kral ile evlendirdim” kızının eşinden şikâyeti üzerine kurulmuş. İsabelle, kendisine gösterilmeyen ilgiyi kralın erkeklere gösterdiğinden yakınmaktadır. Bazen her şeyi bilmenize rağmen tören icabı kendinizi kurban edersiniz veya edilirsiniz. Bir amaç uğruna! Yüce, kutsal amaçlar. Devletin birliği, bütünlüğü, geleceği açısından kurban edilirsiniz. Burada önemli olan kişiler değil, devletin kendisi ve daimî. Ne güzel. Peki, halkın bundan haberi var mıdır? Yani siz hep portakal yediğiniz yerlerde portakal üretimi için çalışan işçilerin attığınız kabuklarla yetindiğini biliyor muydunuz? Bilmezsiniz, keza bilseniz de pek önem arz eden bir şey olmayacak. Tıpkı insani duygularınızın arka plana itildiği bir çağda kullanıldığınız gerçeğini kabul edişiniz gibi.

“Yoksul halk arasında kralın geçit töreni esnasında etrafa para saçacağı söylentisi yayıldığı için insanlar her sokağın köşesinde gruplar halinde bekliyordu.” Reklam ve pazarlama uzmanlığını görüyor musunuz? Kalabalık yaratmak istiyorsanız aralarına sahip olmak için hayatlarını riske attıkları şeylerden serpiştirin. Kalabalığa bakar mısınız? Müthiş. Herkes ne kadar da mutlu yönetimden.

X. Louis’in hem tahttaki hem de cinsel hayatındaki iktidarsızlığı bitmek tükenmek bilmeyen psikolojik boğuntular arasında kalmasına sebebiyet verirken taht üzerindeki oyunlarda da geri planda kalmaktadır. İnsan, kendisiyle olan savaşını kazanamayınca her cephede nedense yenik düşmekte.

Hükümdarların bitmek bilmez savaşlarında ve taht entrikaları arasında çamaşırcıbaşı kadar mutlu olabilmenin yollarını aramak gerek. Peki, siz hiç hazır olmadığınız koltuklara oturtuldunuz mu? Dünya o koltuklarda oturan rezil insanlarla dolu. Halı üzerinde oturun. Halı iyidir!

Maurice Druon’un bu eseri, şehvetin, yalanların, kandırmaların şafağındaki tarihi film şeridi gibi önümüze sermekte. Merak ettiğiniz denizlerin kokusunu duyacaksınız ve hiç gitmediğiniz yerlerin ekmeklerini ısırabilirsiniz.

Demir Kral – Lanetli Krallar 1, Maurice Druon, Çev.: Ahmet Deniz Altunbaş, Epsilon Yayınevi, İstanbul 2021, 560 s.

İlginizi Çekebilir