Şumanların Gelini

Taylan Aydın

Roman okurlarını eserden beklentilerine göre sınıflandırdığımızda gösterdikleri çeşitlilik bakımından birçok farklı ulama yerleştirebiliriz, ancak iki ayrı haz noktası bu farklılıkların üst başlıkları olarak kendilerini öne çıkartır.

Birincisi anlatının zeminine yerleştirilmiş esas olayın iç dinamiğini oluşturan olayların birbirine devingen durumlarla bağlanarak zihin sahnesinde hıza, harekete dayalı bir görsellik oluşturduğu, merak duygusunun estetik zevkin önüne geçtiği, okuma eylemi esnasında yoruma az yer bırakan, kısmen çerçevesi dar imgeler doğuran, yağ bir kere kızdığında içinde biteviye patlayan mısır tanelerini andıran tava misali romanlardan haz alanlar. Bu romanlarda okuyucu hep geriden geldiği için, romanla aralarındaki mesafe daima korunur.

İkincisi ise anlatının zeminine yerleştirilmiş esas olayın iç dinamiğini oluşturan olayların birbirine durağan durumlarla bağlanarak, dilin ön plana çıktığı; bu sayede zihnin kendi dünyasına geri dönüşler yaparak sunulan imgeyi genişlettiği; tekrar tekrar beliren sorunlar, düğümler karşısında farklı yorumlar getirdiği, yıkandıktan sonra ıslak asılıp yavaşça nemlenen sonra da kuruyan çamaşır misali romanlardan haz alanlar. Bu romanlarda okuyucu izlekle beraber yol aldığından hep bir tanışıklık durumu vardır.

Şumanların Gelini’ni kendini ilk ulama yakın hissedenler için tavsiye edemeyeceğim. Fakat kitabın ikinci ulamın kapsamından da kısmen sıyrılarak şaşırtıcı taşkınlıklar barındırdığını eklemeliyim.

Fonda Birinci Dünya Savaşı’nın başlangıcından İkinci Dünya Savaşı’nın başlangıcına kadar uzanan siyasal ortam hafif bir meltem gibi yüzümüze çarpmakla beraber, bu durum anlatıcı karakterlerin aykırı sayılabilecek birkaç eylemi üzerinden yaşadıkları çalkantıların güneşî kızgınlıklarını serinletmiyor. Kitabın orijinaline adını veren ana karakterlerden birinin adının “Dünya” olması da manidar. Kitabın zamansal yayılımının sınırları içindeki siyasal ortamın aktörleri olan Atatürk, İngiltere, Hitler, Goebbels, Çanakkale şehitleri, Ermeniler ve Yahudilerden bir gelin teli gibi belli belirsiz bahsedilse dahi, tarihin bu sahnesi ile ilgilenenler için telin üzerine ışık vurduğunda parlaması gibi alt metin çıkartma olanağı sağlanıyor.

Mekan olarak ağırlıkla Anadolu’nun kullanıldığını fakat Beyoğlu ile Hollanda’nın da hatırı sayılır önemde bir yer tuttuğunu görüyoruz kitapta.

Kitabın ana ekseninde yer alan beş karakterden üçü anlatıcı konumunda. Gerek kendi duygularıyla düşüncelerini anlatabilmek, başlarından geçenlerin etkilerini duyumsatabilmek, yaşamlarının seyrini çizebilmek, gerekse onları çevreleyen koşulları, insanları betimleyebilmek adına uzun monologlara girişiyorlar. Diyalogların yok denecek kadar az olduğu kitapta okura karşı söz almayan diğer iki karakterin baskınlıkları da en az diğer üçü kadar kuvvetli, özellikle Otto Beets.

Kitap her ne kadar bakış açıları üzerinden yürüse dahi sürekli aynı olayların başka kişiler tarafından değerlendirildiği sanısına kapılmamalı. Sonlara doğru gerçekleşen kreşendoda bir sesin diğer sesin bastığı notayı yeniden basarak devam ettiği aşikar. Anlatıcıdan anlatıcıya geçişler bazı bölümlerde bayrak yarışındaki koşuculardan teslim edenle teslim alanın çubuğu aynı anda tutmasının fotoğrafı.

Kitap bazı okuyucularda yersiz bir cinsellik barındırıyor izlenimi uyandırabileceği gibi, bazılarında da tadında bir kösnüllükle döşenmiş fikri yaratabilir. Ama kabul etmek gerekir ki kitaptaki yetişkin hiçbir karakter libidolarının çağrısına kulak vermekten kaçınmıyor, bunu kabullenmekten gocunmuyor.

Dünya Şuman; genç yaşta dul kalan, ölen Alman kocasının ruhu ile konuşarak kendini rahatlatan, modern Beyoğlu ile muhafazakâr ailesi arasında ikili bir hayat süren, bu ikiliği iç yaşamı dışında etkinlik alanına da taşıyan, hırsızlıktan çekinmeyen, Anadolu’ya sürülen, gereksiz bir ajanlığa sürüklenen, tombul, coşkulu, yaptıkları ile bunlar üzerine değerlendirmeleri çelişen, atak, hırslı, sokulgan, talepkâr, yanına hizmetli olarak yerleştirildiği savaş esiri Hollandalı iki adam, Otto ile Simon’un sözde kızına sevgiyle bağlanan, bu uğurda hayali ile yaşadığı eski Beyoğlu günlerine dönmekten feragat eden bir kadın.

Simon Krizstian; yükseklerde dolaşmanın elzem olduğu bir çatı tamircisi olarak yetişen, bu sayede Türkiye’de geçirdiği esaret günlerinde hava gemisi inşa edilen fabrikada mühendislik görevine kadar yükselip kaderini paylaştığı en yakın arkadaşı Otto ile kendisine evlat bellediği, altı aylıkken bir köyde çıkan kargaşa sırasında kaçırıp bağrına bastığı Türk kızı Julia’yı baraka hayatından kurtaran, nisbeten rahatlatan; sakin, görev bilinci yüksek, sahiplenici, memleket özlemi ile koşullara uyum arasında sıkışmış, becerikliliği sayesinde Türk işçiler tarafından kabul edilen ve takdir toplayan, fabrikanın yöneticisi olup Nazi baskılarından kaçan Yahudi Dr. Grunwald’ in gözdesi. Haşin ama sevgi dolu, çabuk parlayan, çocuksu olması yanında zeki de olan, mantık düşkünü Otto’nun en yakın dostu, sade, bununla beraber zengin bir değerlendirme yetisine sahip, kadim dostu ile yirmi yıl boyunca yaşadığı ülkenin dilini yani Türkçe’yi öğrenmekten imtina eden bir adam.

Ve Otto Beets,

Ve Julia,

Ve Dr. Paul Grunwald.

sumanlarin-gelini

Şumanların Gelini, Tomas Lieske, Çev.: Gül Özlen, Alef Yayınevi, İstanbul 2009, 320 s.

İlginizi Çekebilir

betpas

canlı bahis

güvenilir bahis siteleri