Soruların İzinde: Yaratıcı Tür

Yuja Dab @yujadab

Nörolog David Eagleman ve besteci Anthony Brandt’ın doğum sancılarını beraber tattıkları Yaratıcı Tür, sorularla yola çıkıp cevapların birbirine harmanlandığı, aslında bütün bu karmaşanın (insan yaratıcılığının) analiz haritasını açıp bize göstermişlerdir. Sürekli gelişen, hep yenilenen, değişen, değişime uğrayan, daha iyisini yapmak için uğraş içinde olanların “artık icat edilecek bir şey kalmadı” diyenlerin karşısına geçip “işte yenilik!” diye bağıranların başucu kitabı.

İskeleti üç ana kaide üzerinde tutulmuş kitabın. Bunlar:

  1. Kısım: Değişim Rüzgârı
  2. Kısım: Yaratıcı Düşünce Yapısı
  3. Kısım Yaratıcılığı Geliştirmek

Değişim Rüzgâr’ında; yenilik, bükme, parçalama, harmanlama ve dönüşüm gibi unsurlar üzerine durulmuş. Nasa’nın 1970 yılı, Apollo 13’teki olayı ve Picasso’nun Fahişeleri arasındaki bağlantıyı giriş kısmında buluyor ve kitap bize henüz başından itibaren bizi hangi biçimsizliğin sonundaki ağaçlı yola çıkaracağı ile ilgili fikirler veriyor.

İlk bölümde şöyle bir sual ile karşılaşmaktayız:

İnsanlar geleceğe yaslanır ve asla bir noktada yerleşip kalmazlar. Peki, insan beynini bu ölçüde yerinde duramaz yapan şey nedir? Sizce bu sorunun cevabı ne olmalıdır? Varsayımlar mı? Hayal kurar mısınız? Dünyanın ilk akıllı telefonu Simon’u kaç kişi bilir? Kramer’ın fikrini geliştiren Apple mühendisleri bir varsayım uğruna İpod’u ortaya çıkardılar. Yaratıcılık varsayım ile eşdeğer midir? Steve Jobs’un şu sözleri insan yaratıcılığı üzre kitabın bir kaynağı niteliğinde damgalanmıştır:

Yaratıcılık, birtakım şeyleri birbirine bağlamaktan ibarettir. Yaratıcı insanlara, belirli bir ürünü nasıl ortaya çıkardıklarını sorduğunuzda, onu aslında kendilerinin yapmamış olduğu düşüncesiyle biraz suçlu hissederler kendilerini. Onlar yalnızca bir şey görmüşlerdi ve gördükleri o şey onlara daha sonraları kaçınılmaz gelecektir. Bunun nedeni, daha önceki deneyimlerini birbirine bağlayabilmiş ve onlarla yeni bir şey sentezlemiş olmalarıdır.”

Jobs’ın “görmek” kelimesini burada vurgulamasının sebebi neydi? Yazarlarımız bu örneği vererek bize hangi yolun anahtarını süzgeçlemişlerdir? Belki de yol yoktur…

İkinci Bölüme geçtiğimizde yaratıcılık, sadece birkaç seçeneğe bağlı kalmaktan kaçınmayı ve en önemli olan şeyin (risk) üzerine incelemeleri görüyoruz. Hep aynı noktaya bağlı kalamayız. İnsanız. İnsan olmanın verdiği haz, arayış, merak… Korku bizi başarısız yapar. Yılmak, bizi: ye, içi, barın düzeneğine sokar. Çağımızın olumsuzluğu ve bize dayatılan bu düzenek sanki başka bir yaşam yokmuş gibi sırtımıza çakılmış. İtiraz etmemiz yasak, özgüvenlerimiz ceketlerimizin kullanılmayan gizli ceplerinde, kapıyoruz hep çeneleri. Neden? Gözlerimizde perdeler, görmemiz yasak Oysa “görmek” ilerlemenin temel taşıdır. O halde kandırıldık mı? Tekdüzelikten çıkın!

Üçüncü ve son bölümde; yenilik, bükme, parçalama, harmanlama, dönüşüm, risk gibi unsurların farklı açılardan incelenmesinin ardından daha derine, yaratıcılığın en başına iniyoruz. Okullar ve şirketler. Eğitim ve pratik. Yaşam ve öğrenim, bilim ya da sanat; birbirini takip eden ne kadar bağdaş olgu var ise toparlayoruz. Öğrenmek. Bir şeye hâkim olmak için en temel ihtiyaç ona sahip olmaktır. Gerçek güç bu değil midir? Bilgi. Belirli kalıplardan kaçmak… Öğrencilere bir sorunun tek bir yanıtının olduğunu öğretmek geleceğimize nasıl etki eder? Düşünelim. At gözlüğü. Korku. Endişe.  Neden?

Geçmişin kalıplarını kırmak iki şey öğretir: yeni fikirler için geçmişi nasıl kurcalamak gerektiğini ve daha önce var olandan korkmamayı.” Bu cümleden ne anlıyorsunuz? Büyük bir sessizlik, duyuyorum. Kurcalamaktan korkuyorsunuz değil mi? Geçmişi yük olarak gördükçe ilerleyemeyiz. Yük, diye attığımız küfelerin içi geleceğin sihri ile dolu.

Herkes farklı bir penceredir. Her pencere kendi bitkilerini besler. Unutmayalım ki, dünya hala çözülmemiş bir kutudur ve hangi gözlerin engeli kalktıysa, bulutlara ulaşan merdivenin öncülüğünde bize yol göstereceklerdir. Peki, biz merdiven mi, onu çıkan ayaklar mı, onu üreten mi, yoksa onu düşünen mi olmalıyız? Bulutları düşünmediniz değil mi?

Şu alıntı ile noktalanmış yol haritamız:

“Yeniden biçim almayı, kırılmayı ve bileşime katılmayı bekler durumdaki hammadde ve bileşenler her yanımızda. Sınıf ve toplantı odalarına gerekli yatırımların yapılmasıyla sahip olduğumuz yaratıcılık güdüsü daha da hız alacak.”

Kitap, kâşifler için gerçek bir başucu kitabı. İçi dolu. Kapıları tek tek açın ve içerde neler olduğunu izlemeyin: içerdekilere katılın! Yaratıcı Tür, dünyanın beynini taşıyan “insan” üzerine incelemeleri barındırıyor ve okurken acil durumlarda yaratıcılığınıza başvurmanız gerektiğini damgalıyor.

Peki, ayakkabılarınız kirlenmesin diye çamura basmayacak mısınız?

Yaratıcı Tür-Fikirler Dünyayı Nasıl Yeniden Yaratıyor, David Eagleman, Anthony Brandt, Çev.: Zeynep Arık Tozar, Domingo Yayınevi, İstanbul 2019, 304 s.

İlginizi Çekebilir