Şiir Tahlili Teori ve Uygulama

Ebru Akbaba

Edebiyat ve edebiyat eğitimi alanındaki inceleme, çözümleme ve yorumlama çalışmalarında çeşitli yöntemler kullanılagelmiştir. Bunlardan biri de metin odaklı inceleme, çözümleme ve yorumlama yöntemidir. Edebî metni inceleme objesi olarak görmek, onun diğer metinlerden ayrılan yönlerini araştırıp ortaya koymaya çalışmak bu yöntemin temel esprisidir.  Prof. Dr. Şerif Aktaş’ın  Şiir Tahlili Teori ve Uygulama ismini taşıyan çalışması ele alınan şiirleri böyle bir bakış açısıyla değerlendirmektedir.

Eser, beş bölümden oluşmaktaysa da bunu temelde iki kısma ayırmak mümkün görünmektedir. Birinci kısımda metin çözümlemesi alanı için dikkate alınacak metodun özelliklerinden söz edilmektedir. İkinci kısımda ise söz konusu metot temel alınarak başlangıçtan günümüze tarihî seyri içerisinde Türk şiirinden seçilmiş belli başlı örnek metinler değerlendirilmektedir.

Kitabın ilk bölümü “Teori” adını taşımaktadır. Yazar bu bölümde tarihsel, sosyal ve kültürel unsurlardan yola çıkarak “edebiyat” kavramının geçmiş ve günümüz bağlamında nasıl tanımlandığına dikkat çekmekte, onun “dille gerçekleştirilen güzel sanat etkinliklerine ve eserlerine verilen genel ad” olarak tanımlanması yolunda görüş bildirmektedir. Bu bağlamda dikkatlerimizi üzerine yoğunlaştıracağımız esas unsurun “edebî metin” olduğunu vurgulamaktadır. Edebiyat ile ilgili çalışma alanları olan edebiyat tarihi, edebî çözümleme, edebî yorum ve edebiyat teorisi gibi etkinliklerin odak noktası “edebî metin”dir. Bu düşünceden hareketle Aktaş, metinlerin oluşum aşamalarından bahsetmektedir. “Metin, cümlelerden oluşan, daha yerinde bir söyleyişle cümlelerle örülen bir anlatma ve anlaşma aracıdır.”(s. 14.) Yazar, aynı zamanda metinleri yazılış amaçlarına, hedef kitlelerine, anlatım biçimlerine ve gerçeklikle ilişkilerine göre gruplandırmanın mümkün olabileceğini, fakat en geçerli ve yararlı gruplandırmanın “öğretici metinler” ve “sanat metinleri” tasnifi olduğunu belirtmektedir. Buradan hareketle denilebilir ki, her metnin anlamına ve amacına uygun bir biçimi vardır. Bazı metinler öğretmeyi, düşündürmeyi amaçlarken bazıları duygulandırmayı ve estetik bir zevk oluşturabilmeyi amaç edinirler. İşte bu son metinler edebî metinlerdir. “Edebî metin bir güzel sanat etkinliğidir.”(s. 16.) Bu cümleden yola çıkan yazar, başka bir başlık altında “güzel sanatlar ve edebî metin” ilişkisini anlatmakta ve “güzel sanat nedir?” sorusuna cevap aramaktadır. Bunları yaparken de -kendi deyimiyle- “sanatı yapan varlık olarak insan” söz grubunun ifade sınırlarını çizerek sanat’ın arka planda nelere karşılık geldiğini açıklamaktadır. Ardından  “dil ve edebî metin” konusu içerisinde edebiyatı diğer güzel sanatlardan ayıran temel özelliğinin bu alandaki ürünlerin dil ile ortaya konulması olduğunu belirterek, edebiyatta imgelerin, oluşturulan metinlerin karakteristik özelliklerini gözler önüne serdiğini vurgulamaktadır. İmgeler, sanat metinlerinde bireysel duyarlılıkların dile getirilmesi açısından önemli fonksiyonlara sahiptirler. Edebî dilde bireysel olanın ön planda olması gerekçesinden yola çıkan yazar, bir kez daha edebî metinde kullanılan dilin günlük hayatta iletişim kurarken kullanılan doğal dilden farklı olması gerektiğinin altını çizmektedir. Bu bağlamda edebî metnin, doğal dilden hareket ederek yeni bir dil oluşturma gayretleri sonucunda meydana getirildiğini söyleyebiliriz. Bütün bunlardan sonra Aktaş, edebî metinlerin dilinin “poetique” işlevle yüklü olduğu hususunu vurgular.  Yine ilk bölümde üzerinde durulan konulardan birisi “edebî metin ve gerçeklik” meselesidir. Yazar, bu başlık altında sanat eserinin “gerçek” ve “gerçeklik” kavramları bağlamında ne tür bir özelliğe sahip olduğu konusu üzerinde durmaktadır. Aktaş’a göre, “sanat en geniş anlamıyla gerçekliğin yorumudur; onu anlamlandırma, değerlendirme gayretidir.”(s.21.) Sanat eserinin özelliklerinden biri de gerçek ve gerçekliğin, insana ait bir özellikten hareketle dönüştürülmesi, değiştirilmesi ve yorumlanmasıdır. Bu anlamda sanat eseri için “gerçek” ve “gerçeklik” kavramlarının dışına çıkmak söz konusu değildir. Ancak, edebî metin dediğimiz şey kurmaca’dır. Gerçek ve gerçekliğin, günlük hayatta karşımıza çıkan görünüşlerinin ötesinde, soyut olarak ifade edilebilen özünü, bir olay örgüsü içerisinde ve bir yapı çerçevesinde okuyucuya, dinleyiciye en genel ifadeyle alıcıya sunulması işi, kurmaca metnin en temel özelliğidir. Kurmaca metin, bu gerçekliğin özünü anlatırken kurulduğu, yazıldığı dönemin bütün teknik ve kültürel imkânlarından yararlanır. Ancak, hiçbir edebî metinde, gerçekte yaşanılanlar olduğu gibi anlatılmaz. Anlatılırsa ya tarih, ya da hatıra olur. Yani, öğretici metin kategorisinde değerlendirilir. Tüm bu söylenenlerden ve ulaştığı sonuçlardan hareketle yazar, edebî metnin sahip olduğu bazı özellikleri sıralayarak, edebiyatta kullanılan üç anlatma biçimi (anlatma-nakletme, coşkuyla dile getirme, gösterme) olduğunu ifade eder. Buna göre, edebî metinleri “anlatma esasına bağlı edebî metinler”, “coşku ve heyecanı dile getiren edebî metinler” ve “gösterme esasına bağlı edebî metinler” olarak üç grupta değerlendirilebilir. Bu noktadan itibaren yazar, “şiir inceleme yöntemi üzerine” görüşlerini bildirir. Coşku ve heyecanı dile getiren edebî metinlerden olan şiir metninin çözümlenmesi, incelenmesi ve değerlendirilmesinde tam anlamıyla bir yöntemden söz etmek doğru değildir. Ancak, bu demek değildir ki, şiir karşısında herkesin kendince sezdikleri, söyledikleri inceleme ve çözümleme olarak kabul edilir. Metin çözümlemeleriyle doğrudan veya dolaylı olarak ilgilenen insanların -genelgeçer bir yöntem olmasa bile- bu işin bir metod gerektirdiğini bilmesi lâzımdır. Herhangi bir yönteme başvurulmadan yapılan çözümleme ve yorumlama çabaları kişisel duyarlılıkların ifadesi olmaktan öteye geçemeyecektir. Bu anlamda bir öneri olarak yazar, şiirleri; “şiir ve zihniyet”, “şiirin yapısı”, “şiirin teması”, “şiirin dili”, “şiirin ahengi (ses akışı, söyleyiş, ritim)”, “şiirin geleneği”, “şiirin gerçeklikle ilişkisi”, “şiirin anlamı”, “şiirin yorumu”, “şiir ve metin” başlıklarını dikkate alarak çözümlemenin yerinde olacağını belirtmektedir.

“Şiirde zihniyet” terimiyle Aktaş, metnin ortaya konduğu dönemin zevk ve anlayışını, en belirgin anlamıyla kültür değerlerini, yaşama tarzını, insanlar arası ilişkileri düzenleyen güç ve kurallar bütününü kasdetmektedir. Döneminde hâkim ahlak ve estetik anlayışı aynı zamanda metnin temasını, söyleyiş biçimini, yapısını da belirlemektedir. “Şiirde yapı”, ses ve anlam kaynaşmasından oluşan birimlerin bir tema etrafında birleşmesiyle oluşan düzendir. Bilinen anlamlarıyla dize, beyit, dörtlük, kıt’a, bent terimleri şiir yapısının temel unsurlarıdır. “Şiirde tema”, şiirin yapısı ve anlatımıyla somutlaşan bir unsurdur. Yapıyı meydana getiren birimlerin kesiştiği, birleştiği anlam değerinin en kısa ve yalın ifadesi temadır. Aynı tema etrafında binlerce metin ortaya konulabilir. Yalnızlık duygusu, vatan sevgisi, aşk, kahramanlık duygusu, merhamet duygusu, kıskançlık, cömertlik, cimrilik, nesil çatışması, tabiat sevgisi… tema adlarıdır. Şiir metinlerinde coşku ve heyecanlar, bireye özgü duygu ve duyarlılıklar anlatılır. Duygu ve duyarlılıklar kişiden kişiye değişen unsurlardır. Bu unsurları ifade için günlük hayatta kullanılan sözler, söz kalıpları yeterli olmayabilir. Günlük hayattaki doğal dille bireysel duyarlılıklar dile getirilirken sözlere, kelimelere yeni anlamlar, ses ve söyleyiş değerleri yüklenir. Özel bir duyguyu, sezgiyi, duyarlılığı, heyecanı, coşkuyu daha güzel ve etkili bir tarzda ifade için bunları, bilinen başka unsurlarla ilişkilendirmek gerekir. Bu ilişkilendirmelerde, özellikle mecazlarla kurulan imge ortaya çıkar. Bu nedenledir ki “şiir dili” dediğimiz olgu, imgesel bir dünyada var olur. Şiiri diğer edebî metinlerden ayıran en önemli hususlardan biri de “ahenk”tir. “Şiirde ahenk”, anlam, ses akışı, söyleyiş, ritim ve ses benzerliği ile sağlanır. Ahenk söz konusu olduğunda bu öğeleri birbirinden ayrı düşünmek olanaksızdır. Bu anlamda şiirde ahenk ve dil olgusu birbiriyle yakından alâkalıdır.

Eserin İkinci Bölüm’ünde uygulama kısmına geçilmekte ve bu bölüm dahil, devam eden üç bölümde de tarihsel süreçte Türkçe ile yazılmış bazı şiirler söz konusu dikkat ve yöntemle çözümlenmeye, yorumlanmaya, değerlendirilmeye çalışılmaktadır. “En Eski Türk Şiiri” başlığını taşıyan İkinci Bölüm’de Türklerin İslamiyet öncesinde, Orta Asya coğrafyasında ortaya koydukları metinlerden üç şiir tahlil edilmektedir. Üçüncü Bölüm’de 13.yüzyıldan 19. yüzyıla kadar yazılmış, söylenmiş şiirler çözümlenmektedir. Burada Yunus Emre, Kayıkçı Kul Mustafa, Karacaoğlan, Ahmedî, Necâtî, Fuzûlî, Bâkî, Nedîm ve Şeyh Gâlip’ten alınan metinlere yer verilmektedir.

Eserin Dördüncü Bölüm’ü “Yenileşme Dönemi Şiirine Giriş” başlığını taşımaktadır. Bu kısımda yazar, bir giriş niteliği taşıması itibariyle önce Osmanlı İmparatorluğu döneminde çoğunlukla saray çevresinde ortaya konulan Divan şiirini değerlendirmektedir. 18. yüzyıldan itibaren devlet bünyesinde gerçekleştirilmek istenen yenilikler ve değişikliklerle birlikte Türk şiirinin de yeni bir ses, söyleyiş tarzı, dil ve temalar arama çalışmalarıyla yenileşme dönemine adım attığı belirtilmektedir. Bu bağlamda, söz konusu bölümde yenileşme hareketlerinin öncüleri diyebileceğimiz Şinasi ve Namık Kemal’den sonrasında ise Tevfik Fikret’ten örnek metinler tahlil edilmektedir.

Eserin Beşinci ve son bölümü -aynı zamanda en fazla yer tutan bölüm- 20. yüzyılın ilk yarısına ayrılmıştır. 20. yüzyıl şiiri, geçmiş asırlarda ve kendinden hemen önceki yenileşme döneminde oluşmuş şiir birikimini devralmıştır. Çok farklı kaynaklardan belli oranlarda yararlanarak döneminin sesi olabilecek bir birleşime ulaşma çabası, aynı zamanda yeni şiir tarzlarını da oluşturma gayretidir. Çok büyük bir mirastan yararlanma ve bunlardan bir terkip meydana getirme endişesine bağlı olarak 20. yüzyılda her bakımdan bir çeşitlilik göze çarpmaktadır. İşte bu çeşitliliğe bağlı olarak Aktaş, 20. yüzyıl şiirini üç ana grupta inceleme yoluna gitmektedir.

İlk grupta “1900-1922 arasında şiir” ve bunun alt başlığı olarak “Edebiyat- ı Cedide zevkini sürdüren şiir” ile “Milli Edebiyat dönemi şiiri” üzerinde durulmaktadır. 1900-1909 yılları arasını kapsayan ilk grup içerisinde Tahsin Nâhid ve Mehmet Behçet Yazar’dan birer şiir tahlil edilmektedir. 1911-1923 yılları arasını kapsayan Milli Edebiyat dönemi şiiri içerisinde “Ziya Gökalp çevresinde oluşan Türkçü şiir” başlığı altında Ziya Gökalp, Mehmet Emin, Enis Behiç ve Halit Fahri’den birer şiir, “20. yüzyıl başlarında saf şiir” başlığı altında Yahya Kemal ve Ahmet Haşim’den örnek şiirler ve son olarak “sürdürülen yaşama tarzını aksettiren manzume ve şiirler” bölümünde de Mehmet Emin ve Mehmet Âkif’ten şiirler çözümlenmektedir.

İkinci grupta “1922-1940 arasında şiir” ile bunun alt başlıkları olan “sade dille saf şiiri sürdürenler”, “serbest nazım ve materyalist şiir” ile “memleketçi şiir” üzerinde durulmaktadır. Sade dille saf şiiri sürdürenler grubunda Ahmet Hamdi, Necip Fazıl, Ahmet Muhip ve Cahit Sıtkı’dan alınan metinler değerlendirilmektedir. Serbest nazım ve materyalist şiir grubunda Nazım Hikmet ve Ercümend Behzad Lav’dan birer şiir tahlil edilmektedir. Memleketçi şiir grubunda ise Faruk Nafiz, Ömer Bedrettin, Ahmet Kutsi, Cahit Sıtkı ve Orhan Seyfi’den birer şiir incelenmektedir.

Yazar, “1940-1950 arasında şiir” başlığı altında “yeniliği sürdürenlerin şiiri”, “toplumcu gerçekçi olma iddiasındaki şiir”, “Garip şiiri” ve “Milli Edebiyat duyarlılığını sürdürenlerin şiiri” şeklinde tasnifini yaptığı bu on yıllık süredeki şiire bu eseri içerisinde yer vermemiştir. Eserin Önsöz’ünde belirtildiğine göre, 1940 sonrası Türk şiirinden seçilecek metinler kitabın ikinci cildinde değerlendirilecektir. Aktaş’ın belirttiği üzere, ders hazırlıkları ve notlarının düzenlenmesi sonucunda oluşturulan eser, ilk bölümünde şiir tahlili konusunda içerdiği teorik bilgiler ve metot önerileri ile uygulamada üzerinde durduğu hususlar bakımından konu ile ilgilenen akademisyen ve öğrencilere yararlı bir kaynak olabilecek niteliktedir.

siir-tahlili-a

Şiir Tahlili Teori ve Uygulama, Şerif Aktaş, Kurgan Edebiyat, Ankara 2009, 280 s.

İlginizi Çekebilir