Sanatın Gölgesine Bakarken

Yuja Dab @yujadab

Kapıda bekleyen direnişin sırrını çözmeye yatkın ellerin, hücre duvarlarında savrulduğu yerlerde sanatın kanatlarını ovuşturmaları her dönemde büyülü etkiler yaratmıştır halk tarafında. Bir şair “Uy Havar!” diye seslenir. Dövülmüş, hırpalanmış, işkenceli parmaklar arasına sıkıştırılan sigaranın dumanı duvarın nemini yutarken derinden bir “Uy Havar!” Peki, sanatın işkence ile bir bağı var mıdır? Ya da şöyle değiştirelim: “Sanatçılara neden kıyılır?”

Yeryüzünde kalıplar vardır, belli başlı kalıplar ve o kalıplara uymak zorunda olan yaşam formları. Kuralların dışına çıkmak, bir çiçeği koparmak yerine ona şiir yazmak, onun için resim çizmek, onun adına şarkı bestelemek veyahut onun aksettirdiği bir ev tasarlamak tehlikelidir. Çoğu zaman ölümcül. Kafese sığınca uçmaz sanılıyor kuşlar, ne tuhaf! Sanatçının asli işi düşlemek değil midir? Uçmak onun işi pekâlâ. Uçan bir aygıtı yok etmek isteyen aygırlar ilkin, somutsal açıdan baktıkları için sadece kanatları görürler ve hedef olarak uçan mekanizmaları yok etme dürtüsü içinde bulunurlar. Şöyle bir bilgi verip konu üzerine derin merceklerle puntolama yapabiliriz:

Sincaplar sakladıkları tohumları bulamazlar. Toprak altında unutulan tohumlar, yeni ağaç fidanlarının yetişmesine sebep olur” Sanatçının imkânlarını yok ederseniz geriye eserden bir şey kalmaz, esir ederseniz tamamen yok olur, diye düşünmek düşünsel olarak kıtlık yaşayanların temel çözüm yöntemleridir. Bunun sebebi sakladıkları tohumlara kimsenin dokunamayacağını, orada çürüyüp gideceklerini düşünmeleridir. İyi, güzel siz sevmiyorsunuz madem gökyüzünü, perde çekmek neden? Günışığı ile yakın temastan mest olmuş apartmanın önüne set gibi dizilmiş yeni binalar dikmek neden? Yani siz elmayı sevmiyorsunuz, elma da sizi sevmiyor fakat neden elmanın kendi özünü bulacağı, seveceği, sevileceği tabloya sığmasına izin vermiyorsunuz? İnsanlığın gelişimi ancak ve ancak güzelliklerle olabilir. Şarkı söylediğin için nefesine zift sürülmemesi gerekir.

Kemal Tahir, Sabahattin Ali kitabı hediye ettiği için 13 yıl hapis cezası yedi. 13 yıl! Galeyana getirmek, kışkırtmak, toplum düzenini bozmak… İlginç olan ne biliyor musunuz? Hediye edilen kitap o vakitler yasaklı da değil, yani istediğiniz gibi satın alabiliyorsunuz. “Yasaklı Kitap” dünyanın boğazını yumruklayan en büyük boyun eğdirici özelliğidir. Bir kitap neden yasaklı olur? Bunun mantıksal bir açıklaması yoktur. Esasen yasaklı bir kitap kendi döneminde canavar gibi görülürken, kendinden sonraki dönemde kutsallaştırılıyor. Aynı kitabın 30 yıl önce herhangi bir devlet dairesine girişi kesinlikle yasakken, 30 yıl sonra aynı dairede, aynı masada, aynı memurun masasında aynı kitap özgürce durabiliyor.

Yönetimler…

Bunlar çok daha büyük olabilirlerdi ama, dedi, hiç okumuyorlar. Yani hiç yaşamıyorlar.

Demiş Tahir, Esir Şehrin İnsanları’nda. Hapiste. Yaşamıyorlar, ama yaşamı ciğerlerine kadar sindirmeye çalışanların parmaklarını da prangalıyorlar. İnsan, dediğimiz varlık sürüngenlik vasfında bulunamaz ki! Doğar, büyür, araştırır, sorgular. Bunun önüne geçmenin yollarını aramaktansa ciğerlerinizi tanımakla uğraşın. Yönetimdeki acizliği örtmenin yolu aczi gören gözleri köreltmek mi? Yoksa, gören gözlere cevaben tohumları paylaşmak mı?

Dünyanın en çok okunan, Avrupa’nın ilk romanlarından olarak kabul görülen Don Kişot, hapishanede yazılmıştır.

Sanat acıdan mı doğar? Sanatçı kendini ortaya çıkarırken gölgesini kullanır mı? Ensenizde mermilerin bağırtısını duyarken, ölmeden az evvel dünyanın en iyi şiirini ortaya çıkarmanın hazzını alabilir misiniz?

Temel ihtiyaç olarak görülen kap kacak üretiminde insanlar neden bu mutfak gereçlerine şekil vermek ve farklı figürlerle süsleme gereği duymuştur? Çünkü estetiği saklayamazsınız. Çünkü sanatın ve estetiğin ve güzelliğin üzerimizde ruhsal bir doygunluk verdiği gerçeğinden kaçamayız. Her düşünceyi benimsemek, kabullenmek zorunda mıyız? Tabii ki de hayır. Milyonlarca kişi aynı kaşıktan, aynı yemeği yemek durumunda mı? Milyonlarca insan var ise, milyonlarca düşünce, hayal gücü ve sanat vardır. İşkenceler, cezalar, katletmeler, kaoslar bunun önüne geçemez. Herkes tanrısal güce sahip olmalı mıdır?

Kapıda bekleyen direnişler var. Aklınızda savaşmak yok ve size davalarca saldırıyorlar. Yüzünüzde jilet kesikleri, ama tebessüm ediyorsunuz. Kendi döneminin ve geleceğin raylarını çizmenin büyük ressamı olmanın ilk koşulu gibi: tohumları sakladıkları yerlerden kurtar ve şu sözleri çentikle duvarlara seni ağacından kovanlara:

Yazın üç sütun üstüne kapkara haykıran puntolarla:

Nazım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hala!

Yenilikleri önce ellerimizle itiyor, sonra aynı ellerle sarılmak istiyoruz. Sanatına karşı çıktığımız ressamların resimlerine işiyoruz, sonra o çişi içmek için milyonlarca para ödüyoruz. Şiirini söyleyen dilleri kestiğimiz şairleri asıyoruz, sonra mezarlarında kara gözlüklere sahte yaşlar döküyoruz. Şarkı söyledi diye vatanından kovduğumuz kişinin şarkılarıyla övünüyoruz.

Korkmayın, sanat ısırmayacaktır!

İlginizi Çekebilir