Postmodern Çelişkiler ve Uzaylılara İlişkin Birtakım Söylentiler

Burak Erdoğdu @_burakerdogdu

Eti etime değen insanlardan oldum olası tiksinirim. Kalabalık caddelerin dar kaldırımları ruhuma vurulmuş bir prangadan farksız gelir bana. Adımlarım hep seri ve ayrıktır. Aceleyle yürür, başımı kimseyle kolay kolay göz teması kurmayacak sabit bir açıda muhafaza etmeye çalışırım. Gürültüleri duymam, gereksiz kibarlıklardan ve sahte gülümsemelerden hiç hoşlanmam. Çevremdeki insanlar çoğaldıkça yalnızlaşırım. Ürkek ve yaşlı bir kaplumbağa gibi kabuğuma çekilmek ve sadece rahatsız edilmemek isterim. İnsanlarsa buna asla saygı göstermez; el, ses, göz ve yüz işaretleriyle dürtükler kıymetli yalınlığımı. Hayat zaten bir nevi zoraki iletişimler silsilesi ve aralarda minik nefes alma boşluklarından ibaret tadımlık huzur anlarıdır benim için.

İnsanların yüzüne bakar ve düşünmediğim şeyler söylerim, eğreti bir yüz ifadesi takınır ve inanmadığım düşünceleri savunurum. Karşılığında para alır ve kendimi olduğumdan daha varlıklı hissederim. Böylelikle rahatça borçlanırım, para kazanmak için yaptığım işime git gide daha çok muhtaç olurum. Takındığım ifadeler yüzüme iyice yerleşir, bana ait olmayan sözcük kalıpları bilinçaltımı ele geçirir. Kendime yakıştıramadığım şeyler giyer, son derece yapay jest ve mimikler takınır ve git gide yabancı birisine dönüşürüm. İşte ben bundan ibaretim kendisini tanımayan ve şu saatten sonra çok da merak etmeyen birisi…

Ne zaman aynaya baksam bambaşka bir surat görürüm. Otuz sene azim ve sebatla toplumun ince ince çizdiği silik bir adam. Aynadaki adama baktığım sırada açık unuttuğum televizyondan atmosfere sızan sese maruz kaldım. Kadın haber programlarından alışık olduğumuz duygusuz ve kuru bir ses tonuyla konuşuyordu. “ABD yetkilileri UFO görüntülerini doğruladı. 2004 yılında bir savaş uçağının termal kamerasından alındığı bildirilen görüntülerin gerçek olduğu yetkililer tarafından kabul edildi.”

İki günlük sakalımı elimin ayasıyla sıvazlarken yabancı suretime bakıp düşündüm. Uzaylılar gerçek olmalıydı. Yüz milyarlarca galaksi ve bir o kadar yıldız etrafında dönen gezegenlerin hepsi ölü olamazdı. Uzaylılar gerçek olsun ve beni kaçırsınlar isterdim belki öylelikle daha az yalnız hissederdim. Onlara milli birlik ve beraberliğimizi tehlikeye düşürecek sırlar verebilirdim. Pis bir işbirlikçi olmak için neler vermezdim ki!

Uzaylılar tarafından kaçırılsaydım yarın işe gitmezdim.  Bulaşıkları yıkamak zorunda kalmaz ya da kendine hayrı olmayan ılık kalorifer peteğinin önünde kollarımı bağlayıp, insanlara söyleyemediklerimi sayıklamazdım. Suratlarına vuramadığım gerçeklerin altında bir gün daha ezilmemiş olurdum. Kafama ışığı yeterince uzağa yansıtabileceğini düşündüğüm bir tas geçirmeyi hayal ettim. Tek kişilik balkonuma çıkıp başımı yıldızlara doğru uzatıp uzaylıların dikkatini çekmeyi hayal ettim. Cesaret edip tencereyi kafama geçiremedim. Bana deli diyebilirlerdi, uzaylılar gelse kuru çayla ağırlamak olmazdı hem bakkaldan bir iki tane bisküvi almak lazım gelirdi. Komşular kaza geçirdiğimi sanıp ziyaret etmeye kalkabilirlerdi. Her zamanki gibi cesaret edemedim ve edilgenliğime boğuldum.

Bataklık gibi beni kendine çeken koltuğuma kuruldum. Uçan arabalar ve zihin okuyan geniş alınlı, gri renkli kafalarından iki minik ve kıvrık anten çıkan uzaylılar hayal ettim. Uzaya erişen asansörler ve gökte asılı duran medeniyetler. Zihnimizle kontrol ettiğimiz aletler. Çalışmak zorunda olmadığımız bir dünyada ayrıksı bir yaşam düşledim. Beslenmek zorunda olmadığım, çalışmadığım ve yaşlanmadığım bir dünya… Kendimi tanımak ve var olma amacımı anlamaya çalışmaktan başka işimin olmadığı tamamının bana ait olması hususunda hiç de göreli olmayan bir zaman.

Hayallerim tarafından sarmalandım. Uzaylıların kapıyı çaldığını ve beni saplandığım yalnızlıktan kurtardığını hayal ettim. Beni dinliyor ve söylediğim şeyler üzerinde kafa yoruyorlardı. Hayır, gerçekten dinliyorlardı, ben konuşurken kendi söyleyecekleri sözleri hazırlamaktan çok daha fazlasıydı bu. İnsan ırkının bir türlü beceremediği ve idealar dünyasında bir illüzyondan ibaret saydığı sözde iletişimden çok daha fazlasıydı.

Evrende yalnız değiliz bunu hissediyorum. Geldiler, gördüler ve kaçtılar. Uzaklarda bir yerlerde bizi izliyorlar. İbret almak için çocuklarına derslerinde bizi gösteriyor olabilirler. Belki de kurdukları dev laboratuvarda ürettikleri basit bir akvaryum canlısıyız. Ölüm zannettiğimiz şey de bizi akvaryumun dışına çıkarmalarından ibaret. Hapsettikleri bu fanusta sonsuz yaşamlarının yedek parçası olarak bizi kullanıyor da olabilirler. Belki yaşlandıkça veya organları hasar aldıkça eksiklerini bizden tamamlıyorlardır kim bilir. Zaman ve enerji tasarrufu için gezegenimizi kendi haline bırakmış olabilirler. Bizleri de yeterince derin ilişkiler kuramayacak şekilde tasarlamış olmalılar. Belki de birleşsek, hayallerimizde söylediğimiz gibi birlik ruhu, dostluk ve saire kavramlara sahip olsak onların fanusundan kaçıp özgürleşecektik ve onlar da bizi bunu asla başaramayacak şekilde tasarladılar.

Aynaya baktım ve Göbeğimi tuta tuta kahkahalarla güldüm. İnsanların iki yüzlülüğüne dair elimdeki en gerçekçi açıklama uzaylıların bizi bu şekilde tasarlamış olmasıydı. Koltuğuma yığılırcasına serildim. Güneş sıra halinde göğe serilmiş rengi kızıla çalan bulutların ardından batıyordu. Sessizlik çökmüştü şehre. Uzaylılar bizi dinlendiriyor olmalıydı. Sevmiştim bunu. Sıcak bir demli çay eşliğinde katlanılabilir bir kayıtsızlığa bürünerek güneşin batışını izleyerek gün boyu maruz kaldığım çirkinliklerden arınmaya başladım. Güneş batıyor, etraf kararıyor, sabah gün içerisinde izlediğim bulantı verici film son buluyordu. Tebessüm eşliğinde gökyüzünde kayan yazılarla birtakım isimlerin gözükmesini bekledim.

Arındığımı hissediyordum. Çay iyi gelmişti, biraz daha otursam ertesi günün saçmalıklarıyla baş edebilecek kadar temizlenmiş olabilirdim. Tam o anda göğü yırtan bir kadın çığlığı, neredeyse dini bir ayin havasında yaşadığım arınma ritüelimi bölmüştü. Kadın yardım edin diye haykırıyordu. Etrafında kuru ve şahsiyetsiz bir kalabalık kadını sesinin yüksekliğinden dolayı olsa gerek görünmezlikle cezalandırdı. Kadını kimse fark etmedi, kimse duymadı. Bence kadının çevresindeki insanlar uzaylılar tarafından üretilmiş bir illüzyondu sadece. Sanal gerçeklikte uzaylılar gerçekten bir hayli mesafe kat etmişlerdi. Kadın bir zamanlar gönül ilişkisi kurduğu zannedilen adamın ölüm vaatli cümleleri tarafından hırpalanıyor, etrafındaki insanlarsa en fazla birkaç saniye fazladan duraksayarak yollarına devam ediyorlardı.

Kadın yalnızdı, ben de yalnızdım evrende yapayalnızız. Uzaylılar var olsa da yalnızız olmasa da… Emin olabildiğim tek şey bu. Derimizi kazısanız yalnızlık akacak ve tüm kâinatı kaplayacak. Uzaylıları bile boğabiliriz yalnızlığımızla. Var oluşun ateşini yalnızlık söndürecek ve huzura kavuşacağız. Yalnız bunun olmasına daha çok var, ne yazık ki upuzun yıllar boyunca can çekişmemiz gerekiyor.

İlginizi Çekebilir