Pis Yaşlı Moruk

BURAK ERDOĞDU • @_burakerdogdu

O, mosmor bir çıban başı, irin dolu oluk oluk akan ifrazat, pis kokular ve katlanılmaz bir boşluktan ibarettir. Yan yana getirdiği kelimelerle kopkoyu bir tiksinti uyandırır. Okuması kolay, tahammülü zor ve hazmı imkansız şeyler yazar. Kim bilir belki de ona karşı hissettiğiniz anlamsız çekim, korku ve merak sadece ona öykündüğünüz içindir.

Yer çekimi kanununa uymayan elmadır o. Ayrıksı otudur. Fizik kurallarına baş kaldıran ütopik bir masal karakteridir. Yine de onlar gibi afili ve süslü değildir. Gayet gri, kirli, vasati ve uyumsuzdur. Yenilmez ve de yutulmaz. Hiçbir şeye faydası yoktur. İddiasız, başarısız ve korkutucu… Üstelik tüm bunlarda gerçek olamayacak kadar da istikrarlı.

Bukowski, Henry Chinaski, Hank ya da bunun gibi bir sürü ismi var. Alelade bir şekilde serpilip saçılarak  bir yolunu bulup, bir bütün teşkil edebilen saçma sapan hikayeler yazan adam… Annemizin görüşmemizi istemeyeceği o hergele…

Başarı hikayelerinden etkilenmez.Çalışarak elde edilebilen şeyler ilgisini çekmez. İnsani değerlere aldırmaz, yazdıklarını umursamaz, çoğu zaman düzeltmez, üzerinde pek de durmaz.  Konuları birbirine benzer ve son derece sıradandır. Bukowski’nin tüm romanları hakkında aynı eleştiri yazısını yazabilirsiniz. Hiç de yadırganmaz. Peki onu farklı kılan nedir? Neden Bukowski okumalıyız?  Bir gün bu soruların bir cevabı bulunabilir belki ancak bu yüzyılda değil!

Tek güvenebileceğiniz yanı ona asla güvenemeyeceğnizdir. Siyasi bir duruşu yoktur, sosyal sorumluluk projelerine basar küfürü. Sorumsuzdur ve bununla övünmez. Başka çaresi yoktur. Boşluğa katlanabilir, hiçliğe ve birasızlığa da ama insanlara asla tahammül edemez. İnsanlar, kapladıkları hacimle bile onu çileden çıkartabilirler. Saçma bir şekilde içinden bir yerlerinden bir iyilik çıkmasını beklersiniz. İnatla bunu ummanızı sağlar. Dünyanın en boş ve aptalca bekleyişidir bu.

Basit bir posta memurunun at yarışlarına olan merakını anlatır mesela. Karbüratörü arızalı arabasını, son parasıyla aldığı birayı ve en yakın arkadaşının karısını sırf iş olsun diye ayartmasını anlatır. Bu üçgenin dışına çıkmadan bitirebilir romanlarını. Üstelik her seferinde “İşte şimdi farklı bir şeyler olacak” diye beklemenizi sağlar. Çoğu zaman olmaz. Abartılı vaatlerden uzak, dümdüz söyler lafını. Süse püse gelemez. Doğallığıyla esir almasını bilir. Gerçekçilik sosuna bulamaz yazdıklarını. Öyle bir yazar ki yaşanmamış olamaz. Adli işlemlerde delil olarak kullanılsa yeridir. Kimse onun yazdıklarına hayır bunlar yaşanmadı sadece kurgu diyemez.

Bukowski’nin yazdıklarından daha ilgi çekici bir şey varsa o da yaşamıdır. İlk bakışta özenilesi bir hayattır. Bohem ve sorumsuz. Hatta bazı insanlar Bukowski gibi olmak ister. Bazıları bunu başarır da… Bir gün için Bukowski gibi olunur hatta bir hafta veya bir ay için bile olunabilir. Bir ömür boyu o hayatı yaşamak… Ara vermeden, yorulmadan, usanmadan, bıkmadan Bukowski gibi olmak, işte bu lanettir ve kimsenin kaldırabileceği bir yük değildir.

Modern yaşamın sırtında bir urdur. Kötü huyludur vee yayılmayı sever. Kanser hücresi gibi bedeninize sızar ve sizi kıskıvrak ele geçirir. Güçlü antikorlar üretmemişseniz zayıf düşersiniz. Onun gibi olmak ister bunu beceremezsiniz. İmkansız bir düşü çocuk oyuncağı gibi gösterir. O doğasına karşı çıkmayı başarabilmiştir. Kendini yenmiştir fakat bunda da mutlu değildir. Zaten aradığı mutluluk da değildir onun.

Evrenin karanlık dehlizlerine saçılmış kara deliklerden herhangi birisiyle gözü kapalı yarıtşırılabilecek bir çekim gücüne sahiptir. Yazdıklarından çok yaşadıkları ve daha da doğrusu yaşamamayı göze aldıkları çeker insanı. Kendisine bağlar, seyrettirir ve merak ettirir. Çabasızdır bunu yaparken ve sizi başarılı olmak adına sarf ettiğiniz her bir ter damlasından utandırmayı bilir. Gözünüzü boyamayı sever, kandırır da aslında. Her şeyi bırakıp gitmek, sadece yaşamak ve kendine katlanabilmek, bir ömür o boşlukta salınmak çok kolaymış gibi anlatır.

Görmeye alıştığınız masal kahramanlarını göremezsiniz hikayelerinde. İyilik timsali insanlar yoktur, tıpkı kötü kalpli cadılar olmadığı gibi. Ne masalsı güzellikler vardır, ne uğruna ölünmeye değer idealler, ne biçem kaygısı ne toplumsal mesaj verme çabası. Üstelik filozof da değildir. Felsefi söylemlerden de destek almaz. Parası bittikçe yazar, kazandığını at yarışı ve içkiyle harcar, kadınları sever ama onlarla anlaşamaz. Kimseye iyilik yapmaya çalışmaz ve bencilliğini saklamaz.

Yeni ve sarsıcı bir varoluş şeklinin kaşifidir. Bak der adeta böyle de var olunabilir. Asla önermez, denememizi istemez. Özgün olmak istediğinden değil asla, bu yükü kimsenin kaldıramayacağını bildiğinden. O pis yaşlı bir moruktur. Sorunlu bir çocukluk, alkolizmle dans eden bir hayat, zincir vurulamaz özgür bir ruh.  Ve tanısı henüz konmamış bir yığın şey daha…

Bukowski okuyarak aydınlanamazsınız. Hayatı gibidir yazdıkları. Size hiçbir şey katmaz. Ufuk açma vaatleri savurmaz da zaten. Okurlarının ensiz omuzlarına bu ağır sorumluluğu yüklemeyeceklerini bilir. Dudağınızın kenarında minik bir tebessümle okursunuz ve içinizden çoğu zaman şöyle dersiniz. “En kötü ne olabilir ki, en kötü ne olabilir.” Peşi sıra kalıcı bir kayıtsızlık çöker. Boşvermeyi öğrenirsiniz ve bunun olası sonuçlarına katlanmayı da…

İlginizi Çekebilir

süperbetin giriş