kartal escort

Otoritenin Çığlıkları ve Toplumsal Rüküşlüğe Karşı Aydının Rolü

Burak Erdoğdu @_burakerdogdu

İşlek zihinler kakafoniden hiç hoşlanmazlar. Arka plandaki uğultular onlar için sağır edicidir. İç seslerini dinleyemeyecekleri, çevreden soyutlanarak zihinlerinin karanlık dehlizlerinde dönen gizemlerle yüzleşemeyecekleri sığ bir ortamda nefes dahi alamazlar. Uzun süreli dinginlik yetmezliğine maruz bırakılırlarsa zihinleri körelir, ciltleri solar, avurtları çöker, gözleri fersiz bakar ve omurgaları kamburlaşır. Tek bir istekleri vardır; sadece ilişilmemek… Ödenmemiş faturalar onları bulmasın, seyyar satıcının talepkar sesi kulaklarını didiklemesin, komşunun haylaz çocuğu matematik ödevine yardım istemesin, musluğun contası sıyırmasın, iş yerindeki kazulet suratlılarla kimsenin karnının tam olarak doymadığı sevimsiz iş yemekleri düzenlenmesin, akrabalar çenelerini tutabilsin ve küçük esnaf her gördüğü müşterinin derhal oracıkta iliğini emmeğe yeltenmesin… İşlek zihinler böyle şeyler isterler ya da en azından bunlara karşı tahammül gücü kazanmak; oysa geride yığınla gürültülü atık bırakan sosyal kokuşmuşluktan kaçmak imkansızdır. İç dünyasında yaşamaya çalışma gibi lüks sevdalara tutulanlar insanın çürümüşlüğünden kaçabilmek isterler. Zihinlerinde kurguladıkları soyut dünyaya dönmek ve toplumu bir arada tutan sahte bağlardan uzak kalmak isterler. Büyüleyici bir safdilliktir bu! Böylesine karmaşık zihinlerin bu denli basit bir hataya düşmeleri gerçekten inanılmazdır.

İşlek zihinli insanların kamusal alandaki çürümüşlüğe sessiz kalamamasının en büyük nedenlerinden birisi de insanların yüzlerine taktıkları maskelerin ardını rahatlıkla görebiliyor olmalarıdır. Maskenin altındakini fark etmemiş gibi davranmak hatırı sayılır bir gerginlik yükler ancak toplumun bekası için aydın bir şekilde bu yükü omuzlamayı öğrenmelidir. İç yüzümüzün pisliğini sakladığı için toplumu birbirine kenetleyebilen sosyal maskelerimizi sevmemiz gerekir. Kişiliğimizi gizlemeseydik asla bir arada yaşayamaz ve bu denli gelişkin bir hayata erişemezdik. Milyonlarca kişinin birlikte yaşayabilmesinin tek yolu bu maskeleri takmaktan geçer. Kendimize yabancılaşmak pahasına bu bedeli ödemeliyiz. Maskelerimize alışmalı ve maskesini takmayanları derhal dilimizin bahşettiği en sert olanaklarla uyarmalıyız.

Toplum bilinçaltına dek nüfuz edebileceği, kakafoni toleransı yüksek bireyler ister. Kendisi tarafından şekillendirilmemiş tek bir yargıya dahi tahammül edemez. Birçokları tarafından medeniyet skalasının tepesine yerleştirilen “Batı” toplumlarının genel norm halini almış bireycilikleri dahi toplumsal bir yargıdır. Bahsetmek istediğim toplumun yargısının iyi veya kötü oluşu değil onun karşı konulamaz oluşudur. Bireyler tek başlarına ona karşı çaresizdirler. Onun anaforlarında yitip yok olmayacak hiçbir bireysel irade yoktur!

Toplum olağanüstü bir motivasyonla bireylerin kişisel özgürlük alanlarına saldırır. Siyasi güç odaklarının toplumla el ele verip şekillendirmekten imtina edeceği hiçbir davranış kalıbı yoktur. Evlerimizin içlerine girer, yatak odamıza ve mutfağımıza sızar, çatal kaşık takımlarını koyacağımız yerlerden perdelerimizin rengine kadar müdahale ederler ki daha soyut yargılarımıza kolaylıkla erişim sağlayabilsinler. Bireyin, sahip olduğunu sandığı kişisel eşyalarıyla ve onların hapishanesi rolünü keyifle üstlenen diğer insanlarla arasında görünmez toplumsal altyapı kabloları vardır. Toplum bu kabloları kendisini beslemek ve diri tutmak için kullanır. Kılcal damarlar gibi toplumu kuşatan bu bağlar onu bir arada tutabilmek için biçilmiş kaftandır.

Toplumun bir arada kalmak ve sonsuza kadar aynı şekilde var olmak gibi iddialı bir amacı ve bunu gerçekleştirmek için epey etkili bir aracı vardır. Toplumun bastırılmış dürtülerini dile getirebildiği ölçüde yaşam şansı bulabilen siyasi iktidar birey üzerinde toplumun vekaletiyle tahakküm gücünü kullanır. İtaatkâr bir şekilde ses çıkarmadan toplumun onlara pay biçtiği rolleri oynayanlar güç tarafından kutsanır ve toplumun gözüne sokulur. İyi bir iş sahibi olmak, evlenip üremek, belirli toplumsal otorite figürlerine saygı beslemek gibi itaat sembolleri otorite açısından çok önemlidir.

Otorite bireyin üzerinden biçerdöver gibi geçer. Bireylerin zihinlerine tek tipleştirilmiş düşünceler giydirir. Üzerinden rüküşlük akan eğreti fikirlerle dolu zihin bunları benimser ve kabullenir. Bir başkası için dikilmiş kıyafetleri giyen birey onun içerisinde kaybolur ve kişiliksizleşir. Rüküş kıyafetler içerisinde gezinen toplumun alelade bir dişlisinden ibarettir artık. Otorite, bireyin üzerine oturmayan fikirler giydirdikten sonra onu rahatça istediği istikamete doğru sürükler. Sürü hayvanı edasına sahip olan bireyin bu andan sonra otoritenin kıskaçlı kollarından kaçabilme şansı yoktur. Otorite, dayattığı rüküş kıyafetleri reddeden, kendi fikir kalıplarını kendi hazırlayıp giyen ve düzenli aralıklarla güncelleyen bireylerin öngörülemez düşüncelerine tahammül edemez.

Tek tip fikirler giyen bireylerin aidiyet hissi kolayca pekişir. Her yanlarına sinen bir bütünün parçası olma fikri, var oluşlarına kendi başlarına yükleyemedikleri mistik ve yüce bir anlam yükler. Rüküş fikirler küresel bir tutkal gibi toplumu kuvvetle birbirine kenetler. Bu sayede çatışan çıkarlar sanki uyumluymuş gibi gözükür ve halk iktidar sahipleriyle ortak çıkarlara sahip olduğu düşüncesine kapılır. Otorite rahatsız edici bir desibel şiddetiyle hazır kesim rüküş fikirlerin giyilmesini haykırır. Kesintisiz yakarışları tek tip kıyafetler içerisinde görerek gönül rahatlığına eremediği bireyler üzerine boca olur. Onları derhal toplumun birlik ve beraberliğinin düşmanı ilan eder.

Zihnini serbestçe kullanabilen özgür bireyin iktidara karşı takınabileceği iki rasyonel tutum vardır; ona ortak olmak ya da ona karşı olmak… Akıl, sahip olamayacağımız güce karşı çıkmamızı emreder ancak buna karşın milyonlarca insan güce karşı doğadışı bir absürtlükle üçüncü bir yol izler: Ona razı olmak! Otorite hiç dinmeyen çığlığıyla bireyin en mahrem yanlarına çomağını sokar. Otoritenin ilişmediği kamusal alan kalmaz. Köşeye sıkışan birey tek meşru var oluş biçiminin güç sahibinin diktesi doğrultusunda mümkün olabileceği sanrısına kapılır. Bu yanılgı sayesinde iktidar kendi çıkarını halkın da çıkarı gibi göstermeyi başarır. İktidarın sesi o kadar çok çıkar ki kendine özgü ve nispeten tutarlı bir gerçeklik kurgulayabilir. Halk böylelikle iktidarın kalın bir sis perdesi ardına ardına gizlediği gerçeği görmekte zorlanır;  oysa onun güce ilişkin mümkün olabilecek tek çıkarı gücün mümkün olduğunca zayıf ve denetlenebilir olmasından ibarettir!

Birey bir kez düşüncelerindeki farklılığın değerini idrak edince toplumun rüküş fikirlerinden ve otoritenin kulak tırmalayan tiz çığlıklarından nefret eder. Özgünlüğünü keşfeden birey toplumun diktiği rüküş kıyafetlerden kurtulur ve böylelikle ilk kurşun sıkılmış olur. Otorite ve aydın arasındaki sancı dolu ve buhranlı savaşın bir galibi yoktur. İki tarafın da milyonlarca can yitirdiği ve kazançların kayıplar yanında hayli sönük kaldığı kanlı bir siper savaşıdır bu! Aydınlar gücün tahakkümünü kırmak için organize olmak, girift bir şebeke kurarak örgütlenmek zorundadırlar. Ancak bu sayede güce kafa tutabilirler. Güçlenen aydınlar konumlarını koruyabilmek için seslerini yükseltirler. Otoritenin çığlıklarını ancak daha yüksek sesle çığlık atarak bastırabilirler. Tam da bu noktada aydın otoriteyi baskılar ve çığlık çığlığa onun yerini alır ancak geri dönüşü olmayan korkunç bir bedel uğruna…

İktidarı ele geçiren aydın düşünsel derinliğini yitirir ve yozlaşır. Tek amacı gücü korumak olur, kendi rüküş doğrularını dayatır ve toplumu bir önceki güç odağından başka bir yöne doğru sürükleme gayretine girişir. Aydın otoriteyi yenebilmek için özündeki hoşgörülü ve özgürlükçü yanları törpülemek zorunda kalır. Neticede elimize geçen tek şey başka bir güç odağından ibarettir ve bu güç odağı da bir başka güç odağı tarafından devrilene dek benzer evrimsel süreçleri yaşamakla yazgılıdır…

Aydınlar muhalif kalmalıdırlar. Onları değerli kılan topluma yabancı kalarak geçirdikleri ayrıksı hayatlardır. Omuz başlarını ezen ve kafalarını huzurla geleceğe çevirmelerini engelleyen karamsarlık, bireyin iktidarın keskin gücüne karşı sığınabileceği muazzam bir kaledir. Aydın, beynini sıkıca kavrayarak zihninin tüm kıvrımlarını sergileyen düşünsel kıyafetleriyle toplumsal hayatta boy göstermelidir. Şıklığıyla ışık saçan aklı sayesinde toplumu kitlesel rüküşlüğünden çekip çıkarmalıdır. Aydın otoriteyi bastıran çığlıklar atmaz ancak ona layık kulakların duyabileceği bir fısıltıyla konuşur. Özgürlük bulaştıran fikirleri çoğu zaman pandemik bir yoğunlukla değil nesilden nesile aktarıldıkça yayılır. Ortalama insan ömrünün epey üzerinde sürelere de mal olsa hür fikirler böylelikle toplumun damarlarına sirayet eder. Aydını kısa vadeli amaçlara hapsetmemek, onun ortak insanlık mirasındaki yerini algılamak ve ona mümkün olduğunca ilişmemek gerekir…

İlginizi Çekebilir

betpas

canlı bahis

güvenilir bahis siteleri