Osman Aytekin Anadolu Yollarında

Erdal Noyan

Bu kurban bayramında Ankara’da kaldım.

Yorgundum ve param yoktu. (Bu söz bana Napolyon Bonapart’a barut kalmadığını söyleyen subayı hatırlattı.) Yazın iyice bir gezmiştim. Güzün durmak iyi olacak. (Şimdi de bütün yazı eğlenceyle geçirip, kış geldiğinde karıncanın kapısına dayanan ağustos böceğini hatırladım.) O kadar da değil.

Bayram burada da usulünce değerlendirildi. Arkadaş ziyaretleri yapıldı; gidildi, gelindi. Tatlı yenildi, tatlı konuşuldu.

Okumak için fırsat aradığım bir kitap vardı. Bu bayram günlerinde okumak istedim. Boşluklarda elime aldım.

Hani bir soru vardır: Boş vakitlerinizi nasıl değerlendirirsiniz? Cevaplardan birisi şudur: Kitap okurum!

Oysa kitap okunan vakit boş vakit değildir, dolu vakittir bir kere. Kitrap okumak, boş vakit doldurmak için başvurulan bir eylem sayılmamaladır ayrıca. Bu yüzden, “Boşluklarda elime aldım.” cümlemi, “Misafir gelmediği ve misafirliği gitmediğim zamanlarda elime aldım.” olarak düzeltiyorum.

Anadolu’nun çeşitli yerlerinde geçen hikâyelerin buluştuğu kitabın yazarı Osman Aytekin. Adını Buluşma koymuş. Çoğu yazarın alışkanlığı olduğu üzere, hikâyelerden birinin başlığı kitaba isim olmuş.

Buluşma başlıklı hikâyenin hünüz başlarındayken sayfanın köşesine, “Genç bayan avukat ile danışan görünümlü yaşlı adam arasında baba – kız bağı var.” notunu düşüyorum. Bakalım haklı çıkacak mıyım?

Harman Zamanı (hikâye, 2012), Kesişen Yollar (roman, 2013), Buluşma (hikâye, 2014); Aytekin edebiyata epey zaman ve emek ayırır oldu. Diyebilirim ki ressamlığı, çizerliği unutulmak üzere.

Anadolu Yollarında başlığı altındaki ilk hikâye üzerinde biraz durmak istiyorum.

Hikâyedeki mekânlar, kişiler ve olaylar fazlasıyla tanıdıklar.

Anlatıcısı ve başkişisi idealist biröğretmen olan Anadolu Yollarında başlıklı hikâyenin mekânı çorak bir Ege kasabasıdır. Kasabalılar kız çocuklarını okutmaktan yana değillermiş. Çiçeği burnunda öğretmen İbrahim, bu eğilime karşı davranış geliştirince yapılan şikâyet sonucu yakın bir köye sürülür.

Aytekin’in Sürgün başlıklı hikâyesinin başkişisinin de Yusuf isimli bir öğretmen olduğunu da bilgi olarak araya sıkıştıralım. Oradaki öğretmenin de sürgün yediği zaten başlıktan belli.

Anadolu Yollarında’nda dikkatimi özelikle çeken yazının dili oldu.

Hikâyenin yaşandığı düşünülen zaman diliminde kullanılan dille yazılmış. Şu sözcükleri örnek verdiğimde söylemek istediğim daha iyi anlaşılır: Mektep, maarif, muallim, hademe, defterikebir, tedrisat. Bunun bu hikâye için bilinçli yapıldığını düşündüm. Diğer hikâyeleri okuduğumda hükmüm kuvvetlendi.

Hikâyede, siyah beyaz çekilmiş bir yerli filmde Hülya Koçyiğit’in (İsterseniz Türkan Şoray da diyebilirsiniz.) dilinden çıkmış sandıran cümleye de rastladım: “Zira yeni atandığım mektebi bir an önce görme isteği mütemadiyen ıstırap ve yorgunluğumu unutturmuştu.”

Metnin içinde fotör (fötr) gibi batı kökenli sözcüklerle de karşılaşılabiliyor: “Köşede nargile çeken fotörlü bir adam ki sanırım otuz beş yaşlarında idi.” Fransızcadan fötr, Farsçadan nargile. İlginç bir Doğu – Batı buluşması.

Aytekin’in kullanacağı sözcükleri olayın geçtiği mekânın belirlediği de oluyor. Çağnı Eteklerinde başlıklı hikâyesinde kullandığı ve benim de bazılarını ilk kez duyduğum keven, gangal, püz, zikke, çördük, kitre, hozan, yalak sözcüklerini bu tespite dayanak olarak gösterebiliriz.

editorden

Anadolu Yollarında, öğretmenin başka okula atanmasıyla bitmiyor. Devamını kitabı okuyacaklara bırakalım. Hikâyenin sonunda şaşırtı var.

İlginizi Çekebilir

süperbetin giriş