“Öğrenme Aşkıyla Geçti Ömrümüz, Aşkı Öğrenmesek de…”: Ustam ve Ben

Leyla Mihrinaz Engin

Ustam ve Ben adlı roman ile beyaz bir fil sırtında, Filbaz Cihan öncülüğünde, Osmanlı İmparatorluğu’nun 15. ve 16. Yüzyıllardaki yaşamına yürüyeceğiz ve o dönem İstanbul’una,  Osmanlıdaki entrikaların içine dalacağız. Kahramanımız Sermimar Sinan. Ancak esas kahramanımızın ikinci planda duruyor gibi görünmesinin sebebi yazarın ifadesiyle, kronolojik bir akışa sadık kalma zorluğu, zaman ve anlatımda tıkanmamak. Bu nedenle kitabın tüm yükü Hintli Cihan’ın sırtına bindirilmiş o ve fili ile bir yüzyılı beraber yürüyeceğiz. Tarihin aralıklarından içeri sızıp, birçok gerçeğin üzerindeki tozu üfleyip, sanatın ve sanatçının gerçek yüzünü göreceğiz.

Kitabın ismindeki “Usta” Sermimar Sinan’dır. Kitapta işlenmek istenen Sinan’ın mimarı olduğu camiler, köprüler, mescitler, medreseler, imarethaneler, hamamlar, kervansaraylar, sayısız eserler ve Mimar Sinan’ın kişiliğidir. Ustam ve Ben adlı roman aracılığı ile onun eşsiz eserlerini inşa ederken ki tutumunu görüyor, ince düşüncesine, azmine ve insan ilişkilerindeki bilge duruşuna şahit oluyorsunuz.

Kitapta Usta’nın dört kalfası olarak kaleme alınan Nikola, Davut, Yusuf ve Cihan, öyle ustaca işlenmiş ki, okuyucu olarak o döneme gidiyor, yaptıklarının ve yaşadıklarının adeta canlı tanığı haline geliyorsunuz.

Roman okuyucuları bilir; her yazarın bir üslubu vardır. Ustam ve Ben adlı romanda öylesine tatlı bir anlatım tarzı var ki damakta tat bırakıyor. “Tatlı Anlatım” tabiri tam da bu romana yakışıyor.

Ustam ve Ben ismi ile kaleme alınan romandaki “Ben” sır dolu, atik, cesur ve bir yığın sorunla karşı karşıya gelen Cihan karakteridir. Cihan’ın baktığı fil, Hindistan’dan Sultan Süleyman’a armağan olarak gelmiş olması nedeniyle çok önemseniyor. Fil sayesinde her ortama girip çıkabilen Cihan, sarayda dönen birçok haklı haksız, kanlı kansız olaylara şahit olmuştur. Romanı okurken kendinizi, Cihan ile beraber fil sırtında hissediyor, kendinizi o dönemde yaşananların içinde buluyorsunuz.

Kitabın başından sonuna kadar ince bir aşk işlenmektedir. Biz tarih kitaplarından aslında Mimar Sinan’ın Sultan Süleyman’ın kızı Mihrimah Sultan’a aşık olduğunu ve evlenmek istediğini öğrendik. Hürrem Sultan, Mihrimah Sultan’ı dönemin veziri Rüstem Paşa ile evlendirir. Ancak Ustam ve Ben kitabında Sinan’ın bu aşkına değinilmemiş, Filbaz Cihan, Mİhrimah’a gizli aşk besliyor ve bu aşkı ömrünün sonuna kadar yüreğinde taşıyor şeklinde vurgulanmış, bu aşkın Mihrimah Camisine de büyük bir ustalıkla işlendiği kaleme alınmıştır.

Kitap aracılığı ile Süleymaniye, Şehzade Mustafa, Rüstem Paşa, Mihrimah, Selimiye Camilerinin yapılış hikâyelerine vakıf olmak okuyucuda ayrı bir keyif ve merak uyandırmaktadır. Mevcut yapıları ziyaret etme arzusu uyandırtmaktadır. Yangına maruz kalan Topkapı Sarayı’nda mutfaklar, haremin kuzey kanadı, has odanın kimi kısımları kül olur. Sinan ve dört kalfası Topkapı’yı yeni baştan inşa ederler. Bu vesileyle okuyucu olarak bir daha tarihin sayfalarını karıştırıp dönemin yaşamına göz atma ve dünya miras listelerine girmiş olan sanat eserlerini görme arzusu duyarsınız.

Sinan kalfalarına sadece mimarlık öğretmez “ onların ruhlarındaki yaraları da tamir ediyor, çürümüş viran olmuş kısımları da onarıyordu sabırla sebatla.”  Kitapta ilerledikçe, kalfalarıyla ilgili sırları örten perdelerin açılışını, Nikola’nın çaresizlik içinde vebadan öldüğünü, dilsiz olarak bilinen Yılmaz’ın aslında Mimar Sinan’a âşık Sancha isimli bir kız olduğunu, Davut’un inşaatlar boyuncu gizliden gizliye yürüttüğü hilebazlıkları ve yine Davut’un Usta’ya ve Cihan’a oynadığı oyunların altında yatan gerçekleri, Cihanın karşı karşıya kaldığı zorlukları hayretler içerisinde okuyorsunuz.

Mimar Sinan’ın bilge duruşu, her bir kalfanın sırlarla dolu yaşamı, kahramanımız Cihan’ın aynı zamanda hırsız bir Hintli oluşu, Kanuni Sultan Süleyman’ın hükümdarlık yaptığı dönemlerdeki saray içi entrikalar (1520-1566)- onun ölümünden sonra gelen Sultan Selim’in aykırı yaşamı (1566-1574)- Sultan Selim’den sonra gelen III. Murat’ın kuralcı tutumu (1574-1595)- ve hayal gücüyle işlenmiş olaylar örgüsü okuyucuda her an gerginlik yaratmakta ve okuyucuyu tetikte tutmaktadır. Bu yönüyle Ustam ve Ben Romanı aşk, ihanet içeren ilişkiler, iktidar kavgaları ve yobazlığa rağmen gelişen sanatı işlemektedir. Yazarın dile, olaylara ve zamana hakimiyeti, hüneri, okuyucuyu baştan sona şaşırtmakta, ürkütmekte, üzmekte, sevindirmekte hayretler içinde bırakmaktadır. Yani sizi romanın içine almaktadır.

Mimar Sinan’ın ölümünden sonra, iç içe muamma ve sır dolu olayların çözüme kavuşma şekli oldukça ilginçtir. Mihrimah Sultan’ın Dadası olan Hesna Hatun, bir yan figüran gibi duruyorsa da sonlarda önemli roller ve çözümlemeler yüklenecektir. Hiç beklenmedik bir şekilde Davut ile Cihan, Cihan ile Hesna Hatun karşı karşıya gelecek, bu karşılaşmayla birçok sır ortaya çıkacaktır. Ve bu buluşmaya ateşte yakılan sığırkuyruğunun yaydığı koku sebep olacaktır. Çözülmeler sonucunda, sessiz ama haşin entrikaların yaşandığı dönem demekten kendinizi alıkoyamayacaksınız.

Cihan ve fili Çota arasındaki ilişki sizi fil hayranlığına itebilir. Fillerin özellilerini öğrenme ihtiyacı duyabilirsiniz. O devasa hayvanın hissi ve akil bir hayvan oluşu, bir tehlike karşısında sessizleşmesi, sizi şaşırtabilir. Ustam ve Ben romanında Çota önemli bir kahramandır. Zorlu bir doğum ile dünyaya gelmiş ana yurdu Hindistan’dan Topkapı Sarayı’na getirilmiş, savaşlarda bulunmuş, Mimar Sinan’ın yapılarında inşaat malzemesi taşımıştır. Ölümü, bir insanın ölümü kadar acı yaratmıştır. Çota’yı çok seven Cihan’ın Çota’nın dişini bir insanı mezara gömer gibi, Mihrimah Camisinin bahçesine gömmesi oldukça enteresandır.

Kitapta figüran gibi görünen Çingene Balaban, okuyucu tarafından sevilecek, önemli bir kahramana dönüşecektir.

Kitabın bazı yerlerinde geçen “Cin” figürü oldukça ilginçtir. Cin figürüne yazarın diğer kitaplarında da rastlanır.

Rüya ve rüya tabirlerinin de kaleme alınması ayrı bir zihin fırtınası yaratmaktadır.

Akıp giden anlatımların arasında kısa ve öz kelimelerle çarpıcı öğretilerde bulunulmuş. Bu öğretiler, soluksuz okuyacağınız Ustam ve Ben kitabında soluk almanızı sağlayacaktır.

Olay örgülerinin geçtiği dönemlerde İstanbul nüfusunun 500 Bin olduğu belirtilmiş. İnsanların daha sosyal, sağlıklı ve kültürlü yaşamaları için, sarayların, köprülerin, camilerin, su kanallarının, rasathanelerin, medreselerin ve benzeri dört yüze yakın inşanın yapıldığı bu dönemde insanların batıl inançlarıyla da karşılaşıyorsunuz. Bağnaz düşüncelerinden dolayı dört kalfa tarafından yapılan rasathanenin yine dört kalfaya yıktırılması okuyucuya büyük acı verecektir.

Elif Şafak’ın büyük bir ustalıkla kaleme almış olduğu Ustam ve Ben romanındaki zengin dil, olay örgüleri arasındaki ince geçişler, 16. Yüzyıl İstanbul’una ait dil, kültür, sanat alanlarında kullanılan mahalli dile olan hâkimiyet, teknik ve edebi belirlemelerindeki zengin kelime dağarcığı, sınırsız hayal gücü takdire değerdir.

Eminim ki Ustam ve Ben Romanı’nı okuyanlar Edirne ve İstanbul’da Mimar Sinan ve kalfalarının yapmış olduğu sayısız camileri, kümbetleri gezip özellikle Mihrimah Camiinde bahçeye gömülü olan Çota’ya ait fildişi mezarını görmek isteyeceklerdir.

Bu eşsiz kitap, sözü edilen yapılara ve yapıların sahibi Mimar Sinan’a bir daha dikkatleri çekip saygıyla anılmalarını sağlayacaktır.

ustamvebenkapak

Ustam ve Ben, Elif Şafak, Doğan Kitap, İstanbul 2014, 480 S.

İlginizi Çekebilir

betpas

canlı bahis

güvenilir bahis siteleri