Nisyan “Tüm Sesler Çekildikten Sonra Başlıyor Korku…”

Cemal Melik Dıvarcı @b.askayolculuk

İlk baskısı 2013 yılında Can Yayınları tarafından yapılan eserin 3. ve son baskısı Temmuz 2016 tarihini taşıyor. Roman Tanpınar’ın “Eşik” adlı eserinden ‘hakikat’ üzerine alınan bir epigrafla başlıyor.  112 sayfalık romanın her sayfasında bir başlık yer alıyor. Bu başlıklarda 1. tekil anlatıcı üslubu kullanılmış. “Şimdi onların oyuncağı oldum”(s.13) ilk başlıkken, son başlık “Sonsuz bir an boyunca elimi uzatıyorum” (s.112) cümlesidir. Başlıklar aynı zamanda bu bölümlerin son cümlesidir. ‘uzun yollar’ başlıklı bölümün son cümlesi yine ‘uzun yollar’dır.(s.15)

Ben anlatıcı üslup kitabın geneline yansıyor. Daha ilk cümleden iç konuşmaların sinyallerini alıyoruz. Postmodernist romanlarda sıkça kullanılan bilinç akışı tekniği eserin geneline yansımış durumda:

“Tüm sesler çekildikten sonra başlıyor korku. Pencerenin önünde oturmuş zamanı ören biri var… Hareketleri yavaş örgü şişleri gevşek takma dişler gibi tıkırdıyor”(s.13)

Yazar şiirsel bir üsluba ve soyut ifadelere oldukça fazla yer veriyor. Yukarıda geçen ifadede zamanı ören biri pencereden dışarıyı seyrederken örgü yaparak zaman geçiren ve takma dişleri olan yaşlı bir kadını imgeler, anlatılanlar soyut ifadeler olarak dikkat çeker. Eserin genelinde bu tür örneklere rastlamak mümkün…

Yine postmodern tavırda görülen arayış esere yansımış durumda. “Kimsiniz?” diye soran yazar aynaların bile bizi bize gösteremediğini ifade eder: “Başkalarının cümleleriyle konuşuyor aynanın içindeki adam”(s.18). Bu postmodern bireyin ‘kendi’ olamayışından kaynaklanır. Toplumun dayattığı tek düze insan profili başkalarının cümleleriyle konuşur. Benliğinde kendinden bir şeyler kalmaz. Birey, kendine yabancılaşır:

“Yaşadıkça uzaklaşıyorum kendimden. Bildiğim o kimseden”(s.28)

Toplumun birey üzerindeki baskısı oldukça fazladır:

“Duymadığımı sanarak konuşuyorlar. Benden söz ediyorlar biliyorum. Kendime bakamadığımı düşünüyorlar”(s.19) Bu ifadede toplumun bireyi biçimlendirmeye çalışması ve dedikodunun birey üzerindeki olumsuz etkileri vurgulanıyor.

Eserde Hz. Adem ve Hz Havva’nın ‘yasak elma’ hadisesi hatırlatılır. Mum ışığında oturan kadın acılı türküler söyler ve ağlar. Günah işlemeye müsait doymak bilmeyen insan yasak elmayı yemeye oldukça isteklidir:

“Elma ister misin? Doymak bilmeyen gölgem istiyor”(s.29)

İlk insan Hz Adem pek çok yerde daha hatırlatılır.  “Benim oğlumun adı da Adem”(s.69) ve “Korkma Adem ben buradayım” (s.99) gibi başlıklarda bu durum göze çarpar. İnsanlığın atası, ilk günahkâr eserde sıkça yer alır.

Gülsoy’un eserinde yazmakla ve yazarlıkla ilgili enteresan tespitler vardır. Ona sorulan bir yazar hakkında konuşmak istemez. “Ben de yazıyorum diyorum küçük kağıtlarımı gösteriyorum onlara. Kadın çöpe atmadığı zamanlarda yaşamayı sürdürüyorum” diyen yazar: “Gidin artık sormayın. Tanımıyorum onu. Yalancıdırlar. Yazarları sevmem ben”(s.34) cümlesiyle okuru şaşırtır. Şairlerin, yazarların yalancı olduğuna dair geçmişten günümüze pek çok söz söylenmiştir. Hatta pek çok yazar “Şuarâ” suresini telmih eder. Bir yazarın yazarlara yalancı demesi onun yalan söylediği anlamına gelir. Yani Gülsoy’un bize bizi anlattığı eser bizim gerçekliğimizdir.

Eserde yalnızlık teması oldukça fazla işlenir. İnsan kalabalıklar içerisinde yalnızdır. Sesini onlara duyuramaz. Sosyal bir varlık olması sebebiyle bu yalnızlık ona mutsuzluk getirir:

“Sırtında kocaman bir mutsuzluk bulutu. Tek başına kalıyorum sessizliğin ortasında”(s.41)

Birbiriyle bağlantılı pek çok başlık içeren kitabın son cümleleri şu şekildedir: “Orada öylece duruyor sihirli nesne. Kibrit. Cüssesinden beklenmeyecek bir kudret. Heyecanlanıyorum. Sonsuz bir an boyunca elimi uzatıyorum.”(s.112) Ateşin varlığı insanlığın doğuşundan günümüze kadar oldukça önemlidir. Bilgiyi, medeniyeti, ısınmayı, yemek yemeyi temsil eden bu mucizevi olay insanoğlunu her zaman üzerinde düşünmeye sevk eder. Prometheus’un tanrılardan çaldığı ateş Gülsoy romanında bile bile yanmaya gidecek kadar hayranlık vericidir. İnsan bile bile hatalar yapan, yanan ve hayatın mucizelerini çözmeye çalışan bir varlıktır.

Gülsoy okuru sıkmayan kısa cümlelerin içerisine pek çok derin anlam yükler. Onun içinden gelenleri tek solukta anlattığı roman bir isyan değil “Nisyan”dır. O bireyin çıkmazlarıyla Gülsoy’ca mücadele eder. Tek solukta okunması gereken eser bizi sormaya, sorgulamaya ve düşünmeye sevk ediyor…

İlginizi Çekebilir