kartal escort

Mimarinin Belirlediği Bir Kast Sistemi ya da Distopik Bir Gerçeklik: Platform

Aydın Meral

Alışkanlığımdır kitap arkası yazıları okumamak. Aynı şekilde film fragmanlarını da izlemem. Bu da bir tercihtir, Belli ki!

Platform filmin ilk anı: Mutfak.. Ve ardından bir göz, ne olduğunu anlama edimi. Aklıma ilk gelen şeylerden bir Samsa’nın böcekleşmişliği oldu veya önceki kurguları bir kenara bırakıp filmin ne olabileceğine dairlik bir seçim. Belki distopik bir alan, mekân. Olanlara alışkın olduğu izlenimi veren yaşlı bir adam ve ne olduğunu anlamanın sınırlarını öğrenmeye çalışan bir diğer karakter. Tür olarak korku mu, psikolojik mi, tarihi mi? Kafamda bu soruları oturtmaya çalışırken parçaların yerleşmeye başladığı bir bütünleşme: Yaratıcı bir zihnin ince ince işlediği bir kurgu ve insanın düşünsel sınırlarını zorlayan bir yapı, farklı bir mimari ürünü…

Film özetini verip de merakı öldürmek yerine filmin düşünsel yönüne ilişkin bir yola çıkalım. Açlık, insanların keskin ve eğitilemeyen ilkel korkularından biri olan açlık hissinin varlığı. Bu hissi, sözlük kavramından çok fikirsel yönü işgal etmesi ve bunun eylemlerimize etkisi. Filmin içeriği ile bugünlerde için bulunduğumuz karantina ve sokağa çıkma durumlarında kitlelerin açlık korkusuna verdiği tepkiler, kurgunun gerçeğe dökülmüş hali gibi.

12 Ekim 1927’de And Dağları’na düşen uçağın ve yetmiş iki gün sonra kurtulan yolcuların hikâyesini öğrendikten sonra filmde insanı psikolojik olarak geren sahneleri bir mantığa oturtabiliriz. Burada aslında kameranın odaklamamızı istediği şey, salt gıda/beslenme edinimi değil, insan yontulamaz sertlikte dayanışmama/paylaşamama dürtüsüdür. Nitekim filmi ete kemiğe büründüren kişilerin bize göstermek istediği de bu sanırım.

Kamera açılarının, filmin çekildiği kapalı alandaki mekânın aydınlatılmasında kullanılan ışık renklerinin ve yine mekânın mimarî yapısı ile bütünlük sağlayan diyalogların uyumu izleyicinin filmin net iletisini kavramaya dönük bir dikkati toplamasına yardımcı olmaktadır. Burada verilmek/alımlanmak istenen iletinin net olarak vurgulanmasını filmin yönetmeni Galder Gaztelu-Urrutia’nın reklamcı bir kökten gelmesine bağlayabiliriz. Yönetmen, izleyiciye tamamlaması için düşünsel boşluklar bırakarak izleyecinin kendi anlamlandırmasını yapmasına olanak sunmuştur. Belki de filmde karakterlerinden birinin ısrarla söylediği ve bunu diğerlerine de yaptırdığı “Mesaj önemli!” sözü, Urrutia’nın filmdeki imzasıdır.

Çokça sistem eleştirisi var diyebiliriz ama eleştiri ideolojik bir nutuk çekerek değil; filmdeki dâhiyane içerikle aktarılmış. Öyle bir yapı ki, kısa süreli filmde insan, bilincini, psikolojik unsurları ve insanın düşünsel değişimlerini net bir şekilde izleyiciye sunmuştur.

Başta Zorion Eguileor ve Ivan Massague’nin işi kotaran performansına eşlik eden yardımcı oyuncuların üstlerine düşen görevi yerine getirmeleri doyurucu bir filmin oluşmasını sağlamıştır.

Filmin fikirsel arka planının unsurlarından biri olan insanın eğitiminde diktenin mi, sertliğin mi yoksa insanın insaniliği mi olması gerektiği yönleri üzerinden mi yapılacağının sorusuna doyurucu bir yanıt alabiliyoruz.

Bu filmin belirtilmesi gereken bir diğer noktalarından biri korku unsurunun insan dışı varlıklar kullanılmadan yapılmasıdır. Filmde ne zombiler var ne de kademeli olarak artan korku müziği. Tüm unsurlar bilindik ve gerçek şeylerle yapılmış. Ancak filmin psikolojik eşiğinin sertliği aslında filmi oluşturan tüm birleşenlerin –senaryo, yönetmen, oyucun, mekan tasarımı..- yerinde ve olması gerektiği dozda kullanılmasından gelir. Film bittiğinde “insan, insanın kurdudur.” Sözünü hatırlamadan edemeyeceksiniz ve aslında korkunun insanın en temel tutunma durumlarından biri olduğuna ikna olacaksınız. Açlığın insana neler yaptırabildiğini tanık olacaksınız. Ve bu Ernest Hemingway’in Buzdağı Teorisinin başarılı bir işlenişini anlamış olacağız. Tabi buzdağını kullanılan biz değil, senaristler David Desola ve Pedro Rivero ile yönetmen Urrutia’nın  başarılı uyumudur çünkü izleyici film bittikten sonra aslında bu filmi oluşturan düşünsel emeğin mutfak kısmında derin psikolojik, sosyolojik ve tarihsel gerçekliğin olduğunu hisseder ve bunu alımlar.

Filmde yaşananlar insan doğasında olmayacak abartılar mı düşüncesine kapılabilecek izleyicilere II. Dünya Savaşındaki insanlık dışılığı, yakın tarihteki inançsal ve siyasal çatışmaları, güncel olacağı kendini belli eden virüs salgının da ülke ve insanların tepkilerini göz önünde bulundurduğumuzda aslında abartıdan çok “Evet, film olmuş.” dedirtecek kıvamdadır.

2008 yapımı El Empleo kısa filmini düşünsel arka planını bana hatırlatan filmde yine de senaryonun umutla bitirilmesi insanın içindeki güneşi bulmayı –ya da tünelin sonundakinin trenin olmaması- ve aidiyetlerin, birlikte yaşama ve ortak bir bilinç oluşturarak yaşama dönüklüğü olumluya çevirme iletisi filmin değerine bir selam verilmesini sağlamaktadır.

Paylaşma ile…

İlginizi Çekebilir

betpas

canlı bahis

güvenilir bahis siteleri