Kirlenmiş Kavanozlarda Uyanmak Çağa

Yuja Dab

Arnavut kaldırımında yürüyen zeki (ne olduğunu ben de bilmiyorum) bir siyasetçi, eğer kaldırımın propaganda malzemesi olarak kullanılabileceği bir tezgâh kurabilse idi; kaldırımın rengi, ahengi, çatlamış yerleri; onu kullanan ayakkabıları, ona tüküren insanları… O kadar iyi kullanırdı ki sizin sokağınıza ait olmayan her kilit taşını parçalamak isterdiniz. Ya da şöyle düşünün:

Tarihi eserler hakkında epey bilgi sahibi, zeki (gerçekten bilmiyorum) bir siyasetçi kendi üstüne oturduğu bin yıllık geçmişi olan dor düzenli sütun parçasını göstererek:

-Bakın, tarihimize sahip çıkmalıyız. Ben diğerleri gibi değilim, hepinize umut aşılayacağım. Hepinizi seviyorum, teşekkürler, deyip yüksek alkışlardan sonra kabaran göbeğini kaşıyarak zırhlı arabasına binecek ve portakal suyundan bir yudum alıp düzenine devam edecek. Portakal gayet mantıklı bir fikirdi. Işığın küsüp, yüzünü döndüğü bu çağda: portakal gayet mantıklı bir fikir! Ben üşürken, kan toplamış gözlerime bakıp yüksek desibelli şarkılar tutturan bu çağda; elektriğin kaçak, samimiyetin kaçak, ölümün ansızın, sessizliğin bunca derin oluşu mantıklı fikirdir.

Önce otobüste tutunamayan çocuklara yer verirsin, sonra o çocukların ebeveynlerinden o çocukları neden dünyaya getirmek için uğraştıklarını sorgulamalarını istersin. Yok oluşlarını izlersin, yokuşları düzlüğe erdirdin diye alkış istersin. Tutunacak yerleri koparırsın; hızla bataklığa sürüklediğin insanlar düşüyor diye suçlu olurlar. Otobüsü sollarken sana el sallamalarını istersin; elli insan üst üste, sen beş koltukta teksin. Düşünebiliyor musun bunları? Portakal bence de mantıklı bir fikirdi.

Eczaneden ilaç alamazsın, ölmen beklenir. Estetiğe kafa ve para yorarlar ama bunun sanat ile alakası yoktur. Cenazelere katılırlar, kimin öldüğünü yakalarına takılan kâğıtlardaki resimlere bakınca anlarlar. İçi boşaltılmış bu çağda her şey mubahtır, çatılardan çocuklar da düşer. Fuhuşun en anlamlı olduğu saatlerde, izdihamlarla kafaları bulanmış insanları kurtarmaya çalışırsın. Haklı bir isyana doğru koşanın saçlarını keserler, olması gereken bir şeymiş gibi kabul edersin. Peruk ve saç ekimine kafa yorarsın. Düşünebiliyor musun? Yormak istemiyorum, portakal iyi fikirdir.

Berbat bir geleceğe sahibiz. Arnavut ciğeri, kaldırımı, ütopyalar, hegemonyalar, Antik Yunan, kroslar, küller, çiller, Sümer’de kırılmış kalpler… Ben her şeye dünden alışığım, şaşırmıyorum. Sen ne yapacaksın peki? Bütün organlarına ortak olan bu çağda, ne? Masada her kâğıt masum durur, yürüyen et yığınlarının prosedüre uygun şekilde nezaketten eğilip bükülmeleri: tuvalette herkes aynı şeyi hissediyor! Ekmeği bölerken buğusunu da yanında götürmek istersin; yürüyen kızarmış et yığınları görmek yerine.

Sokakta yaşananları bakkalın gözüyle yeniden çevirip izleyelim:

-Sakız, plastik top, sakız, plastik top.

Hepsi bu. Yaşamak için başka kimliklere ihtiyacın yok ama kıçının altında büyükçe bir yay olsun istiyorsan bakkal gibi düşünebilen bir müteahhit olup dişli ressamların gözüyle bakarken, sinsi mimarların kanını taşıyacaksın damarlarında, bingo;

siyaset bilimleri!

İlginizi Çekebilir

baymavislotbarportbetgrand pasha bet