Kimlik Mücadelesinde Alevilik

Leyla Mihrinaz Engin

Kimlik Mücadelesinde Alevilik Kitabı, yüzyıllardır var olan Alevilik inancını derinlemesine ve sağlam referanslar göstererek, Aleviliğin bilinmeyen veya bilinmesi istenmeyen birçok yönüne ilgi ve dikkati çeken bir kitaptır. Sünni inancın bize dayattığı tüm önyargıları yıkmamızı, içeriğini bilmediğimiz Alevilik gerçeğini öğrenmemizi ve geniş bir perspektiften bakmamızı, kendimizi insan olarak bir daha sorgulamamız gerekliliğinin kapılarını aralamamızı sağlayan, tarihi ezilenlerden yana empati yaparak, bilimsel incelemelerle kaleme alınmış bir kitaptır.

Kitabın “Önsöz” kısmında, “ Bir din bilimci olarak Aleviliğin teolojisi ile bir tarihçi olarak tarihsel şekillenişi ile ve bir sosyalist olarak bu toprakların sınıf mücadelesindeki tarihsel rolüyle doğrudan ilgiliyim” diyerek giriş yapan Erdoğan Aydın’ın, haklılığını ve duyarlılığını kitabı okudukça takdir edersiniz. Yazar, bin yılların inancı olan Aleviliğin kaynağını, gelişimini ve neden egemen sınıflar için sorun olarak görüldüğünü çeşitli kaynaklardan, Alevi ozanların deyişlerinden ve yaşam tarzlarından yola çıkarak okuyucuya sunmuştur.

Kimlik Mücadelesinde Alevilik kitabı sayesinde, Aleviliğin ne olduğu ile ilgili çarpıcı bilgiler edineceksiniz. Alevilik, eşitsizlik ve despotizme karşı hümanist, eşitlikçi ve tebaa olmaya itiraz eden bir inanç şeklidir diyen Erdoğan Aydın, bu inancın egemen sınıf çıkarlarına aykırılığından dolayı,  Selçuklu, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerinde hatta günümüze kadar asimile edilme ve özünden koparılmaya çalışıldığını, böylelikle halkın, uygar dünyanın sahip olduğu demokrasi, insan hakları, eşitlik, yurttaşlık gibi değerlerden uzak tutulmaya çalışıldığını, tarihi olay ve delillerle açıklamaya çalışmıştır.

Alevilik ile Ali arasındaki ilişkinin gerçeğini irdeleyen yazar, birçok Alevinin bile farkında olmadığı bir gerçeği gün ışığına çıkarmaya çalışır. “Ali” Aleviliği diğer tüm inançlardan ayıran belirleyici bir öğedir. Bu yüzden yazar ilk olarak, Ebu Talib’in oğlu Muhammet’in kuzeni Ali’nin tarihsel yaşamına ve konumuna değinir. Tarihsel Ali, fetihçi ve şeriatçı bir yapıya sahiptir. Seyyit Razi (ö,1015) tarafından Ebu Talib’in hutbelerinden derlenen Nehc’ul Belağa’ya göre Ali, hacı, namazı, zekâtı, cihadı keskin sözlerle emreder. “Savaş İslam’ın en yüce rüknüdür” Demiş. Kadına yönelik ise, “Kadının savaşı kocasıyla iyi geçinmesidir.” Gibi söylemlerde bulunmuştur. Oysaki Alevi inancında hac, namaz, zekât gibi ritüeller yoktur. Kitapta, Alevilik inancında dillendirilen Ali’nin tarihteki Hz. Ali olmadığı ile ilgili somut bilgiler ileri sürülmüştür. Ali’nin katledilmesinden sonra Şiî ile Sünni ayrışmasının oluşması ile ki bu ayrışma ile İslam’ın iki Ortodoks yorumu ortaya çıkmıştır. “Hilafet hakkı temelinde iki şeriatçı kesimin ayrışmasının yansımasıdır.”

Kitapta Anadolu Aleviliği’nin bu ayrışma ile ortaya çıkan bir inanç olmadığı anlatılmıştır. Şiîlik ve Sünnilik arasındaki fark, İslam içi bir iktidar ayrışmasıdır. Ortodoks İslam inancıyla Alevilik arasındaki farksa, egemenlerle ezilenler arasında ki mücadele farkıdır. Sünniler Şiileri Müslüman olarak görür ama Alevileri kâfir olarak tanımlar.

12 İmam bir kült olarak temel bir Alevi değeri değildir. 12 İmam kültü 1516 yıllarında Balım Sultan döneminde Anadolu’ya yayılır. Balım Sultan 12 İmam törenleri, 12 çerg, 12 post, 12 İmam inancını alevi inancına katarak İslam’la köprü oluşturur. O döneme kadar Bektaşi Dergâhında 12 imam kültü yoktur. Takip eden süreçte Alevilerin umut olarak bağlandığı Şah İsmail, Yavuz Sultan Selim’e yenilince 12 İmam kültü, Aleviliğin Sünniliğe karşı oluşturduğu korunma zırhlarından biri haline gelir. Ancak 12 imamı sembolik olarak benimserler.  Ali’nin ve 12 İmamın inançlarına yenilmezler. Örneğin ibadethane olarak camiyi değil cem evlerini tercih ederler. Çünkü Alevilere göre camilerde ibadet, şeriatçılığın ve Türk İslam sentezinin gerçekleşmesi adına zorunlu bir dayatmadır.

Genel anlamda Aleviliğin çıkışıyla ilgili bilgi kirliliği, alevi inancının Hz. Ali’ye dayandırılmasından kaynaklandığını, Aleviliğin diğer İslami Ortodoks mezheplerle inançsal benzerliklerin olmadığını kaynaklar aracılığı ile ortaya koyan yazar, Aleviliğin ne olduğunu, neden sorun olarak görüldüğünü, tarihsel referanslara başvurarak anlatmaya çalışır. Referansları, Alevi inanç önderlerinin, ozanlarının yaşam ve deyişleridir. Özetle; Aleviliği, İslam’ın yayılması döneminde ezilenlerin, inançları nedeniyle asimile edilmeye çalışılanların, inançlarını İslami kalkanlar oluşturarak yaşatmaya çalıştığı bir inanç olarak tanımlar. Alevilikte, göçebe yaşam koşullarından dolayı eşitlik, dayanışma ve sözel kültür, önemli değerlerdir. Ali bu noktada bir semboldür ancak onu yinelemeyi tercih etmezler. İnançlarının kaynağı İslamiyet değil bizzat kendi geçmiş inançlarıdır.

Meluli, Mevlana, Mir’at, Nesimi, Pir Sultan Abdal, Sersem Ali, Virani, Kul Himmet, Şah İsmail Hatayî, Kul Nesimi, Bektaşi Ozan Muhittin, Yunus Emre, Kul Adıl, Fakir Edna, Kalender Çelebi’den deyişlerle konu pekiştirilir.

Varlık kavramıyla, Allah’ın, Ali’nin kişiliği ile insan niteliğinde olması inancı vardır. Alevi sırrı bağlamında Ali-Allah varlığı şerefinin inanç önderlerinden Hallacı Mansur, Nesimi, Yunus Emre, Şah İsmail, Bektaşi Veli’de de görülür. Ve nitekim bu inanç, birçok dervişin deyişlerinde de geçmektedir.

Allah’ın sıfatının her insanda ve kâinattaki her varlıkta oluşuna olan inançla Alevilerde, insan ve tabiat kavramı son derece önemlidir. Evrendeki tüm varlıkları Allah’ın sıfatı, insanı ise konuşabilen sıfatı olarak görür ve ölümü hakka yürümek olarak nitelerler. Bu inanç onları 72 milletten insana ve doğaya saygılı yapar. Kadın, erkeğin kaburgasından yaratılmamıştır. O’da Allahın sıfatlarından biridir. Bu nedenle kadın erkek eşittir. Nitekim cemlerde kadın erkek yan yana ele ele cem yapmaktadır.

Alevilik Müslümanlıktan farklı bir inanıştır. Ancak Aleviler, İslam’ın bin beş yüz yıllık baskı ve kuşatmasından dolayı inançlarını, İslami sembollerle gizlemişlerdir. Aleviler Kuran’ın bozulduğuna ve Ali ile Ehli Beyt bölümlerinin çıkarıldığına, halifelerin kendi çıkarlarına uygun bölümler eklediklerine inanırlar.

Alevilik ve Hıristiyanlığın Allah anlayışında benzerlikler vardır. Alevilikteki Allah-Muhammet-Ali üçlemesi, Hıristiyanlıktaki baba-oğul-kutsal ruh üçlemesine benzer. Müslümanlık ve Musevilikte, mutlak ve dünyadaki her şeyi belirleyen bir Tanrı anlayışı söz konusuyken, Alevilikte insan Allah’ın nurundan yaratıldığından, “kendini aşan Allah’a ulaşır” düşüncesi vardır. Aleviler, Allah ile özgür bir iletişim kuracak özgüvene ve hatta sorgulayan bir anlayışa sahip oldukları için tarih boyunca egemenlerce yok edilmeye, asimile edilmeye çalışılmıştır. Egemen gücün işine gelmeyen bu yapıyı yıkma, yok etme amacıyla Alevilerin içinden de çok sayıda işbirlikçiler yaratılmıştır. Çünkü egemen, iyi bir kul ve tebaa ister. Ancak kendine güvenen, sorgulayan, insanı üstün olarak gören kişi tebaa olmayı kabul etmez.

Son süreçte “dede”ler vasıtasıyla bu inanç kırdırılmaya çalışılmıştır. Dede-talip ilişkisi, yeni gelişen bir hiyerarşik yapıdır. Talip, el öpen, el pençe divan duran, söz üstüne söz söylemeyendir. Dede ise kul ile Allah arasında aracı olarak konumlandırılmaya çalışılmaktadır. Oysaki Enel-Hak, Vücud-u Vahdet düşüncesi buna yer vermez, bu bir tezattır. Aleviliğin içselleşmesi demokrasi ve laikliğin güçlenmesidir. Demokrat kişi özgüveni yüksek, sorgulayan bir birey olacağından ve bu özelliklere sahip birey, tebaa’lığı kabul etmeyeceğinden, egemenler tarafından  tasvip edilmez.

Tanrıyı insan yarattı düşüncesine birçok özdeyişte yer verilmiştir. Ancak bu düşünceler sır gibi saklanır çünkü Sünni otoriteden halen çekinilmektedir.

Aleviliğe karşı olanların Kuranı Kerim’in Ahzap 33 ile Şûra 23 ayetlerini kullanarak Alevliği İslamiyet’e çağırmaları ve o inanç sahibi insanları korkutmaları ilginçtir. Ancak bir din ve tarih bilimcisi olan Erdoğan Aydın, her iki ayeti tüm yönleriyle açıklayarak, Aleviliğin Kuranı Kerim içeriğine sığdırılmayacak kadar geniş, insani, hümanist olduğunu vurgulamıştır. “Okunacak en büyük kitap benim” … “Kuranı çözebilirim/mademki ben insanım” Âşık Daimi. “Benim kâbem insandır” Hacı Bektaşi Veli. “Ben öyle mukaddes bir Kâbe’yim ki/Kâbe gelsin beni tavaf eylesin” Harabî.

Alevilik inancında, Tanrı-insan ilişkisi sevgiye ve saygıya dayalı olduğundan Aleviler Tanrıyı eleştirme hakkını dahi kendilerinde bulur. Suni inanıştaki gibi kulluk anlayışı yoktur. Bu anlamda kitapta genişçe yer verilen Yunus Emre, Kul Nesimi, Aşık Veysel, Ali İzzet’in deyişleri oldukça çarpıcıdır.

“Türlü türlü dillerin var/ Ne acaip hallerin var/Ne karanlık yolların var/ Sırat köprün nerde senin” Ali İzzet.

Alevilerce benimsenen Vilayetname’nin Bektaşî Veli tarafından değil, Firdevsî Rumî tarafından yazıldığını kaleme alan Erdoğan Aydın, bu malzemenin bile Alevilerin zihnini karıştırmak için kullanıldığını, 12 İmam soyundan geldiği iddia edilen Bektaşî Veli’nin o soydan gelmediğini ( ki, soylarını bilip araştırmanın geleneksel biat kültüründen kaynaklandığını) iddia etmektedir ve bu iddiasını tarihi delillerle okuyucuya sunmaktadır. Vilayetname genel olarak Alevi kültür ve zihniyetine terstir. Egemen Sünni düşünceyle örtüştürülerek kaleme alınmıştır.

Osmanlı döneminde “Sizin yolunuz kâfirliktir, sizi hak yoluna sokacağız” Cumhuriyet döneminde “Hepiniz Müslümansınız, ayrınız gayrınız yok” dayatma ve söylemleriyle Alevilerin Alevi gibi yaşamaları engellemeye çalışılmıştır. Tekke ve zaviyeler kapatılarak Aleviler camiye ve diyanete yönlendirilmiştir.

Aleviliğin tarih içerisindeki şekillenişini kaleme alan Erdoğan Aydın, asimile edilen Aleviliğin tarihi geçmişini irdelerken, tarihle yüzleşmekten çekinilmemesini, doğrulara karşı soğukkanlı olunmasını, konunun demokratik ve bilimsel açılardan irdelenmesi gerektiğini savunur.

M.S. 650’lerde İslamiyet’in ortaya çıkmasıyla, Arap orduları  (Emevi Orduları), Kürtleri, Acemleri, Mısırı ve bir bütün Ortadoğu’yu ele geçirmek için savaşır.

Alevilik 750-800 yıllarında İslami kıyımlara başkaldırılar sonucu şekillenen, kaynağını Orta Asya,  Anadolu halklarının İslam öncesi inançlarının harmanlanmasından alan bir inanç şeklidir.

750-800 yıllarına kadar Alevi inancı, kendi içerisinde Ali’ye inanç, 12 İmam, Kerbela gibi kavramları taşımaz. 15. Yüzyıldan sonra bu kültler Alevi inanışına empoze edilmeye çalışılmış ve kısmen de başarılı olmuştur. Kendi içlerine aldıkları Ali’yi; iyi yanıyla,12 İmamı; sevgisi ile benimserler. Ali’yi dünyalarına alıp Tanrı inançlarına isim yaparlar.

Kimlik Mücadelesinde Alevilik kitabı, Alevilik ve Kürtler bölümünde Kürt Alevilerin tarihsel gelişimi titizlikle incelemiş, Osmanlı, Cumhuriyet ve Cumhuriyet sonrası Kürt Alevilerin karşılaştığı sorunlar kaleme alınmıştır.

1914 yılında Ziya Gökalp teorisyenliğinde kurulan İttihat ve Terakki Partisi’nin dayatması olan “tek din, tek millet” zihniyeti ile Anadolu toprakları üzerindeki diğer bütün inanç ve kimlikler tek tipleştirilmek yani Türkleştirilmek ve Sünnileştirilmek istenmiştir. Bu yolla Aleviliğin, İslam’ın içinde Orta Asya kaynaklı bir mezhep olarak anlatılması ve kabul ettirilmeye çalışılması Aleviliği eksik anlatmaktır. Çünkü Alevilik sadece Orta Asya’dan değil Kuzey Mezopotamya,  Anadolu ve Güney Kafkasya’da da şekillenmiştir.

Genel anlamda Alevileri; Kafkas Alevileri, Arap (Nusayriler),Balkan (Bektaşiler), Anadolu Türk Alevileri, Anadolu Kürt Alevileri ve Kürt Alevileri olarak ayırıp inceleyen Erdoğan Aydın, aynı zamanda Dersim (Tunceli) Alevilerine de geniş bir yer vermiştir. Gerek inanç gerekse etnik yapılarından dolayı Kürt Alevilerin karşı karşıya kaldığı asimilasyon ve halk direnişine değinmiştir. Kürt ve Türk Aleviliğinde insan unsurunun önem taşıması, doğaya verilen önem, cihat (savaş)’a karşı oluşları, kadın erkek eşitliği, hak ve hukukun tüm insanlık için geçerli olması gerektiği düşünceleri gibi yaşamsal anlamda birçok benzerlik vardır.

Osmanlı Döneminde kurulan Yeniçeri Ocakları ile Bektaşi Dergâhları arasındaki ilişki ve Alevi inancını değiştirip dönüştürmeye yönelik başvurulan yöntemler okunmaya değerdir. Özellikle 1826 ll. Mahmut döneminde dergâhlar tasfiye edilir, bir çok Bektaşi babası idam edilir ve dergâhlar camiye çevrilir.

Osmanlı döneminde devlet dinsel eksende, Cumhuriyet döneminde ise, ulusal eksende şekillenmiştir. Türk Alevileri, Cumhuriyetten hemen sonra tekke ve zaviyelerinin kapatılmasıyla inanç merkezlerini kaybeder. Diyanet aracılığı ile Sünni dönüşüme zorlanırlar. Kürt Alevileri ise kimlik arayışı ile bir mücadele içerisinde rejime hep ters düşecektir.

Genişçe bir araştırma ile okuyucuya sunulan Kimlik mücadelesinde Alevilik kitabında Alevilerin, 1950 ve 2004 yılları arasında karşılaştığı politik olaylar özetle şöyle sunulmuştur:

1950 yıllarında şehirleşme ve sanayileşme ile Aleviler kent proletaryasına dönüşerek sol bir kimliğe sahip olur. Bu döneme Pir Sultan Abdal’ın deyişleri öncülük eder.

1960 sonrası egemen güç, Kürt ve Alevileri kontrgerilla kaynaklı saldırılarla bertaraf etmeye çalışır.

1970 yılları, sınıf mücadelesinin hızla geliştiği bir dönemdir. Bu dönemde Kürt Aleviler kimlik, Türk Aleviler sol talepler etrafında örgütlenir. Ancak Türk-İslamcı milislerin ağır saldırılarına maruz kalırlar. Malatya, Sivas, Erzincan, Maraş, Çorum’ da yüzlerce insanın yaralanmasına, ölümüne ve göçe zorlanmasına sebep olurlar.

1980 darbesi ile sol ve emek örgütlerinin ezilmesi ile Kürt ve Alevi kimliğe karşı saldırılar daha da sertleşir. Kanunlarla ve Diyanet İşleri aracılığıyla Alevi yerleşim yerlerinde cami yapılır. İmamlar atanır. İmam hatip liselerinin ve ilahiyat fakültelerinin artması bu döneme rastlar. Laiklikten uzak bir yol izlenir.

1993 yılında Sivas’ta yaşanan Pir Sultan Abdal şenliğinde 35 aydın ve sanatçı yakılır.

1995’te Gazi Mahallesinde 18 kişi kontrgerilla tarafından öldürülür.

2002 yılında Ankara 2. Asliye Hukuk Mahkemesi, Alevilerin kurmuş olduğu Alevi Bektaşi Kurumunu “bölücülük” yaftası ile yasaklar.

kimlikmucadelesindeYazar, ülkede yaşanan temel sorunun demokrasi olduğunu vurgulayarak; demokrasinin temel ekseninde iç savaşın sonlanması, totaliter siyasetin geriletilmesi, tüm kimlik sahiplerinin eşit hak, insanca, adil, köklü bir ekonomi içerisinde yaşaması gerektiğini kaleme almaktadır. İnkâr edilen Alevilik ve Kürt kimliğinin ve izlenen azınlıklar politikasının ülke demokrasinin önünde engel teşkil ettiği bir gerçektir. Devlet halk için vardır, ancak halkı tek tipleştirmeye, tek kimlikleştirmeye ve tüm inançları Sünnileştirmeye çalışan egemen gücün yönettiği bir ülkede gerçek anlamda laiklik ve demokrasiden bahsedilemez.

Kimlik Mücadelesinde Alevilik kitabı, yaşadığımız 21. yüzyılda demokrasiye, bilime, inanca, hakka ve hukuka geniş bir perspektiften bakılmasını sağlayan, aydın bir zihniyet ve sağlam referanslarla okuyucuya sunulmuş, her kitaplıkta bulunması gereken değerli bir kaynaktır.

Kimlik Mücadelesinde Alevilik, Erdoğan Aydın, Literatür Yayıncılık, İstanbul 2005, 425 s.

İlginizi Çekebilir