Kavukçu ve Tasmalı Güvercin

Fatih Emre Öztürk

Hiç çekinmeden söylenilebilir ki yaşadığımız bu çağ, teknoloji çağı. Yaşantılarımız bu dünyada var olan en cömert varlık olan teknolojinin bizlere sunduğu kolaylıklar sayesinde her geçen gün daha da rahatlaşıyor. Bu rahatlık devresinde ise pek çok insan tarafından eleştirilen bazı değişimler göze çarpıyor: tembellik, umursamazlık… Yaşamdan, devirden beslenen bir sanat türü olarak edebiyat da bu tür değişimleri ve bu değişimlere yapılan eleştirileri içerisinde barındırıyor. Bu eleştirilerin edebiyatta en çok rastlanılanlarından biri de kuşkusuz bireyler arası iletişim kopukluğu. Çağdaş öykücülüğün ustalarından kabul edilan Cemil Kavukçu’nun Tasmalı Güvercin isimli kitabı da bu konuya oldukça değiniyor.

1951 yılında doğan Cemil Kavukçu 35 seneyi bulan edebi macerasında sayısız ödüle layık görülmüştür. Kuşkusuz bu ödüller boşuna değildir. Bizim sessizlik olarak gördüğümüz birçok ayrıntıyı çığluk halinde bizlere okutan Kavukçu, sınırsızlığı çok güzen sınır edinir. Öykücünün “Tasmalı Güvercin” isimli öykü kitabı için de benzer yorumları yapmak yanlış olmayacaktır. İki farklı bölümde tabağımıza sunulan “Tasmalı Güvercin”in ilk bölümüne “Görünmeyen” adını vermiş yazar. Bu bölümde daha çok bireyler arası iletişim kopukluğuna dikkat çeken Kavukçu’nun öykülerinde daha çok çocuklara yer vermesi ise hissedilen iletişim kopukluğunun gelecek ile bağlantısının kurulmasında oldukça dikkat çekiciydi. İkinci bölüme “Defter” adını veren Kavukçu, bu bölümdeki öyküleri ise birbirleriyle birleştirmiş. Böylelikle öykü ile roman arasında gidip gelen bir bölüm oluşturmuş. İlk kısma kıyasla daha sürükleyici olan bu bölüme hakim olan gizem okuyucuya sayfaları istemsizce çevirtiyor. Bu açıdan birbirleriyle pek fazla benzerlik olduğu söylenemeyen iki bölümü ayrı ayrı değerlendirmek daha doğru olacaktır.

“Görünmeyen” isimli bölüm “Teferiç” adındaki öykü ile başlıyor. Göçmen bir çocuk ve öğretmeni arasındaki kültürel farklılıkların ve bu farlılıkların sebep olduğu iletişim kopukluğunun bariz bir şekilde aktarıldığı bu öyküde eğitim sistemine de ufak ufak eleştiriler yapılıyor. Öğretmeninin sorularına karşı bir türlü ne diyeceğini bilemeyen çocuğun arkadaşları önünde utanması üzerine öğretmeninin daha da üzerine gitmesi çocuğun göz yaşlarına hakim olamamasıyla sonuçlanıyor. Bu iletişim kopukluğu çocuğun ağlaması, öğretmeninin de –belki de- kötü hissetmesine sebep olarak sonuçlanıyor. Bir diğer öykü olan Tasmalı Güvercin ise oldukça ilginç. Güvercinleri olan iki farklı adam hakkında iki öykü olarak yazılmış bu öyküyü, “öykü içerisinde öykü” olarak nitelendirmek de yanlış olmayacaktır. Birbirlerine küsen adam ve tasmasıyla gezdirdiği güvercini ile başlayan ve kendisini terk etmeyeceğinden emin olmasına karşın bir felaketle yıkılan bir başka adamın öykülerinin birleşiminden oluşan bu öyküde de iletişim kopukluğunu görebiliyoruz. Öykünün ilk parçasında birbirlerine küsmüş olmalarına rağmen barışmak için adım atmamaları ve konuşmak yerine sessizliği tercih etmeleriyle dikkat çeken iletişim kopukluğu ikinci parçadaki adam tarafından rakısını içtikten hemen sonra söylenen bir sözle daha da vurgulanıyor: “Anlaşılamamak bu işte!”(Kavukçu 31).  “Görünmeyen” isimli bölümde iletişim kopukluğuyla karşılaşılan bir başka öykü ise “Hangi Kedi” ismini almış. Özellikle büyük şehirlerde gözlenen apartman ilişkilerindeki kopukluğa dikkat çekilen bu öykü bir kadının arabasına sıkışan bir kedi ile başlıyor. Kadın pek de samimi olmadığı komşusundan yardım istiyor ve kedi kurtuluyor. Bu öyküdeki iletişim kopukluğu ise öykünün ağzından yazıldığı adamın kadını tanıtışında gizleniyor: “…karşılatığımızda selamlaşmadığımız, birbirimize günaydın, iyi günler, iyi akşamlar dilemediğimiz adını Soğuk Nevale taktığım kadın…”(Kavukçu 33).

“Defter” ismini alan ikinci bölüm ise daha önce belirttiğim gibi roman ile öykü arasında kalmış bir yazın. İletişim kopukluğu yaşadığını söyleyebileceğimiz ve tıpkı iletişim kopukluğu gibi postmodernizmin başka bir konusu olan bireysel yalnızlığı yoğun bir şekilde hissedilen bir karaktere posta yoluyla bir defterin ulaşması ile başlayan roman ile öykü karışımı bu bölümde dört ayrı öykü bulunuyor. Bu bölümü roman türüne yaklaştıran ayrıntı ise öykülerin birbirleriyle olan bağlantıları. Bu sefer varoluşçuluğun izlerini çıkartabileceğimiz “içsel yolculuk” ve “bireyin kendini araması” gibi temalara olanak sağlayan bir karakterin kasabaya dönüşüyle başlayan bir serüveni anlatıyor bu öyküler. İlk öykü dönüşü, ikinci öykü dönüşten önceki maceraları, üçüncü öykü dönen kişinin arkadaşlarının maceralarını ve dördüncü öykü bütün öykülerin sonlarının sentezini anlatıyor. Neredeyse her öykünün sonunda posta yoluyla kendisine gönderilen defteri okuyan kişinin bardağına votka dolduruşu ve şaşırışı anlatılmış. Bu kısımdan iletişim kopukluğuna dair çıkartabileceğimiz ayrıntılar sayılı olsa da, öyküleri romana yaklaştıran ayrıntı bizlere bunu -daha önce de bahsettiğim gibi- sezdiriyor.

Dördüncü baskısı Can Yayınları aracılığıyla 2014 senesinin ilk ayında yapılan Cemil Kavukçu’nun Tasmalı Güvercin isimli öykü kitabı işlediği konu ve ikinci bölümde oluşturulan roman ile öykü karışımı yazın ile oldukça ilgi çekiciydi. İletişim kopukluğu, toplum içerisindeki yalnızlık, bireysel sorgulama ve baskı gibi temalarıyla postmodernizm ve varoluşçuluktan serpintilerle önümüze sunulan bu kitapta Cemil Kavukçu neden çağdaş öykücülüğün ustalarından kabul edildiğini bir kere daha kanıtlamış.

tasmaliguvercin

Tasmalı Güvercin, Cemil Kavuçku, Can Yayınları, İstanbul 2014, 96 s.

İlginizi Çekebilir

betpas

canlı bahis

güvenilir bahis siteleri