Islığın Sessizliğinde: Asasız Musa

Leyla Mihrinaz Engin

Asasız Musa (Musayê Bê Asa), Kürt Yönetmen Aydın Orak tarafından sinemaya uyarlanan, Kürt şair, yazar ve gazeteci Musa Anter’in, coğrafik, kültürel, sanatsal ve siyasi yaşamının izleyicilere sunulduğu, dramatik, metafor içerikli bir filmdir. Musa Anter’in yaklaşık on iki yıllık hükümlülük dönemlerindeki zindan anıları, savunmaları, sorgulanmaları, kitapları, yaşamının geçtiği coğrafya, evi, doğduğu yerlerin sahnelendiği Asasız Musa filmi, zaten ölümsüz olan Apê Musa’ya (Kürtler’in Musa Anter’e hitap şeklidir, Musa Amca, anlamındadır) ölümsüzlük katmaktadır ve izleyicinin kafasına tarihi bir gerçeği kazımaktadır.

Çekim sahneleri ve içeriği itibariyle alışık olmadığımız bir sinema tekniği ile izleyicilere sunulan Asasız Musa filmi, yer altı edebiyatını düşündürtmektedir.

Metaforik tekniklerinin denendiği Asasız Musa filminin her sahnesi adeta… (üç nokta) ile bitmiştir. İzleyici olarak üç noktayı doldurmak için, hissetmek ve düşünmek zorunda kalırsınız. Asasız Musa, her ne kadar düşünmeyi istemeyen izleyicilere haz vermese de düşünmeyi, yorum yapmayı isteyen izleyicilere büyük haz vermektedir.

Asasız Musa filmi, boş beşik ile başlar ki, boş beşik sallamak Kürt geleneğinde felakete delalettir. Duvarda Apê Musa’nın aksakallı resmi, bir siyah takımı asılı durur. Yaşama açılan bir pencere, tahta sedir, muhabbet yeri ve el işlemeli kanaviçeler, kilimler, dost meclisi… Seyirci olarak, taş duvarların bile soğutamadığı bir odadan yaylana yaylana avluya çıkıyorsunuz. Avluda asırlık bir çınar… Kökleri yıllardır toprağa gömülü, tarihin kuşkusuz tanığı… Duvar dibinde, düşüne kâğıttan kayık sürüyor bir çocuk ve bu Apê Musa’nın çocukluğudur. Avluda siyah bir tabut, kafasına göre yol alan kamera ile içine giriyorsunuz tabutun ve yavaş yavaş yol alıyorsunuz siyasi ve tarihsel gerçeklere.

Hem Türkler hem de Kürtler arasında, yazar, şair ve gazeteciliği ile tanınan Musa Anter’in ölümsüz ruhuna ölümsüzlük katan Asasız Musa Filminin giriş sahnesinde verilmeye çalışılan mesaj oldukça çarpıcı ve gerçekçidir. Kürtçe düşünmenin, konuşmanın yasak olduğu dönemlerde, Kürtçe ıslık çalmanın yasaklandığını izlemekteyiz. Musa Anter’i canlandıran karakterin Kürt Milli Marşını ıslıkla çalarken, yanı başında eli silahlı bir askerin (egemen gücü temsil etmektedir) uyarısına aldırmayıp, çalmakta ısrar etmesi Apê Musa’nın direngen ve inatçı kişiliğini ele vermektedir.musa-anter-a

Musa Anter’in kendi sesiyle oyun karelerinin yer aldığı Asasız Musa, her oyun karesinde, sırtı dönük, giden (ölü) siyah pardösülü, şapkalı gizemli kahraman, boşluğa, göğe, maviye, tarihe, uzun uzun bakan ölü bir beden, daha doğrusu ölmeyen, ölmek istemeyen bir ruh karakterindedir. Film boyunca Musa Anter’in her karede elinde asa olmadan bir hayalet gibi gezindiğini görürsünüz. Ve her karede coğrafyanın taşı, toprağı, tarlası, suyu, göğü, yeşili arka fon gibi durur adeta.

Ahşap kapılı evden elinde ahşap bavuluyla çıkıyor kahraman. Bavuldan siyah pardösü ve şapka çıkar, bavulla kitap girer. Filmin içerisinde birden fazla sahnelenen bu bölümde verilmek istenen mesaj yine seyirciye kalmıştır. Her seferinde ayrı yüzlerin evden çıkıp aynı işlemi yapıyor olması, öldürülerek yok edilmeye çalışılan Apê Musa’nın aslında hiç ölmediği, ölmeyeceği, onun kitaplarının, onun ilim ve bilgisinin hep taşınacağı mesajını vermektedir. Ve yine ahşap kapı, ahşap bavul, Musa Anter’in ruhu, bavula dolan kitaplar. Kahramanın kameraya direk bakması, seyirciye, bir inadı ve başkaldırıyı hissettirecektir.

Kâğıt paraların, kafası olmayan üç kişi tarafından su ile dakikalarca yıkanması, sabırla kapitalden kiri arındırmaya çalıştığını düşündürtebilir ancak bir süre sonra su yerine kan ile yıkanması, kapitalizmin hiç bir zaman temize çıkmayacağını ifade etmektedir. Kelimesiz ve kafasız oynanan bu sahnede yorum yine seyirciye kalacaktır.

Asasız Musa’nın her sahnesini, her kesitini ayrı ayrı yorumlamak gerekmektedir. Karanlıkta havaya üflenen tüy, düşün, hayalin ezgi ile bütünleşmesi, ısrarla hatta inançla tüye üflenmesi enteresandır. Tüye üfleyen oyuncunun kadın ve modern olması da düşündürücüdür. Ve yine üç nokta…

Musa Anter’in “Hatıralarım” adlı kitabından bilirsiniz, keklik ile ilgili söylemi enteresandır. Sesi ile diğer keklikleri kapana çağıran kekliğin bir sahnede kafesinden çıkarılıp uçurulması ve sarf edilen anekdot izlenmeye değerdir.

Oturan otantik Kürt kadını figürleriyle verilen mesajlar da oldukça ilginçtir. Kendi geleneklerince giyinen Kürt kadınlarına verilen isimler oldukça düşündürücüdür. Toprağa bağdaş kurup oturan kadınların anaç, emektar, heybetli, çilekeş, ama muhabbet ehli olduğu gözden kaçmaz ve yine üç nokta…

asasiz-musa-afisFilimde ilerledikçe, Apê Musa’nın teker teker ahşap bir masaya düşen ki bu ahşap masa tabutu da düşündürtebilir, şahsi eşyaları izleyiciye buruk anlar yaşatacaktır. Çünkü bu eşyalar bir değerin, bir yazarın, şairin ve gazetecinin kişisel farklılığını gösteren itina ile seçilmiş eşyalardır.

Halen Kürt gelenek ve göreneklerinin yaşandığı coğrafyanın ozanlarından (Dengbêj) dinleyeceğiniz müzikler, bir Kürt kadının eliyle havalandırıp, yere düşürdüğü Puşiler (şer), size bir hüznün habercisi olarak gelebilir. Ağıtların, kahramanlıkların, öldürülmelerin şarkılaştırıldığı (klâm), kavgaların ve barışmaların, iftiranın ve namusun simgesi olan puşinin yerlere düştüğü sahneler, Kürt geleneğini bilen izleyiciler tarafından tüyler ürpertir mahiyettedir.

Asasız Musa filmindeki tarihi figürler, motifler,  müzik, oyun, sohbet alanları, el yapımı kilimler, kanaviçeler, teypten dinlenen sesler, Kürt tanrılarının işlendiği duvarlar, tavus kuşu, bizzat Apê Musa’nın çocuklarının diliyle anlatılan anılar, film içerisinde bir belgesel film hissini vermektedir.

Yer yer bizzat Apê Musa’dan duyduğumuz, kitaplarından okuduğumuz, halk arasında dinlediğimiz, onun esprili, mizah yüklü söylemleri de filme serpiştirilmiş durumda ve izleyici olarak kendinizi gülmekten alıkoyamazsınız.

Farklı farklı sahnelerde peş peşe dizilmiş, ilk etapta çocuk, genç, sonra yetişkin durumundaki oyuncular aracılığı ile verilmek istenen mesajı, filmin sonuna kadar beklemek zorunda kalırsınız. Film, izleyici olarak sizdeki merakı sürekli canlı tutacaktır.

Mardin’in ilçesi Dara’da bulunan Babil ve Pers Krallığına ait mezarlığın sahnelendiği karelerde her seferinde bir mezarlığın içinde Musa Anter rolündeki kahraman, izleyicilerde çok derin düşüncelere yol açacaktır. Musa Anter gibi değerli bir yazar, şair ve gazetecinin faili meçhul bir kurşunla öldürülmesi, yaşamına kastedilmesi, mezarlık bölmelerinin yedi tane olması, beraberinde yine üç noktayı getirmektedir…

Filmin en çok düşündüren sahnelerinden biri de taş duvara fırlatılan yumurta, yumurta kırıldıkça telaffuz edilen kelimelerdir.  Sizi düşünmeye sevk eden bu sahnede, neden taş duvar? Neden yumurta? Neden telaffuz edilen kelimeler? Kelimeler arasındaki bağlantı beyninizde resmen düşünce fırtınası yaratacaktır. Bu sahne sizi ister istemez Yönetmen Aydın Orak’ın hayal dünyasına götürecek, kafasında neler tasarladığı merakına sürükleyecektir.

Her izleyiciyi derinden etkileyecek sahnelerden biri de, yere (toprağa) fırlatılan daktilo ve daktilo kayboluncaya kadar taşa tutulmuş olmasıdır. Her bir taşın fırlatışından anlarsınız ki; taşlanan Musa Anter’dir, bir eldir, bir kalem, bir zihin, bir düşünce, yaratıcılık, sanat, yazar ve gazeteciliktir. Asasız Musa filmi aracılığı ile egemen gücün aydın bir beyni yok etmek için gösterdiği çabaya bir daha tanık olacaksınız.

“Mahvolduk! Ama artık mahvolmayacağız!” Bir Kürt gencinin, dağa, taşa, göğe, tanrıya, toprağa Kürtçe haykırdığı bu cümle değişik figürlerle sahnelenmiştir. Öte yandan film, tiyatral sahne biçimiyle kameraya alındığından, izleyici belleğinde bir sinema bütünselliğini oluşturmayabilir. Ve tabi ki yine üç nokta…aydinorak

Asasız Musa filminde sahnelenen, fare hikâyesi oldukça enteresandır. İzleyici ve dinleyiciye verilen mesaj günlerce düşündürtecek kabiliyettedir. Öğreti mahiyetindeki bu küçük sahne oldukça anlamlıdır.

Film boyunca, üretken, yaratıcı bir beyne tanık olmaktayız. Aydın Orak’ın film karelerine yerleştirdiği her bir simge, her bir figür, her bir anlam, izleyici olarak sizi hem hüzünlendirir, hem güldürür hem düşündürmeye sevk eder.

Asasız Musa Filminin sonlarına doğru ters dönen bir çark, değirmen ve su, izleyiciye Hz. Musa’yı hatırlatacaktır. Hz. Musa da toplumuna canı pahasına da olsa inandıklarını, bildiklerini vermeye çalıştı. Bu uğurda canından oldu. Musa Anter de hayatı boyunca toplumuna bildiklerini ve inandıklarını vermeye çalıştı, bu uğurda canından oldu. Yönetmenin, Musaları neden aynı kulvara koyduğu tam da bu sahnede anlaşılmaktadır.

İlginizi Çekebilir