Işık Hep Oradaydı: “Son Yok, Sadece Bavullar Var”

Leyla Mihrinaz Engin

Işık Hep Oradaydı kitabı, Alman Savaşının yaşandığı 1940-1947 yılları arasında Fransa’nın başkenti Paris’te bir Ermeni ailenin savaş döneminde yaşadıklarına odaklanıyor. Hikâye, romanın karakteri Maral’ın dilinden okuyucuya aktarılıyor.

Maral, Özgür Fransa Hareketi içerisinde yer alan ailesinin yaşamını, yaşadığı aşkları ve evlilik sürecini bir nevi günlük mahiyetinde tekdüze bir üslupla okuyucuya aktarmaktadır.

Maral, terzilik yapan annesi, ayakkabı tamirciliği yapan babası, örgü ören teyzesi ve iki yaş büyük erkek kardeşi Misak’la beraber yaşamaktadır. Aile içerisinde Alman istilasının maddi manevi zorlukları yaşanmasına rağmen, ailenin Ermeni geleneklerinden gelen güçlü aile bağı asla kopmaz. Roman boyunca aile içerisindeki bireylerin şefkatli ve sağduyulu diyalogu eksilmez. Okuyucu olarak, Ermeni yaşamına ait birçok yaşamsal özelliğe vakıf olmaktayız. Tarihten bildiğimiz Ermeni halkının zanaattaki becerileri Işık Hep Oradaydı kitabıyla tekrar şahit olmaktayız. Zor yaşam koşullarında konu kahramanları Pegoryan ve Kaçaryan ailelerin hayatta kalmak için zanaatlarındaki becerileri hayranlık uyandırmaktadır. Ermeni aileleriyle beraber Yahudi Almanların Naziler tarafından maruz kaldıkları çetin yaşam da okunmaya değerdir.

Kahraman Maral’ın da kitabın ilk sayfalarında belirttiği gibi, Işık Hep Oradaydı kitabı, savaş yıllarında nasıl yaşadıklarının ve Maral’ın eşini nasıl bulduğunun hikâyesidir.

Maral, lise döneminde komşusu Zaven ile sözlenir. Zaven ve kendisinden iki yaş büyük Barkev Kaçaryan, Özgür Fransa Hareketi içerisinde bulunduklarından bir gün, Nazi askerlerince tutuklanarak sürgün kamplarına yollanılır ve kendilerinden uzun süre haber alınamaz. Maral o süre zarfında sürekli Zaven’i hayal eder, aynı zamanda okuluna devam edip üniversite okumaya başlar. Yıllar geçtikçe Zaven’in geri dönmesine dair umudu eksilmektedir.

Maral bir Pazar günü gittiği kilisede Andon isimli, Muş’tan göç etmiş Ermeni bir gençle tanışır. Aralarında her ne kadar duygusal bir ilişki gelişse de Maral’ın aklında hep Zaven vardır. Yıllar sonra savaş sona ermiş, Alman askerleri geri çekilmiş, Ermeni Halkı kendi kimlikleri ile Fransa’da rahat yaşamaya başlamıştır. Derken günler sonra Zaven’in abisi Barkev son derece zayıflamış, hastalanmış bir halde kamptan salınıverir. Ancak Zaven dönmemiştir. Zaven tutukluluk döneminde tifoya yakalanmış, kötü tutukluluk koşullarından dolayı ölmüştür. Maral, kısa bir süre sonra Barkev’le evlenir. Bir çocukları olur ne var ki bu birliktelik de uzun sürmez. Barkev aylar sonra bir trafik kazasında hayatını kaybeder. Maral çocuğuyla beraber babasının evine döner. Yıllar önce tanıştığı Adon ile tekrar buluşup evlenmeye karar verirler.

Işık Hep Oradaydı kitabın esas olay örgüsü Maral’ın evlilik ve duygusallık yaşadığı üç erkek arasında geçmektedir. Zaven’e aşık olur. Barkev’le sırf Zaven’in kardeşidir diye evlenir. Barkev ölür, ardından Andon ile evlenir. Yaşamın dalgasına kapılan Maral’ın boğulmadan yaşama tutunması, yaşama tutunamayan Sylvia Plath’ın; son yok, son yok, sadece bavullar var, sözünü anımsatmaktadır.

Roman boyunca olumsuzluk bazında ne yaşanırsa yaşansın sağduyusu ile hayatta güçlü durmayı başaran bir kahramanla da karşı karşıyayız. Anlatımdan Maral’ın olup biten olumsuzlukları içselleştirmediğini görmekteyiz. Tabiri caizse zorlu yaşam koşullarının bir yüreği katmerleştirdiğine şahit olmaktayız.

Yazar Nancy Kricorian bilerek ya da bilmeyerek bilindik roman kurgularının dışında bir yazı dilini seçmiştir. Okuduğumuz roman, öykü veya hikâyelerde alışık olduğumuz giriş, gelişme ve sonuç bölümlerine, Işık Hep Oradaydı kitabında rastlamak mümkün değildir.

Roman Maral tarafından anlatı diliyle aktarılmaktadır. Olay örgülerinde yer alan aşklar, ölümler, doğumlar, yoksulluklar düz anlatılarla kaleme alındığından okuyucuya ilgili hisler geçmediği gibi, kitaba heyecansız devam etmek zorunda kalırsınız. Acı, sevinç, aşk ve özlemler es geçilmiş, anlatı içerisinde önemsiz gibi durmaktadır.

Yazar, günlük tutar gibi yatma, uyanma, yemek yeme, aile içerisindeki diyalogları okuyucuya aktarırken gereğinden fazla detayların can sıkıntısı yaratabileceğini gözetmemiş gibi durmaktadır. Okuyucu olarak verilen detayların kitap ilerledikçe önünüze bir olayla bağlantılı olmasını bekliyorsunuz ancak detayların mekân, kişi ve olaylarla bağlantılı olmaması hayal kırıklığı yaratabilmektedir. Dahası Maral, hayat hikâyesini kendi kendine anlatır gibidir.

Bildiğiniz gibi günlüklerde tarih özellikle belirtilir, ne var ki Işık Hep Oradaydı kitabında zaman ile ilgili ipucu yok. Okuyucu olarak, yalnızca ölen Şake Teyze, Zaven ve Barkev’in mezar taşlarında tarihe rastlarsınız. Bu sayede olayların yaşandığı tarihe gidilebiliyor, Alman, Fransız, Rusya ve Amerika savaşının olası izlerine rastlayabiliyorsunuz.

Nazi baskısının Fransa’da yaşayan her halk ve özellikle Yahudiler üzerindeki etkisinin, yer yer satırlar arasında geçmesi okuyucuyu olası bir savaş olayına hazırlıyor gibi görünse de okuyucuyu derinden sarsacak bir savaş durumuna şahit olunmamaktadır. Sadece yer yer insanlar üzerindeki açlık, sürgün ve kamp yaşamına anlatı şeklinde değinilmiştir, dolayısıyla kitaptan beklediğiniz savaşın etkisi veya izleri okuyucu olarak üzerinize sinmemektedir.

Dostoyevski; Olaylar elle tutulur, olaylar kendini belli eder, olaylar her şeyi açığa vurur ama duygular başka şeydir, der. Kitabımızda duygular elbette kaleme alınmış, ancak roman inşası duygular üzerine değil de yaşamsal kuramlar üzerine kurulmuş gibidir.

Işık Hep Oradaydı kitabın konusu son derece insani ve son derece önem taşımaktadır. Gerçek yaşamdan alıntı olduğu rahatlıkla görülmektedir. Bir genç kızın hayallerinin yaşam koşulları içerisinde bu denli altüst olması oldukça çarpıcı ve gerçekçidir. Ne var ki okuyucu olarak kendinizi, dışarıdan izleyen bir seyirci gibi hissedersiniz. Yazar anlatım üslubu ile sizi olayların içine çekmeyip dışında bırakmayı tercih etmiş olabilir diye de düşünmüyor değilsiniz.

Fransa’da Alman savaşına maruz kalan Ermeni bir ailenin Türkiye’den gitmiş olmaları da oldukça düşündürücüdür. Maral’ın babası ve annesinin gizlemeye çalıştıkları geçmiş yaşamları merak uyandıracak niteliktedir. Ancak anne ve babanın diliyle anlatılan geçmişe ait hikâyelerin üzerinde yeterince durulmadığından okuyucu bu vahim yaşam kesitine yeterince takılmamaktadır. Oysaki yaşamın gerçeği olan bu hikâyeler çok daha merak uyandırabilirdi, kitaba heyecan katabilecek nitelikteydi.

Kitabın kahramanı her ne kadar Maral ise de, bu yaşam kesiti yazar Nansy Kricorian’a ait olduğu düşüncesine de kapılabilirsiniz. Bu yüzden yazar Kricorian’ın yaşam biyografisine ulaşma ihtiyacı duyabilirsiniz.

Kitap kapağında bulunan, 1945 yılı Alman savaşı bitimini kutlayan kalabalığın resmi kitabı ilk bakışta oldukça çekici kılmaktadır. Amerikalı yazarın üçüncü kitabı olan Işık Hep Oradaydı ismi, kitap okuyucularında merak uyandıracak çarpıcı isimlerden biridir.

Işık Hep Oradaydı, Nancy Kricorian, Çev.: Zeynel Can Gündoğdu, Aras Yayıncılık, İstanbul 2019, 272 s.

İlginizi Çekebilir