İç Savaşların Yüzünde Dünya

YUJA DAB • @yujadab

17 Temmuz 1936, İspanya’da bir grup milliyetçi generalin seçilmiş cumhuriyetçi yönetime darbe girişimiyle iç savaş başladı. 1939 yılına kadar süren savaşta 350 bin kişi hayatını kaybetti. 350.000 insanın hayatı bir yönetim için evet başa gelip, insanlara nasıl yaşamaları gerektiğini söylemek için 350 bin insanın hayatıyla oynadılar. Neden? Buna cevap olarak hep duygusal aktarımlar yaparlar, basit propagandaları silahların namlularına eklerler. Davaları, haklı davadır hep. Peki, insan tarihinde “savaş” olgusu neden hep ön plandadır? Ne istediğini bilmeyen, hep daha fazlasını isteyen, hırslı ve kötü iki ayaklıların dünyayı kandan bir zindana çevirmelerinin sebebi nedir? İnsanlık tarihi neden katliamlarla, kaosla, dikta yönetimlerle, zorbalıkla, cehennemle doludur? 1936 Temmuz’u İspanya’nın Guernica şehrinde sıradan, reçineli, flemenkolu, çocukların duvarlarda çiçek açtığı bir zaman olabilirdi. Picasso, Guernica tablosu yerine Duvardaki Çocuklar, adlı bir tablo resmederdi belki? Nazilerin bombaladığı, 1654 insanın can verdiği Guernica. Çocukların eğlendiği, Temmuz çiçeklerinin arasında geçen bir gün olamaz mıydı? Federico Garcia Lorca, ağrıyla, acıyla bu şiiri yazmazdı belki de:

Ölü Çocuğa Gazel

Her akşamüzeri bir çocuk ölür,

her akşamüzeri Granada’da.

Her akşamüzeri yerleşir de su

dostlarıyla konuşur baş başa.

Yosundan kanatları var ölülerin.

Bulutlu yel ve duru yel yan yana

süzülen iki sülündür kuleler üstünde,

gündüzse yaralı bir oğlan.

Yıl 1936, İspanya İç Savaşı’ndan tam altı ay önce, Salvador Dali, Haşlanmış Fasulyeli Yumuşak Yapı, adlı bir eser ortaya koyuyor. Tabloda, haşlanmış fasulye kolları ve bacakları birbirinden ayrı,  kendisiyle dövüşen, sanki kendi kendini boğmaya çalışan büyük bir figür vardır. Zeminde kullanılan renkler kasvetli ve ağrılıdır. Tabii Dali, savaştan sonra yönetime geçen Faşist rejimi desteklemiştir. Peki, Dali, büyük yıkımdan altı ay önce savaşı nasıl öngörmüştür? Bu tam bir muammam, belki de Salvador Dali, büyük bir kâhindi. 350 bin insanın can verdiği o felaketin ardından Dali’nin güçlü olan tarafın yanında olması başta Breton olmak üzre, Sürrealistlerin ona sırt çevirmesine sebep olmuştur. Fakat bu durum Dali’nin pek de umurunda olduğu söylenemez. Keza “Sürrealizm Benim!” demiştir kendisi. Ayrıca savaş karşıtı olan Lorca, Dali ile bir süre çok yakın arkadaş olarak tanınmışlardır. Zıtlıklar, yakınlıklar, savaşlar ve ölümler… İnsan, gerçekte neyin peşindedir?

Yıl 1975-2002 yılları arasında tam 27 yıl süren Angola’nın Portekiz’den bağımsızlığını kazanmasından sonra ihtilaf sonucu ortaya çıkan, 200.000 insanın yaşamını kaybetmesine yol açmıştır. 2002’de iki taraf da ortak bir hükümet kurarak anlaşmaya varmışlardır. Yüz binlerce insan ölmeden önce anlaşamıyor muyuz? Konuşmak, iletişim kurmaya çalışmak, karşı tarafı dinlemek neden bu kadar zor? Bırakalım uzay çağını, meteorları, akıllı cihazları… Kaçıncı yüzyılındayız insansızlığın? Sizce daha ne kadar geriye gidilebilir?

Pir Sultan Abdal’ı bilir misiniz? 16. Yüzyılda Sivas’ta var olmuş bir ozanımızdır. “Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan” der. Bilir misiniz? 2 Temmuz 1993, Pir Sultan Abdal Şenlikleri’ne katılmak için Sivas’a giden sanatçı ve aydınlardan 33’ü ve iki otel görevlisi otelin yakılması sonucu hayatını kaybetti. Otelin yakılması, dedim, evet, otel yakıldı. Korkunç, değil mi? İçinizi acıttı, biliyorum. Sizin tamamen teslim olduğunuz yanlış olan ama size “doğrusu bu” diye gösterilen binlerce yanlıştan birkaçı yüzünden halk galeyana sevk edilebiliyor ve öldürme dürtüsüyle bir ağaca, insanlığa, düşünceye, kitaba… Saldırabiliyor. Peki, neden ileri teknoloji ürünlerine odaklanıyorsunuz ki? Aynalara bakın. Aynalar, bize zaten son berbat ürünleri sunmuyorlar mı; kendini imha eden, kendinden olanı yok eden; duygusuz, fütursuzca hareket edebilen, uzaktan kumanda edilebilen yaratıklar değil miyiz? Bu mucize mi, felaket mi? Kitleler halinde dünyayı daha kötü bir yere taşıyoruz. Madımak, madımak. Madımak, baharda açan bi tür bitkiye verilen isim. Yanlış, madımak Metin Altıok’un şu dizeleridir:

Hoşçakal diyebildim güçlükle, sesimi iğneden geçirerek.

Dönüp arkama yürüdüm,

Adım adım gittikçe küçülerek.

Din adamları, büyük toprakların yönetici kesimleri, halkı avuçlarının içinde tutmak için hep aynı yöntemleri kullanmışlardır. Bu yöntemlerin en işlevsel olanı ise, ceza ve ödül sistemidir. Halkın büyük oranının uyum sağlayabileceği şekilde ortaya sihirli, kutsal, zorunlu, kanun, yasa v.b olgular bırakılır. Bu olgular zaman içinde değişime uğrasa da temel hep aynıdır; itaat et, sorma, karşı çıkma. Peki, neden? Hükmetme arzusu insanları küçültmüştür hep ve bu hastalık çağlar boyunca boyunlarımızda dikili bir amblem olma özelliği teşkil etmiştir. Damgalıyız! Hadi, rengi solmuş diye bir çiçekle dövüşelim. Çiçeğin varlığı değil, bilincimizdeki hasarını ortadan kaldırmak için herkesi ayağa kaldıralım utanç verici sebepler için. Mesela, çiçek aslında ormana inanmıyormuş! Vurun o halde, ne duruyorsunuz!

İlginizi Çekebilir

betpas

canlı bahis

güvenilir bahis siteleri