Huzursuzluğun Verimli Eserlerinde Kiki Smith

Yuja Dab @yujadab

Üç Boyutlu bir fikrin, eylemin, duruşun veyahut isyanın fotoğraflanması işine heykel, diyebiliriz. Bu vasıfları taşımakta olan her şey heykel olabilir mi? Belki ya da hiç. Tüm sanat alanlarında olduğu üzere, heykelin de öznelliği, çevresel, kişisel, dışavurumları vardır.

Peki, siz kendinizi ifade ederken ne kullanırsınız? Herkes kendi sanatını yanında taşımaktadır. Küfür, şiddet, güzel konuşma yetisi, beden dili, gösterişli bir hayat, seks, endişeler… Binlerce şekli vardır bu duruşların. İşte tam da burada, bu işleri yaptığınız sırada her şeyin donduğunu düşünün: yumruğunuz havada, ağzınızdan lavlar gibi fışkıran tükürüklerle küfrediyorsunuz duvara karşı. Kusursuz bir heykel gibi! Kusursuz bir eser! Mükemmel, peki sanatçınız kimdir? İnsan aynı anda hem sanat eseri hem de sanatçı olabilir mi?

Peşinden koştuğumuz ne varsa bir süre sonra ona dönüşür, ona döndürürüz çarkımızı. Yani, olmasını istediğimiz şekillerin kabı olup, erittiğimiz hayallerimizi de içine katarak kendimizden eklediğimiz parçalarla mükemmel bir esere döneriz. Tam da burada Kiki Smith ismini bağırmak istiyorum. Babası heykeltıraş, annesi bir opera sanatçısı olan Kiki acil tıp teknisyenliği yaparken insan anatomisi üzerine ilgi duymağa başlar, vücut parçalarından heykeller yapar. Dünyadaki kadın duruşuna, kadının bedensel, politik, siyasi, dini alanlarda kullanılmasına tepki çekmeye çalışır.

Kiki, 1985 yılında yaptığı “Possession is Nine Tenths Of The Law” (resim 1) adlı eserinde vücudun iç ve dış organlarından oluşan ızgara üzerine 9 eserlik çalışmasında, siyah rengin karartıları altında ortaya konan organları karşımızda görmekteyiz. Şunu demek istemiş olabilir miydi: “işte biz, bu kadarız” İşte cinsel organ ve burada yaşamsal fonksiyonlarımı gerçekleştirmeye yarayan sindirim, solunum organlarım! Hepsi bu kadar, kaosun sebebi bu mu?

Possession is Nine Tenths Of The Law (Resim 1)

Değildir. Daha da fazlası vardır. Belki de hiçbir şey. Özellikle kadınların dışkı ve adet dönemlerine de yönelik toplumsal öneme sahip eserleri ortaya koymuştur. Bu eserlere “çirkin” ya da “iğrenç” denilmektedir. Şimdi burada madalyonu ters çevirip üzerine düşünelim:

Toplumsal çirkinlik neden vardır? Belirli kurallar, ahlak yasaları, insani durumlar, kültürel bakış açılarından doğan ve toplulukları bir arada tutmak için var olan halkın ortak tepkileri, diyebiliriz. Kadının, çocuğun, erkeğin toplum önündeki şiddetine, tacizine, tecavüze uğramasına pek de sesini çıkarmayan halklar, topluluklar boşaltım sisteminden ya da üreme organından çıkan parçalara neden bu kadar duyarlı ve detaycı şekilde yaklaşmaktadır? Üstelik bunu sergilerken saldırgan tutumları neden vardır? Biz, neden böyleyiz? Başta belirttim ya, hepimiz kendimizin sanatçısıyız. İğrenç olan, iğrenç görür. Yanlışı gösterirken bazen çirkinliğin saltanatında kulluk edenlere bunu görmeleri için kendi silahlarını yöneltmek durumunda kalabiliriz. Çünkü körlüğün başka hiçbir çıkar yolu yoktur. Hele bu körlüğü seçen insanın, toplumun kendisi ise.

Madalyonu eritip, toprağa damıtıyoruz. Şimdi de kafamızı çevirip Kiki’nin 1992 yılında ortaya koyduğu “The Sitter” yani “Oturan İnsan” (resim 2) eserine odaklanıyoruz: neredeyse canlı gibi görünen bu eserde, elleri kalçalarının altında, oturur vaziyette, başı öne eğik bir insanın duruşunu görmekteyiz. Buraya kadar her şey normal, dikkatimizi çeken şey ise; sırtındaki çizikler! Sırtın, sağında ve solunda insan tırnaklarını andıran ve aşağı doğru uzanan ince ve keskin çizikler görmekteyiz. Bu insanın kendi içine doğru olan bıkkınlığı ve huzursuzluğunu derinden yaşayabiliyoruz. Figürümüz detaylıca işlenmiş ve birden fazla duygu ile bizi baş başa bırakıp, kenara çekilmiştir sanatçı.

The Sitter (Resim 2)

Bu eserin bizde uyandırdığı ilk izlenim ne olabilir? Korku mu? Suç mu? Anlaşılmamak mı? Şiddet mi? Aslına bakarsak ne gördüysek o. Sizde uyanan çağrışımlar nedir? Ya da kaosun egemenliği altındaki bu leş dünya üzerinde uyanabilir misiniz?

Huzursuzluk bir kere ışığını içimize değdirdi mi daha dışarı çıkmak istemez. Orada yuvalanır. Peki, sizin geminizde kaç kurşununuz kaldı, kurtulmak için?

İlginizi Çekebilir