kartal escort

Hasan Ali Toptaş’ın Romanları: Kurmaca Kurdurmaca

Sait Kavşut

Zaman beni sürükleyen bir nehir, ama nehir benim; Beni parçalayan bir kaplan, ama kaplan benim. Beni tüketen bir ateş, ama ateş benim. Evren, ne yazık ki, gerçek; Ben, ne yazık ki, Borges’im 

Hasan Ali Toptaş’ın romanları sadece dili ile değil (ki bu bile yeterli aslında yazdıklarının şiirselliğine) aynı zamanda göstergenin gösterdiğinin bizatihi kendisi olması hasebiyle şiirselliğin doruklarındadır. Kendisinden başka bir şey tali konulardır romanları için. Kurmaca ile gerçeklik karşıt değildir ona göre. Zaten birer tasarı olduklarından birbirilerine benzerler. İnsanın bedeniyle tanımlandığı bir çağda o “gölgesiz” insanlar yaşama olanağı sunar. Roman kahramanlarının nereden gelip nereye gittiğini sorar, kurmacanın ontolojisini kurar. Postmodern metinlerden söz edebiliriz burada, modernistlerin bilinç takıntısından, yapıbozumundan vesaire. Ancak bunların hiçbiri tam olarak Toptaş’ın roman ve öykülerini ihata etmemizi sağlamaz. O, kurmaca dünyanın sınırsız olanaklılığında yazar, dostlarına selam vere vere seyr ü sefer eyler. (Kim bilir hâlâ minibüsü babası kullanıyordur ve kendisi de muavindir.) Kitaplarının adlarından zaten yaşadığı coğrafya anlaşılabilir: Yoklar Fısıltısı, Ölü Zaman Gezginleri, Gölgesizler, Kayıp Hayaller Kitabı, Bin Hüzünlü Haz, Uykuların Doğusu…

Romanları sadece kurmacanın kendisini anlatmasından kaynaklanmaz. Romanlarında kelimelerin ses değerlerini bir senfoni besteler gibi kollar. Bir duvar ustası gibi çekülünü kullanır duvarı dikerken. Sadece yatay değil, dikey duruşlarıyla, bütün metin içerisinde seslerin ağırlıklarını tartar. De’leri, ki’leri; belki’leri, sözgelimi’leri birer harç olarak koyar cümleler, kelimeler arasına.

Bunlarla yetinmeyen Toptaş bir de belirsiz, kesinlikten uzak, sebep sonuç ilişkisini küçümseyen romanlarıyla bütün edebi eserlerin atalarına duyması gereken saygıyı hatırlatır. Borges ve Kafka ona yeni ufuklar açmıştır, dersek sözü uzatmaya hacet kalmaz herhalde.

Ruhundan kahramanlarına elbiseler biçer Toptaş. İlk roman, en biyografik olandır, derler. Sonsuzluğa Nokta ilk romanı ve bu yargı bu roman için de geçerli. İlk romanından itibaren bir kurmacanın içinde kahraman olamayan, birey olamayan, dost olamayan, koca olamayan ve oğul olamayan kimselerdir Toptaş’ın kişileri. Her şeyi ile topluma muhalif, ancak devrimci olmayan, kişiliğini oluşturmaya çalışan Bedran, babasının ve karısının iktidarlarından kurtulma çabası içinde hayatına son verir; daha doğrusu son vermeyi tasarlar (ölümü bile tasarıdır).

Gölgesizler, kurmacadan gerçek hayata, gerçek hayattan kurmacaya geçen kahramanların yolculuklarını anlatmaz. O, iki tarafta da kayboluşları anlamlandırmaya çalışan kişilerin öyküsünü anlatır. Bir köyde ortadan kaybolanların başka bir zaman ve boyutta ortaya çıkışı ve bunların üzerinde de bir adamın kısa bir sürelik dalgınlığı. Herkes olanları anlamlandırma çabasındadır.

Kayıp Hayaller Kitabı bir çocuğun kendini yazıya verişinin, gerçeklikle kurmacayı ve düşü birbirine karıştırmasının hikâyesidir. Romanın her ögesi, bir legonun parçaları gibi, kabiliyetinize göre farklı kurgular yapabileceğiniz şekilde tasarlanmıştır. Sinemaya da göz kırpar Toptaş. Bir ayna gibi kendini çoğaltan hikâyeler sonunda her şeyin hikâyeye dönüştüğü bir anla taçlandırılır. Ruhi Bey’in limonluk macerası ile Hasan’ın hikâyeye dönüşmesi sonsuz çağrışımlar uyandırır.

Bin Hüzünlü Haz’ın anlatıcısı roman yazmayı bin hüzünlü haz olarak algılar ve okurla beraber bir hikâye kurgulayarak okurun kendisini anlamasını sağlar. Bulunduğu zaman ve mekân bütün zaman ve mekânların üst üste, aynı anda birlikte bulundukları bir andır ki yazarın yazarkenki bilinç durumunu ortaya koyar. Bir saat ustasının yaptığı iç zamanı da dış zamanı da kurmacanın zamanlarını da gösteren bir kitaptır Bin Hüzünlü Haz.

Baş kısmı kitabın sonunda bulunan bir cümleyle başlar Uykuların Doğusu. Doğu, Binbir Gece Masalları’nın kaynağı olan Doğu… Hasan Ali adlı bir çocuk, her şey hakkında olduğu gibi romanlar hakkında da yeğenini bilgilendirmeye çalışan dayısının öğütleri doğrultusunda dayısının hikâyesini yazmaktadır. Ancak, dayısının hikâyesini anlatmaya dedelerinin ve babasının ve onların karşılaştıkları kişilerin iç içe geçen hikâyelerinden başlar. Bu da yetmezmiş gibi, bir de tamamlanmamış ve tamamlanması okura bırakılmış birkaç hikâye de olunca Toptaş doğunun mesel anlatıcılarına daha da yakınlaşır.

Toptaş’ın eserlerinin fantastikliği ve öykülerin köyde geçiyor oluşu kimilerini onu büyülü gerçekçilerden saymaya götürür. Romanları, büyülü gerçekçilerin romanlarıyla benzeşen özelliklere sahiptir. Ancak bir aynılıktan söz edilemez. O, daha çok grotesk gerçekçilik olarak adlandırabileceğimiz bir tarzda yazar.

Yurt içinde ve yurt dışında birçok ödüle layık görülen romanlarıyla modern Türk şiirinin altın çağı diyebileceğimiz İkinci Yeni gibi, modern Türk romanının altın çağı 1980 sonrası Türk romanı ve hikâyeciliğinin önemli bir temsilcisidir o.

somni-uyku

İlginizi Çekebilir

betpas

canlı bahis

güvenilir bahis siteleri