Hakkında Yazılmış İki Kitap Üzerinden Aytmatov’u Tanımak

Mehmet Yılmaz

Cengiz Aytmatov şüphesiz dünya çapında bir yazar ve hakkında kitaplar yazılıyor, belgeseller çekiliyor, sempozyumlar düzenleniyor. Türkiye de bu etkinliklerden münezzeh değil. Bizde de Türkiye Türkçesine çevrilmiş pek çok eser var. Özellikle Ramazan Korkmaz, Orhan Söylemez, Abdıldacan Akmataliyev, Ali İhsan Kolcu, Ayşe Yılmaz gibi akademisyenlerin eserleri hem ufuk açıcı hem de başarılı çalışmalar. O çalışmalardan da epeyce istifade ettiğimi söylemem lazım.

Ancak bu yazıda son dönemde çıkan iki kitaptan söz etmek istiyorum. Bunlardan ilki Bilal Dursun Yılmaz’ın hazırladığı Cengiz Aytmatov Kitabı. Diğeri ise Kırgız yazar ve Aytmatov’un yakınındaki kişilerden biri olan Osmonakun İbraimov’un Devrinin Büyük Yazarı Cengiz Aytmatov Hayatı ve Edebi Kişiliği kitabı.

İbraimov’un Anlattıkları

Kırgız edebiyatçı Osmonakun İbraimov’un 2018 yılında ülkesinde yayımlanan kitabı, aynı yıl Türkiye’de de çevirisi yapılarak piyasaya sürülmüş. Doğrusu, iyi de olmuş. İbraimov, Cengiz Aytmatov ile şahsi dostluğu olan bir edebiyatçı olarak iyi bir biyografiye imza atmış.

Tartışmasız bir Aytmatov hayranı olarak sadece onun eserlerini değil, onunla ilgili eserleri de okumayı çok seviyorum. Türkiye Türkçesinde yer alan hemen hemen bütün kitapları okuduğumu sanıyorum. Her kitapta yeni şeyler öğreniyorum. Bunda da öyle oldu. Birkaçını paylaşayım.

Mesela Cemile hikâyesindeki Cemile gerçekmiş! Gerçekten küçük Cengiz Aytmatov’un, bir akrabasının eşi imiş ve kocası askerde iken köyden kaçmış. Hadise doğru yani. Ancak birkaç yıl sonra mutsuz ve yorgun bir şekilde köye geri dönmüş. Tabii Aytmatov’un Cemile’si bir edebi şaheser olduğu için gerçeğinden farklı duruyor. Bu arada Cengiz’in küçük yaşlardaki platonik aşkı olduğunu da ifade etmeliyim.

Aytmatov’un yasak aşkı Bübüsara Beyşenaliyeva’dan da epeyce bahsediliyor. İşin magazin kısmında değiliz tabii; şöyle ki, Bübüsara, Aytmatov’un eserlerindeki aşk sahnelerinin, hatta kadın kahramanların ilham kaynağı gibi duruyor. Bübüsara, Kırgızların ünlü bir balerini imiş. Aytmatov, aşk ıstıraplı bir şeydir derken boşuna dememiş tabii, hissetmiş bunu. 1973 yılında kanserden dolayı vefat etmiş Kırgız güzeli Bübüsara. Cengiz Aytmatov, çok ağlamış, acı çekmiş.

Aytmatov, özel hayatını hiç konuşmayan bir adammış. Bu aşktan sadece Muhtar Şahanov ile sohbetinde bahsetmiş. O sohbet sonradan kitaplaştırıldı.

Bübsara ona “Açikov” dermiş. Yani Aytmatov’un A’sı ile Çingis’in Çi’sini birleştirmiş. İkisi de ünlü oldukları için Bübüsara, evli olan Aytmatov’a zarar gelmesin diye bu aşkı yıllarca gizli tutmuş ve evlenme isteğini reddetmiş. Bu arada Aytmatov’un ilk eşi olan Kenez Hanım bir doktormuş. Kütüphanede tanışmışlar. Ona aşık olduğu sahne de var kitapta. Aytmatov, çocuklarının annesi olan Kenez’e çok büyük saygı duymuş. Yaptığı kaçamak nedeniyle ayaklarına kapanıp af dilemiş. Onu üzdüğünün farkındaymış.

Nitekim, Cemile’den Asel’e, Zarife’den, Aydana’ya kadar… Hepsinin gerçek hayatta karşılığı var. Ama bence en fazla Kızıl Elma hikayesinin var.

Kitap, Aytmatov’un görüşleri, inançları, edebi ve siyasi hayatı hakkında çok açıklayıcı bilgilerle dolu. Neden Kırgızca yazarak başladığı yazarlık serüveninde sonradan Rusçaya döndüğü yahut bağımsızlığa nasıl baktığı gibi pek çok sorunun cevabını bulabiliyoruz. Örneğin bu çift dillilik ve Rusça yazma konusunda şunları söylüyor: ““Fakat bir imparatorluk yazarı için Kırgızistan çok küçük bir alandı, okur kitlesi de çok dardı. (…) Aytmatov öykülerini zaman zaman Kırgızca yazsa da daha çok Rusça olarak kaleme almıştır. Bu, hem yazarı, hem de öykülerini daha cazibeli hale getirmiştir. Dahası yazarın öykülerini Rusça yazması Sovyetler Birliği edebiyat dünyasındaki özellikle genç yazarlar için birleştirici bir unsur olmuştur. Bu da açıkça gösteriyor ki, bir eser Rusça olarak yazıldığında yazarın başarısı o nispette yüksek olacak, okur sayısı o nispette artacak ve büyük bir dünya edebiyatını oluşturacaktır. (…)“Eleştirmenler ne derlerse desinler, Aytmatov’u bir yazar ve bir kişilik olarak yetiştiren tüm çelişkilerine rağmen Sovyetler’dir. Aytmatov, her iki dili de ustalıkla kullanabilen, yani Kırgızca ve Rusçayı çok iyi derecede bilen bir yazardı. Dünyayı çok iyi algılayan Aytmatov, Uzak Doğu’dan Avrupa’ya kadar tüm insanlığa hitap edebiliyordu. Kaleminin evrenselliği en önemli özelliklerinden biriydi. Rus dili, bir yazar olarak bu dili okuyan ve bilen insanlara hitap ederken Türk dilli bir yazar olarak da Türk soylu halkları temsil ediyordu.”

Dine bakışı nasıldı, Müslüman mıydı, Türk dünyası için neler düşünürdü gibi soruların da öyle. Mesela Türkiye’ye bakışını çok sevdim. ““Türkiye’nin onun kalbinde ayrı bir yeri vardı. O, Doğu ile Batı arasında oluşmuş olan bu kültürel ve politik manzarayı hayranlıkla seyrederdi. Atatürk’ün ülkesinde, Orta Asya’nın post-Sovyet ülkelerinin takip edebileceği yolun izlerini gördü… Ankara ve İstanbul’a yaptığı her ziyaret onun için bir manevi bayram ve milyonlarca hayranıyla buluşması demekti. Türkiye onun için beğendiği Avrupa ile mensubu olduğu Müslüman Doğu’nun buluşma noktasıydı. ”

Ya da insanlık meselesini ele alışı: “”Çatışmalardan ve bazı insanların zulmünden kaçıp yerleşebileceğimiz ikinci bir dünyamız yok. Bize böyle bir imkân verilmemiş. Bu, pek de büyük sayılmayan gezegende yaşamayı öğrenmek, işte insanoğlunun bugünü ve bütün geleceği için tek seçeneği.”

Özetle, Aytmatovperverler için önemli ve kıymetli bir eser olduğu kanısındayım.

Bilal Dursun Yılmaz’ın Cengiz Aytmatov Kitabı

Bu kitabın varlığından oldukça geç haberim oldu. Sıkı bir Aytmatov okuru olarak edindim ve okudum. Çok ilginç bir kitaptı bence. İlginç dememin sebebi şu, daha önce bilmediğim pek çok şeyi öğrendim. Yazarın uzun yıllar boyunca Kırgızistan’da yaşamış olması kitabın Kırgızistan ve Sovyetler tarafını çok daha canlı hale getirmiş. Ben de Kırgızistan’ı ve Aytmatov’un kabrini ziyaret etmiştim. Dolayısıyla oradaki bilgiler benim için daha da somut hale geldi.

“Benim dünya görüşüm her türlü totaliter rejime ve bu türden ideolojik dayatmalara karşı çıkmak, direnmektir.” derken ideolojisinin ne olduğunu çok net bir şekilde ifade ediyordu. Keza, dine bakışı ve hangi dine mensup olduğunu da şöyle izah ediyordu: “Ben Allah’ı biliyorum. Allah’tan başka ilah yok… Benim şahsi olarak iyi bir Müslüman olduğum düşünülemez. İman etmek, kabul etmek ayrı, uygulamak ayrıdır. Ben üçüncü kısmı, yani şahsi hayata bakan kısmını maalesef yapamıyorum… Ben sadece Müslümanım. Ne kadar müminim, onu ben de bilmiyorum. İnanıyorum, kabul ediyorum ama yaşamıyorum.”

“Hayatta en değerli şey sizin için nedir?” sorusuna verdiği cevap ise günümüze de çok uygundur. “ Adalet… Adaletin olmadığı yerde güzel ahlak yoktur.”

“Totaliter bir rejimde belki de en iyi anlatma şekliydi yazmak…”  dedikten sonra ise devam ediyor: “Ben insandaki duygular üzerine eserler vücuda getiren bir edibim. Aşk ve savaş da en gergin, üzerinizdeki baskının şedit ve heyecanın maksimum olduğu bir haldir…”

Kitap bir Aytmatov güzellemesi değil kesinlikle. Onun eksik ya da tartışmalı yönlerini de ortaya koyuyor. Bir akademik eser olmaması, röportajlarla desteklenmesi nispeten daha okunur kılıyor. Kitaptaki fotoğraflar da bence hayli önemliydi. Özetle, iyi bir Aytmatov kitabı çıkmış ortaya.

Kaynakça:

Devrinin Büyük Yazarı Cengiz Aytmatov, Osmonakun İbraimov, Bengü Yayınları, Ankara 2018, 300 s.

Cengiz Aytmatov Kitabı, Bilal Dursun Yılmaz, Atlas Yayıncılık, İstanbul 2015, 314 s.

İlginizi Çekebilir