Gece Yarısı Gezegeni Üzerine Sosyolojik Tanılar

Burak Erdoğdu @_burakerdogdu

Kimse aynada kendisini gerçekten tanıyamaz. Anlam kaygısı tarafından kirletilmiş simasını yadırgar ve yabancılar. Muhatabını bilmediğimiz kadim öfkemizin nedeni de aslında budur. Devasa bir bulantı ve ona eşlik eden uçsuz bucaksız tutulmamış vaatlerle yaşar gideriz. İnsan hayal gücü nispetinde birkaç bulantılı sene tüketir ve sonsuza dek çekip gider. Tırnağını zamanın kalbine geçirmeye çalıştıkça titrek haykırışlara boğulur. Bir anlamı olmalı der! Aldığım bu nefesin yaşantımın, düşüncelerimin ve hislerimin…

Anlamsal reçeteyi toplum yazar ve şiddetle dayatır. Keyfiyete dayalı bir reçete değildir bu. Sosyal düzenin devamı açısından gerekli olanlar toplum tarafından anlam boşluğunu dolduracak şekilde ve sağanak yağan yüksek tempolu bir cebirle tepenizden boca edilir. Şemsiye kar etmez, asla kurulanamayacağınız bir ıslaklıktır bu. Islanmayı dert etmemeniz veyahut toplumsal baskı bulutlarının erişemeyeceği kadar uzağa kaçmanız gerekir.

Sonu gelmez ikilemler burada başlar. Toplumdan kaçarak kendimiz olabiliriz ama ondan uzaklaştıkça yaşamak zorlaşır. Hayatta kalmak için benliğimizden ödün vermemiz gerekir. Toplum bizi diri ve köle tutan yegâne mekanizmadır. Güneş gibidir toplum yaklaşırsak yanarız uzaklaşırsak da donarız.

Sadece topluma karşı değil hemen her konuda ikircikli ve tutarsızızdır aslında. Çıkarımıza yontmadan yapabileceğimiz çok az şey olsa da sürekli toplumsal dayanışmadan bahsederiz. Fedakârlığı kutsayıp bencilliği kınamaya bayılırız. Basit bedensel hazların ötesine bir türlü geçemesek de manevi illüzyonlara sıradışı değerler biçeriz. Kendimizi tanıma fırsatı bulamadan toplumun çıkarları tarafından dövüle dövüle sahte bir yaşam sürer ve bundan zerre gocunmayız. Anlam bulanıklığı içinde heba olup giderken bir şekilde idrak edilebilmeyi de umarız. Uzaya bile mesajlar göndeririz bu amaçla, uzaylılar bizi anlasın diye, oysa hepsi boşunadır.

Uzaylılar bizi asla anlayamaz. Olsa olsa dilimizi öğrenirler, sözcüklerin ardına gizlenmiş anlamları tam olarak idrak edemezler. Hopkinson’un kitabındaki uzaylılar düşünme biçimleri bizim kadar yozlaşmış olmadığından sözlerimizin aslında ne anlama geldiğini bir türlü zihinlerinde oturtamazlar.

Uzaylılar da bizi anlayamadıklarından olacak tıpkı içinde yaşadığımız evren gibi bize karşı kayıtsız kalmayı seçerler. Kâinat bize dost ya da düşman değildir. Devasa bir kayıtsızlıkla bize karşı duyarsızdır sadece. Yaptığımız iyilikleri, onu anlamak için sarf ettiğimiz çabaları, çektiğimiz acıları ya da yeri dolmaz kayıplarımızı umursamaz… Bilim-kurgu tam da bu boşluktan doğar: kâinatın iflah olmaz duyarsızlığından… Gece Yarısı Gezegeni anlaşılma ihtiyacı ile başarıyla kurgulanmış bir evrendir. Hamuru tutarlıdır ve dolgusu rahatsız etmez. Tumturaklı vaatlerden ve ışıltılı renklerden uzak. Sade, doğal ve istikrarlıdır…

Nalo Hopkinson omuriliğimize işlenmiş önkabullerimize ışık tutarak kulağımıza belli belirsiz fısıldar.” Ey insan eylemlerinin esas sebepleri o denli derine gömülü ki söylediğin hiçbir şey zihninde söylemek istediğinle uyuşmuyor. Gerçeklerden öylesine kopuksun ki hayatının bir bilimkurgu romanından farkı yok.” Hapkinson’un kitabında bu sebepten ötürü; gelişmiş medeniyetleri sayesinde diz çöktürdükleri yıldızlardan sömürdükleri güç ile galaksiler aşan uygarlıklar bizim mesajlarımızı kavrayamazlar.

Gerçeği görmeyi inatla reddederiz çünkü hakikat iliklerimizi sızlatırcasına acıtır. Tek istediğimiz biraz daha uyuşmaktır. Seksle, içkiyle ya da şans oyunlarıyla hiç fark etmez ya da kendini yetiştirme ayrıcalığına sahip olanlarımız için kariyerle, statüyle, sportif başarılarla… Kaçmak zorundayız ancak yakalanmak da istiyoruz. Zaruri bir çelişki bu. Beklemek ve gerçekliğe elimizi uzatmak elimizde değil. Buna hazır değiliz. Hopkinson tam olarak bundan bahsediyor iddiasız ve ihmal edilebilir varlığını efendice kucaklamayı bilen şanslı azınlığa her fırsatta selam çakmaktan da asla geri durmuyor.

Zihnimizin ön lobundan fışkıran iflah olmaz uyumsuzluğumuz… Ait değiliz, ait olamıyoruz. Benliğimizi sarıp bizi kıskıvrak ele geçiren düşüncelere karşı öylesine savunmasızız ki. Uyumsuz olma lüksüne sahibiz ve bununla ne yapacağımız hakkında hiçbir fikrimiz yok. Eski yüzyıllarda uyumsuzluk ayrıcalığı son derece sınırlı bir zümrenin tekelindeydi ve bilim insanları, sanatçılar ve filozoflardan oluşan bu kısıtlı kesimin kendilerini uyumsuzluklarından koruyacak bilgelikleri vardı. Yozlaşmamak yahut delirmemek için bilgeliklerinden istifade edebildiler. Biz ise kendimizi hiçliğin karanlığından koruyacak silahlara ne yazık ki sahip değiliz. Varlığımız hiçbir işe yaramıyor ve bunun sonuna kadar farkındayız!

Gece Yarısı Gezegeni yüzleşemediğimiz bu gerçeği yüzümüze çarpmakla yetiniyor. Ne yapacağımızı söylemiyor çünkü muhtemelen o da bilmiyor. Toplumun algımız üzerindeki rolünü olağanüstü bir ustalıkla anlatıyor. Toplum tarafından bükülmeden zihnimizde yer edebilecek hiçbir duygu olmadığından dem vuruyor. Zaten algılarımız kendi zihinsel filtrelerimiz tarafından da bozulacağı için genelgeçer doğruların asla var olamayacağından bahsediyor.

Asla düşündüğümüzü söylemediğimiz için uzaylıların bizi anlayamadığı, çocuk görünümlü olduğu için ne söylerse söylesin ciddiye alınmayan insanların yaşadığı, ırkçılığa bilimkurguyla karşılık vermeye çalışan insanların çabalarını dile getiren ve yazım tekniği açısından da hayli sıradışı bir eser Gece Yarısı Gezegeninden Raporlar. Tadı damağınızda kalacak bir sol kroşe yemek ve bir müddet koltuğunuzda konaklama ihtiyacı çekmek istiyorsanız ve kırmızı hapı yutma merakındaysanız mutlaka okuyunuz…

Gece Yarısı Gezegeninden Raporlar, Nalo Hopkinson, Çev.: Gül Korkmaz, Ayrıntı Yayınları, İstanbul 2018, 112 s.

İlginizi Çekebilir