Gece Ana ve “Özel Ayrıntılar”

Ferhat Özkan

Kurt Vonnegut, annesi intihar ettiğinde yirmi iki yaşındaydı (1944) ve Amerikan ordusunun bir askeri olarak, ailesinin geldiği Almanya’da esir tutuluyordu. Birkaç ay sonra, “Avrupa tarihinin en büyük katliamıydı”[1] diye tarif ettiği şekilde Dresden, Müttefik orduları tarafından yerle bir edildi ve 135.000 kişi bir gün içinde katledildi. Vonnegut esaretten kurtuldu ama bu kez de yakılması gereken cesetleri toplamak gibi “can sıkıcı” işler yapmak zorunda kaldı. 47 yaşındayken (1969), Dresden günlerinin etkisiyle en popüler romanlarından birini, Mezbaha No.5’i yazdı. Howard W. Campbell, Jr., bir yan karakter hâlinde olsa da, ilk olarak bu kitapta okurun karşısına çıktı. Bundan bir yıl sonra yazılan Gece Ana’yla birlikte ise protagonistliğe terfi etti: “Kötülüğe açıkça ve iyiliğe gizlice hizmet etmiş, çağının günahını işlemiş”[2] Howard W. Campbell, Jr.

Gece Ana’da Campbell, babasının işi nedeniyle çocukluğunda Almanya’ya gelmiş ve anadili İngilizce yerine Alman dilinde yetkinleşerek önemli bir oyun yazarı olmuştur. İkinci Dünya Savaşı günlerinde ise görevi, her akşam radyoda yayınlanan Nazi propagandalarını hazırlamaktır. İki cümleyle tüm hayat hikâyesinin özetlendiği Mezbaha No. 5’te şöyle tanıtılır okura: “Alman Propaganda Bakanlığı’nda yüksek mevkilere gelmiş sabık bir Amerikalı[…]”[3]. Hatta Mezbaha No.5’te bu ateşli ve tarafgir metinlerden birkaç örnek de bulunur. Oysa Howard Campbell, bir taraftan da Amerikan casusluğu yapmaktadır. Üstelik Nazi propagandalarını okurken… Onun için, iyiye hizmet etmenin tek imkânı kötülük adına fayda sağlayabilmektir. Öksürükler, ufak dil sürçmeleri ve duraklamalarla, ne olduklarını hiç bilemediği mesajları Amerikalılara iletir. Savaş sona erer; ama Campbell’in asıl savaşı bundan sonra başlar. “İki kişilik ulus”u dağılmıştır. Kötünün, savaşı kaybeden tarafının sesidir ve aslında casusluk yaparak “iyiliğe” hizmet ettiğini sadece üç kişi bilir. Biz okuyucular ise tüm bunları, Howard Campbell’ın İsrail’de tutuklu kaldığı sürede yazdığı biyografisinden öğreniriz. 45 kısa bölümden oluşan bir biyografi gibidir Gece Ana: Buluşlar, kaybedişler ve türlü casusluk oyunlarıyla Campbell’ın bir savaş suçlusu olarak yargılanmayı beklerken yazdıklarından oluşan, deyim yerindeyse bir sürü “Sonderkommando”.

Sonderkommando, özel ayrıntı demek. Auschwitz’te gerçekten de özel bir ayrıntı anlamına geliyordu: İdama mahkûm edilmiş olanları gaz odalarına götürmek ve sonra da cesetlerini çıkartmakla sorumlu tutuklulardan oluşan bir birlik. İş bittiğinde, Sonderkommando mensupları da öldürülüyordu. Haleflerinin ilk görevi, onların kalıntılarını imha etmekti.

Gutman bana birçoğunun gerçekten de Sonderkommando olmak için gönüllü olduğunu söyledi.

“Neden?” diye sordum ona.

“Eğer bu konuda bir kitap yazarsan,” dedi. “Ve o ‘neden’e yanıt verirsen… İşte o zaman muhteşem bir kitabın olur.”

“Yanıtı biliyor musun,” dedim.

“Hayır,” dedi. “Bu yüzden içinde yanıtı bulunduran bir kitap için bir hazine öderdim.”

“Tahminin var mı?” dedim.

“Hayır,” dedi gözlerimin içine bakarak. “Her ne kadar ben de gönüllülerden biri olsam da.”[4]

Kurt Vonnegut, tüm alaycı duruşuyla o nedeni/nedenleri yazdığını söylemeyecek, en azından böyle bir iddiayı bile dillendirmeyecek kadar incelik sahibi bir insan olmalıydı. Fakat yine aynı alaycılığının da etkisiyle bu nedenleri anlatmak yerine Gece Ana’da Howard Campbell’ın üzerinden göstermeyi denedi. Hem de olası en “içten” şekilde… Romanın aslında ilk başta karmaşık gibi görünen bir metafiction olmasının nedeni de, bu içtenliği sağlamaktır belki. Öyle ya, hayatının son demlerinde bir hapishaneye tıkılıp birkaç haftada günlüklerini yazan bir adamın samimiyetinden ne derece kuşku duyulabilir?

Vonnegut, Yaratıcı Yazarlık 101 dersinin[5] altıncı maddesinde şöyle diyordu: “Sadist olun. Baş kahramanlarınız ne kadar tatlı ve sevimli olurlarsa olsun, başlarına kötü şeyler gelmesini sağlayın. Okuyucularınız, böylece onların gerçek yüzünü görebilsin.” Üçüncü maddeyse şuydu: “Her karakter bir şey istemeli. Bu, bir bardak su olsa bile…” Cehennemden daha kötü ne olabilir ki, diye sorulduğunda “Araf” cevabını veren Howard W. Campbell’ın başına neler gelmiş olabileceğini, onun ne istediğini ve tüm “özel ayrıntılar”ı bulmak için tavsiyeleri değil, Gece Ana’yı okumak gerekiyor.

Vonnegut’un eserlerini derecelendirirken “A” verdiği romanı Gece Ana, Türkçeye ilk olarak E Yayınları tarafından 1975’te çevrilmişti. Bulunması artık zor olan bu baskıdan sonra yapılan ikinci çeviri ise, April Yayınları’ndan Şubat 2011’de çıktı.

Gece Ana, Kurt Vonnegut, Çev.: Ekin Uşaklı, April Yayıncılık, İstanbul 2011, 264 s.

[1] Ülkesi Olmayan Adam (2006), Kurt Vonnegut, Galata Yayınları, İstanbul, s. 22.

[2] Gece Ana (2011), Kurt Vonnegut, April Yayınları, İstanbul, s. 10

[3] Mezbaha No. 5:, (2007), Kurt Vonnegut, Dost Yayınevi, İstanbul, s. 116.

[4] Gece Ana, s. 22.

[5] Kurt Vonnegut, Bagombo Snuff Box, Vintage Book, 2000, s. 9.

İlginizi Çekebilir

baymavislotbarportbetgrand pasha bet