Edebi Kilidin Kristal Anahtarı

H. İhsan Sönmez

Kişi, var oluşunun bir sırrı ya da ikilemi olarak yaşamını sürdürüyor. Aldığı nefes, içtiği su yediği yemek veya yeryüzünün hazcı dürtüsü kişiye yetmiyor olmalı ki; yaşamını daha anlamlı kılabilmek için sanatsal yaratıya ihtiyaç duyabiliyor. Bir tür yaşadığını kanıtlama ve geleceğe bırakma tutkusu. Sanata bu gözle bakıldığında, sanatçı öznenin dünyayı yeniden yorumlama istediğinden söz edilebilir. Bu yorumlama gerçeklerden kopmadan var olanı sadece farklı taklit etme ve yansıtmaktan ibarettir. Bu sıra dışılık, kaynağını; kişinin bilinçaltı, benliği, psikolojisi, birikimi, bilgisi, inancı, doğa ve sosyal davranışında bulan, çok sancılı bir yansıtma sürecidir. Süreç sonunda sanatçı öznenin elinde kristal bir anahtara dönüşür. Bu kırılgan zorlamaya gelmeyen anahtarla, farklı bir yeryüzü tasarımının edebi kilidi açılabilir.

Pervanenin Duası (Deneme), İnceciktir Kırılmak (Şiir), Gölgeye Sığınanlar (Öykü), Sonsuzda Kanmak (İlahi), Naneli Şeker (deneme) ve Hatice Eğilmez Kaya…

Kristal anahtarı kırmadan onu hassas dengede tutarak, açtığı edebi kapıdan okuruna farklı bir yeryüzü tasarımı izleten edebi kişilik.

İyi ve kötü ikileminde dünyanın faniliğini, insanın misafir olmasını, kirletilen bir dünyada merhamet ve vicdanı önceleyen, savaş, kıyım, baskı ve sömürünün dünyayı kirlettiğine inanan, sevgiyi kutsayan deneme ve öykülerle yirmi birinci yüzyılın kirlenmiş dünyasını temizleme umudunu okura yansıtan toplumsal bir gerçekçidir.

“Gam, kasavet çöker sık sık, kesif bir sis gibi yaralanmış her kalbin üstüne, hele bir de bu kalbin sahibi efkârlanmaya ezelden meyyalse. O zaman küçük bir çocuk annesini çağırırcasına, kişi unutuşun sihirli dokunuşlarını terk edilmiş bir âşık sevgilisine seslenircesine “

Kaya, insanın karamsarlık karşısında, iç bükey bir sorguya dönerek kalbinin ve ruhunun derinliklerinde umutlu bir coğrafya yaratabileceği hayal eden bir mistiktir.

Anahtar onun imgeleri arasında seçkin bir yere sahiptir. Mazinin güvenli ikliminden günün güvensiz iklimine geçişin sancısını anahtar üzerinden betimler. Sokak, mahalle arasındaki güncel insanı ve insan davranışlarını izlek edinir. Zaman zaman kaybetmemek için anahtarını boynuna asan büyümüşte küçülmüş, küçüldükçe büyümüştür. Çocuksudur.

“Keşke bütün tutsaklıklarımızdan kurtulsak bir gün… Alın yazımızın bir oyunu gibi görünen tasalarımızdan. Bazı kuşlar gibi hür olsak ya da günışığı kadar asude”

Ona göre insan yaşadıklarının tutsağıdır. Çeşitli nedenlerle esaretinden kurtulamaz. Kişisel ve toplumsal esareti tarihsel gerçekler ve olaylarla anlatmaya çalışır. Kişinin bireysel özgürlüğünü önemser. Özgürlüğün zahmetli ama uğruna çok şey feda edilebilecek kadar değerli olduğunu söyler. Sınırsız bir özgürlüğü modern yaşamın zorlaması olarak görür. Tutsaklık zincirlerini kırmaya çalışan özgürlükçüdür.

Ölüm ve yaşam gerçeğinde ölümü kutsamaz ama korkulacak bir şey olmadığını kulağımıza fısıldar. Bunu fısıldarken inanç eksenli derin ve dervişi bir öngörüye sahiptir. Yeryüzünün maddi gerçeğinden kainatın manevi gerçeğine uzanan insanı bir kelamın sufist kalemine sahiptir.

Uzun sözün kısası; Hatice Eğilmez Kaya son kitabında “Naneli Şeker” tadında hissedilen farklı bir edebi lezzet sunuyor okura. Nasıl bir lezzet derseniz? İyi okuyun o gizemli müthiş tadı siz de alacaksınız.

naneliseker

Naneli Şeker, Hatice Eğilmez Kaya, Roza Yayınevi, İstanbul 2015, 112 s.

İlginizi Çekebilir