Ebedi Asilerin Şafağında, “Üçüncü Dünya Üzerinde Kızıl Yıldız”

Yuja Dab @yujadab

Herkes bir diğeri kadar eşit ve herkesin bir diğeri kadar yaşama dokunma hakkı vardır. Yani var olmak. Basit. Platforma indiğimizde telaş içinde çoğunluğu elde edip bizden farklı olan ne varsa yok etmeyi tasarlıyoruz. Bunun için teknoloji yolları bile açabiliyoruz. İlginç. Durmadan ortaya atılan fikirler, fikirler için ölen insanlar. İnsanları uyutup yarasalar gibi dünyanın kanını emen insanlar: hepsi aynı karede!

Oltayı ters tutuyor diye birine tokat attınız mı hiç? Balığı eliyle değil de ağzıyla yakalayan? Oturmuş bir grup aristokrat tırnak pisliğinize kadar nasıl sömürülür, tartışmışlar. Çoğunluk olan sizleri nasıl kontrol altında tutabilirler?

-Ben de sizdenim meraklanmayın- ve düşü nasıl bedavaya getirirler, konuşmuşlar. Göbeğini arsalarından yana tutan adam çıkıp demiş ki:

“Hayal satalım!”

Seyrek kafataslı göbeğin eksenine gözlerini dikerek:

“Bunun hukuk düzenini ben tasarlarım”

Burnu kendinden sivri olan ise:

“Ben güzel konuşarak propaganda yaparım”

Ve en can alıcı ve soysuz olan konuşmayı bitirir (yani halktan biri, halkın en güvendiği akil):

“Ben de onları kandırırım”

Böylelikle sistem, kaktüslerin üzerindeki yerine konuşlanmaya başlar.

İnsanların kıdemleri nasırlarına göre ölçülüyor, uyumanın gereklilik değil de mükafat olduğunu kulaklara çıtlatılıyor, sosyal yaşantının önüne tamamen geçilip günün her salisesinde sadece “n’apıcaz bu işleri” diye sorgulamaktan öteye geçemeyen insanoğlunun tüm mutluluğu patronların ağzından çıkacak birkaç güzel cümleye bakacak. Ağzını açacaksın ve dolacak çeşmeden bir şeyler! Sorun etme, bi dahaki dünyada huzurlusun. Sakın ola, değişik arayışlara girip sistemi çökertmenin basit yollarını bulmak ile ilgilenme, çünkü yok edilebilirsin. Sen kötülüğün duvarından bir tuğla çekip çiçeklerin cennetini hayal ederken onlar hemen arkasında bir duvar daha çizerler. Çünkü uyumak çok zordur, ikinci defa toplumsal bir uyutma çok şeye mal olabilir.

Kendini bir gökdelen tepesinde öğle yemeği yerken, hayal edebiliyor musun? Büyük buhranlar yüzünden “ne iş olsa yaparım” demek zorunda bırakırlar bizi ve ölümün kucağında akrobatik yemekler yemek zorunda kalırız. Bu işlemi bir de sirkte yaptığınızı düşünün:

Yerden metrelerce yüksekte ip üzerinde yürüyorsunuz, seyircilerin tepkisine bak “vaaaovv müthiş!” ne komik değil mi? Ölürken topluca, gömülürken tek tek gülümserler suratlarımıza: son kez!

Sonra adını sık sık duyacağımız kavramlarla karşılaştık: faşizm, emperyalizm, kapitalizm, komünizm, sosyalizm, agnostisizm, ateizm, nihilizm izm, izm… Herkes formasını giydi ve savaşlar başladı, dünya savaşları. Problemin temel kaynağı, madenler ve sanayi gücü. Güç. Duygusal, dini, ırki ve onursal propagandalar yaparak şarjörleri dolduranlar savaşlar için en aranan malzemelerdi.

Üçüncü Dünya Üzerinde Kızıl Yıldız, Hintli yazar Vijay Prashad tarafından bizlere kazandırıldı. Ekim Devrimi’nin dünyadaki etkilerine değinen Prashad sosyalist hareketlerin çeşitli ülkelerdeki etkilerini kazıyarak gün yüzüne çıkarmıştır.

Kahlo’nun Marksizm Hastayı İyileştirecek, eserine yer verilen kitapta Tian Jian’ın 1938’de kaleme aldığı “Eğer Savaşmasaydık” şiirinde de şöyle yazmakta:

Eğer savaşmasaydık,

Elinde süngüsüyle düşman,

Ve kemiklerimizi gösterip derdi ki:

“Bakın, bunlar köledir”

Tian’a katılmamak mümkün değildir. Uyursak dişliler arasında sıkışıp kalacağız. Fakat neden savaş? Sadece parmakla gösterebileceğimiz varlıklar dünya üzerinde egemenlik kurma telaşındayken bizi neden böcekler gibi ezmekle meşguller? Ya da biz bu hileyi ortadan kaldırmak için neden kurşunlara sarılmak zorundayız? Ho Şi Min neden bir daha asla kimse bizi aşağılayamayacak, demek zorunda kaldı ki? Kürsüye kahkahalarla çıkıp fıskiyemi kim kırdı? Diye bir soru sorduğu farklı bir evrende herkesin evrensel bir mutluluk peşinde olduğunu hayal edebiliyor muyuz? Hayır.

Doğu’nun Mezarları, Köylü Sovyetler, Şafağı Görmek… Başlıklar altında toplanan kitap özellikle Ekim Devrimi’yle beraber dünyayı kavramak adına önemli bir yere sahip. Birçok belge ve örneklerle sosyalizmi, komünizmi tırnaklarımızla kazıyarak anlamamızı sağlayacaktır. Sanatın ve sanatçının bu tür hareketler üzerindeki büyük etkilerini görebileceğiz. Köylülerin, işçilerin ayak izlerini takip etme şansımız olacak bu kitap ile birlikte. …açık ve netti. İktidar egemen sınıftan egemen olması gereken yeni sınıfa, işçi sınıfı ve köylülüğe, yani çoğunluğa devredilmeliydi. Çoğunluk! Nisan Tezleri’nin özetini bu şekilde açıklıyor Prashad. Makinada en çok söz hakkı makinayı çalıştıranların ve sistemi devam ettirenlerin olmalı. Neden mi? Kitabın ağır atmosferinde gezinirken belki bu soruya cevap bulabiliriz.

Hiç kendimize yakışmayan elbiselere sahip çıktık mı?

Üçüncü Dünya Üzerinde Kızıl Yıldız, Vijay Prashad, Yordam Kitap, İstanbul 2019, 144 s.

İlginizi Çekebilir