Dünya Sistemleri Analizi: Alternatif Bir Perspektif Önerisi

Abdullah Arı

Immanuel Wallerstein’in Dünya Sistemleri Analizi: Bir Giriş” adlı kitabı geçtiğimiz günlerde Bgst Yayınları’ndan çıktı. Kitabın çevirisinin hayli akıcı olduğunu söyleyebilirim. Diğer yandan arka plan bilgisi olmayanlar da bu sosyal bilim ekolünün bakış açısı ve yöntemlerini anlayabilsinler diye  Wallerstein hiç dipnot kullanmadan kitabı sade bir dille kaleme almış. Bir kuramcının olgunluk döneminde kaleme aldığı “Giriş” kitapları, her zaman daha anlaşılır olmuştur. Gereksiz ayrıntılara boğulmadan, meselenin özü belki de en iyi olgunluk döneminde anlatılabiliyor.

Dünya Sistemleri Analizi ekolü I., Wallerstein, Andre Gunder Frank, Giovanni Arrighi, Samir Amin gibi tanınmış sosyal bilimcilerin 1970’lerden günümüze kadar savunageldikleri alternatif bir perspektife dayanıyor. Burada sadece, kitabın “Dünya Sistemleri Analizinin Tarihsel Kökenleri” bölümünü temel alarak bazı hususlara değinmekle yetineceğim. Daha sonra, “Krizdeki Modern Dünya-Sistem” adlı son bölüme de biraz değinmeye çalışacağım.

Dünya-Sistemleri Analizi: Bazı Temel Öncüller

Aslında bu ekolün farklılığını gösterebilmek için bazı yabancılaştırıcı sorular sorabiliriz: Biz son iki yüzyıldır ‘ulus-devletler’de yaşıyoruz diye ekonomik, toplumsal ve kültürel gelişmeler kendilerini bu devletlerin sınırlarına göre mi ayarlıyor? Yoksa kapitalist sistem baştan beri küresel bir karaktere mi sahipti? Tarihsel gelişmeleri tesadüfen yan yana gelmiş siyasal olaylarla açıklayabilir miyiz? Yoksa, bunların ardındaki uzun dönemli ekonomik, toplumsal ve kurumsal değişim dinamiklerine odaklanmak daha mı akıllıca olur? Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler, birbiri ardınca aynı kalkınma kalıbını mı tekrar ediyor? Yoksa bazı ülkelerin gelişmiş, diğerlerinin ise daha az gelişmiş olması aynı madalyonun iki yüzü gibi mi?

Tahmin edileceği gibi Dünya-Sistemleri Analizi perspektifi, “yoksa…” diye başlayan seçenekleri savunuyor. Kapitalizm, başından beri küresel bir sistemdi (dolayısıyla küreselleşme hiç de yeni bir olgu değildir). Ne kadar güçlü olursa olsun, tek bir devlet bu sistemi çekip çeviremez. İkincisi, ünlü tarihçi Fernand Braudel’in tavsiyesine uyarak kısa dönemli siyasal olayların bakışımızı bulandırmasına izin vermeyelim. Uzun dönemli eğilimleri açığa çıkarmaya çalışalım. Son olarak, kapitalist ekonomi, gelişmiş ve gelişmemiş ülkeler arasındaki işbölümüne dayanarak işler ve her iki ülke grubu aynı sistemin parçalarıdır. Sistemin işleyişi ancak yüksek kâr oranlarıyla mümkündür. Kârlar düşmeye başladı mı üretim, 3. Dünya dediğimiz, emeğin ucuz olduğu ülkelere kaydırılır. ‘Çevre’ ülkelerin ‘merkez’e göre hep daha azgelişmiş olmasının nedeni katma değeri düşük ürünlerin üretimiyle meşgul olmalarıdır.

Biraz kışkırtıcı olsun diye Dünya Sistemleri Analizi: Bir Giriş’te yer verilen bu öncülleri arka arkaya sıraladım. Kitapta, burada değinemeyeceğim, düşünmeye değer başka öncüller de ileri sürülüyor. Eğer bunlar size makul ve açıklayıcı geliyorsa, somut gelişmelerle test etmeyi elden bırakmadan bu sosyal bilim ekolüyle tanışmakta fayda var.

Kapitalizmin Sonu Mu?

Wallerstein, ilerleyen bölümlerde “kapitalist dünya-ekomoni” olarak tanımlamayı tercih ettiği kapitalist sistemin temel özelliklerini, devletler sisteminin oluşumunu ve bütün bu yapının ayakta kalmasını sağlayan liberal ideolojiyi ele aldıktan sonra son bölümde ilginç bir sonuca ulaşıyor. Wallerstein’e göre, kapitalist sistem artık sınırlarına gelmiştir ve önümüzdeki elli yılda başka bir sisteme geçmiş olacağız.

Kitapta bu sonucu desteklemek için öne sürülen gelişmeleri ayrıntılı olarak ele almam mümkün değil. Ancak, çok kabaca şunları söyleyebilirim: I. Wallerstein ve Dünya-Sistemleri Analizi okulu, küresel bir sistem olan kapitalizmin yerkürenin her yayına yayıldığını, tam da bu nedenle sınırlarına dayandığını öne sürüyor. Kırsal nüfusun şehirlere göç ederek işçilere dönüşmesinin dünyadaki ucuz emek havuzlarını kurutmaya başladığını savunuyor. Ekolojik yıkım yüzünden, kapitalizmin doğal kaynaklar ve malzemeleri sıfır maliyetle kullanmasının artık olası olmadığını iddia ediyor. Öte yandan, insanlık şimdiye dek alternatif bir sistemi başarıyla uygulayamamış olsa da, daha iyi ücret ve çalışma koşulları için ve cinsiyet/ırk ayrımcılığına karşı verdiği mücadeleyle kapitalizmin toplumları “yönetme maliyetini” çok yükselttiğini ileri sürüyor.

Berlin Duvarı’nın yıkılışından beri kapitalizmin mutlak eğemenliği altında yaşıyoruz. Fakat 2008’de başlayan ve halen süren küresel finans krizi, sistemin o kadar da dayanıklı olmadığını, üstelik çok tahripkâr sonuçlara yol açtığını gösterdi. Belki de Dünya-Sistemleri Analizi gibi sistem-karşıtı perspektifleri yeniden tartışmaya başlamanın vakti gelmiştir. Böyle düşünen okurlara, bu kısa ve özlü çalışmayı tavsiye ederim.

dunya-sistemleri-analizi

Dünya-Sistemleri Analizi: Bir Giriş, Immanuel Wallerstein, Çev.: Ender Abadoğlu, Nuri Ersoy, BGST Yayınları, İstanbul 2011, 191 s.

İlginizi Çekebilir

süperbetin giriş