kartal escort

Dublin Prensi James Joyce

Fatih Emre Öztürk

Dünyada en az karışıma uğrayan ırklardan birine ev sahipliği yapan yeşilini sevdiğimiz İrlanda’nın başkenti Dublin’i bu yazıda ansam, hepinizin aklına aynı kişi gelir. Bu kişi, şehrin merkezinden itibaren akışa geçen Liffey Nehri’nin kuzeyinde yer alan Dublin Yazarlar Müzesi’nin içerisine girdiğinizde el yazmalarından bir şeyler anlamakta oldukça zorlanacağınız kişiyle aynıdır. Dublin’in prensi olarak da lanse edebileceğimiz bu kişi James Joyce’dur.

Ardından dünyaya iniş yapan birçok yazara ilham kaynağı olan Joyce, Dublinli olmasıyla ün salmıştır. Kendisi genç yaşta yazar olma sevdasıyla Dublin’i terk etmesine karşın neredeyse bütün eserlerinde Dublin’e yer vererek doğduğu şehri ne kadar sevdiğini ortaya koymuştur. Homeros’un Odysseia’sına temelleri atılan ve Dublin’de geçen 24 saati anlatan “Ulysses”i, İrlanda milliyetçiliğinin tavan yaptığı bir dönemde kaleme aldığı ve “Dublinli olma” ortak teması altında şekillenen 15 farklı öyküsünden oluşan “Dublinliler”i ve otobiyografik bir roman olarak kaleme aldığı, bir sanatçının iç yolculuğunu en iyi şekilde anlatan “Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi” ile olağanüstü işler başaran James Joyce, aynı zamanda tekrar eden bir kelime bile olmayan isim tamlamasız 500 kelimelik bir cümle yazarak da tarihe adını kazımayı başarmıştır. Oda Müziği isimli kitabında şiirlerini toplamış, Sürgünler isminde bir oyun yazmış ve bunlardan başka yine bir sürü eser yazmış olan James Joyce tüm otoriteler tarafından değer görmüş bir yazardır.

Yaşantısı

1882 yılında hayranı olduğu şehir Dublin’de dünyaya gelir. Üniversite eğitimi de dahil olmak üzere tüm eğitimini kendi şehrinde alır.  Üniversiteyi de Dublin’de, University College’de felsefe ve modern diller eğitimi alarak tamamlayan Joyce, şiirlerini yazmaya tam da bu senede başlar. Daha sonradan Oda Müziği ismiyle bir kitapta toplanacak bu şiirlerin sonunda 1902 yılında, dönemin Dublin’inin karışıklığı sebebiyle Paris’e göçer. Amaçlarına ulaşmak için Dublin’i tek etmesi gerektiğini düşünür çünkü o dönemin Dublin’inde İngilizlere karşı gerillalı hak savaşı yapan Dublinliler onun istediği çalışma ortamını ona sağlayamaz.  Çoğu öyküsünde de bu durumdan bahseder ve karakterlerini kendisinin aksine Dublin’i terk etmeyi başaramayanlar olarak anlatır. Fakat bu Paris göçü çok uzun sürmez. Annesinin ölüme doğru yol alıyor olması Joyce’u harekete geçirir ve Dublin’e geri döndürür. 1904 yılında Nora Barnacle ile hayatını birleştiren Joyce, 1905 yılında ise tekrar Dublin’i terk ederek İtalya’ya göç eder. Bu süreçte bankacılık ve İngilizce öğretmenliği görevlerinde çalışır. İtalya’da olduğu senelerde “Dublinliler”, “Sürgünler” ve “Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi”ni yayımladıktan sonra Zürih’e geçiş yapar. Zürih’te yaşantısının en büyük engeli olarak yoksulluğu ortaya çıkar. Yoksulluk içerisinde kaleme aldığı, 19. Yüzyılı kapatıp 20. Yüzyıl eserlerine ön ayak olduğu öne sürülen ve birçok otorite tarafından kendisinin en büyük eseri, edebiyat tarihinin en büyük eserlerinden biri kabul edilen Ulysses’i yazar. Ulysses’in ardından tekrar Paris’e giden ve orada son romanını tamamlayan Joyce, 1941 yılında hayata gözlerini yumar.

Ulysses

İlhan Berk’in “Dublin’in, bu kentin görüntüsü bir gün yeryüzünden silindiğinde, bir rehber kitap gibi, Ulysses’e bakarak, yeniden, eksiksiz bir biçimde kurulsun istiyorum. ” diyerek onurlandırdığı ve James Joyce’un yalnızca İlhan Berk değil, tüm dünya çevresinde büyük bir etki bırakmasını sağlayan Ulysses birçok otoriteye göre yazarın en başarılı yapıtı olarak kabul edilir. Ulysses’i kaleme alırken büyük bir yoksulluk içerisinde Zürih’te yaşantısını sürdüren Joyce’un bu eserinin, olayların 24 saatte gerçekleşmesinden ötürü bazı otoriteler tarafından roman olarak kabul edilmemesine(“novella*” olarak anılır-ki bence saçmadır) karşın Joyce, kullandığı yeni teknikler ile büyük bir yankı uyandırmayı başarmıştır. İlk önce yazmasıyla eşzamanlı olarak bir Amerikan dergisinde dizi halinde yayımlanmaya başlayan fakat sonradan açılan dava sonucu yayından kaldırılan Ulysses, Dublin’deki ayaklanmalar(bu ayaklanmalar kitaptan bağımsız) sebebiyle ilk kez Paris’te yayımlandı. Le Monde’nin Yüzyılın en iyi 100 kitabı listesine de girmeyi başaran Ulysses, tüm edebiyat tarihine öyle ya da böyle göndermelerle doludur. İrlanda aksanının içine kapanıklığı ve ses oyunlarının aşırı fazla olması, Joyce’un düzensiz çalışma sistemi ve okunması oldukça zor olan el yazması sebebiyle alışılmışa gelenden fazla hatalar ile ilk baskısı yapılan Ulysses, dünyanın çevrilmesi en zor kitabı olarak anılmaktadır. Türkçe’ye çevirisini Nevzat Erkmen’in Yapı Kredi Yayınları için yaklaşık 10 yıllık bir sürede tamamladığı söylenir. En çok konuşulan ama en az okunan kitap olarak da bilinir.

Dublinliler

Göze batandan ziyade, orta sınıf ve sıradan Dublin insanını her yaş evresinde farklı bir öykü ile işlediği Dublinliler, Joyce’un edebiyat yaşantısı için bir dönüm noktası kabul edilir. Öykülerde genellikle bir “aydınlanma” hali göze çarpar ve öyküler aslında bunun da üzerine kurulmuştur. Çocukluk, gençlik ve olgunluk dönemleri adıyla hayali olarak üçe bölebileceğimiz bu kitapta bölümlere yani yaş dönemlerine has olaylara yer verilir. Dublinlilerde yer alan karakterlerin çoğu, Joyce’un aslında Dublinliler’in son öyküsü olarak tasarladığı fakat sonradan bundan çok daha öte olduğuna karar verdiği Ulysses’te tekrar ortaya çıkar. Kitaptaki ilk öyküler, ana karakterin ağzından onun çocuksuluğu ve heyecanı ile anlatılırken sayfalar ilerledikçe öykülerdeki karakterlerin yaşları, kavgaları ve endişeleri artar. Zaten kitapta yer alan son öykünün adı da “Ölüler”dir. Bazı edebiyatçılar “Ölüler” isminin aslında Joyce’un öykücü kimliğinin sonunu duyuran bir nevi motto olduğunu düşünse de esasen bu olgunluk sonrası kaçınılmaz olan ölümü anlatmaktadır.

Öneriler

Türkçe’ye çevrilen birçok eseri olan Joyce, her bireyin mutlaka okuması gereken yazarlardan biridir fikrimce. Joyce’un kendine has tarzını ve Dublin’in olağanüstü güzelliğini size verebilecek başka yazar yoktur. Yine de Joyce’u okumayı istemekle bu iş bitmeyecektir. Hangi kitaptan başlamanız gerektiği bu açıdan oldukça önemlidir. Joyce’u daha iyi tanımanıza olanak sağlayacak olması, hangi aşamalardan geçip olağanüstü başarılar elde ettiğini çok net bir şekilde görmenize imkan vermesi açısından İletişim, Mitra ve Parşömen Yayınlarından basımı olan Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi başlangıç için en iyi seçim olacaktır. Sanatçının Bir Genç Adam olarak Portresi’nin ardından, Joyce’un hayatında daha önce de belirttiğim gibi bir dönüm noktası olarak kabul edilen ve oldukça ilgi çekici bir bütünlüğe sahip olan İletişim ve Parşömen Yayınlarından basımı olan Dublinliler ikincil olarak okunması gereken Joyce kitabıdır. Son olarak da okunması oldukça güç olan ve birçok okur tarafından yarıda bırakılan Yapı Kredi Yayınları’ndan basımı olan Ulysses, Joyce’un adını altın harflerle yazdırdığı eseri okunmalıdır.  Eğer arzu edilirse, seviliyorsa da şiirlerinin toplandığı Oda Müziği de okuma listeniz için tercih edilebilir. Peki Joyce okurken keyif alır mısınız, kesinlikle evet!

İlginizi Çekebilir

betpas

canlı bahis

güvenilir bahis siteleri