Dayatılan Yaşamın Geçmişinde: Geçmişi Kullanma Kılavuzu

Yuja Dab @yujadab

Bir titizlik bağlamında tarihi nasıl kullanırız? Tarihimizin gerçekliği ile ne kadar tanışıyoruz? Bellek ve tarih arasındaki uçurumun kenarında yaşamayı nasıl başardık? Katliamlar çiçekli panayırlarla örtüldükçe unuttuk mu; kanı, ölümü, yası… Bize nasıl unutturdular. Değişimin kökeni, insanın soru sorma veyahut inceleme eğilimini kaybetmesinden mi kaynaklıdır?

Enzo Traverso, Siyaset Bilimi profesörü, aynı zamanda tarih içersinde zamana ve belleğe kulak kabartmak isteyenlere fısıldayan düşünür.

Geçmişi Kullanma Kılavuzu, kitabında kurbanların geçmiş belleklerinde, dayatılan tarihe karşı hak arama savaşını görmekteyiz. Kitapta, Belleğin Doğuşu, Zaman ve Güç, Yargıç İle Yazar Arasında Tarihçe, Geçmişin Politik Kullanımları, Alman Tarihçilerin İkilemleri, Revizyon ve Revizyonizm başlıkları altında tarihe felsefi bir bakış atılmakta. Bellek ve tarih arasındaki benzerlikler kötücül mü?

Geçmişindeki barbarlıkları kabullenmekten ısrarla vazgeçen insanlar için Tarih kullanımı iyi bir araç olmakta. Şöyle düşünebiliriz:

İşini zevkle yapan, kuvvetli, gözüpek bir katilsiniz. Kurbanlarınızı özellikle düşük kaliteli ayakkabılar giyen vatandaşlardan seçiyorsunuz. Çünkü ayakkabısı kötü olanın fikirleri ve yaşamı da kötü olur. Fikirleri size uymayan insanlar ne büyük düşmandır! Eğer bir yerlerde düşmanlar varsa ve o düşmanlar eylemsiz duruyorsa ayıklamanız gerekir. Ayıklamak için ayaklardan başlarsınız. Çünkü yasalar gereği artık herkes lanetli ayakkabıları almaktan kaçınır. Ayakkabı üreticileri fişlenir. Yaşam çizgisi artık ayakkabılar üzerine kuruludur. Eğer bir yerlerde kahverengi ve kırmızı çizgili ayakkabılara sahip olanlar var ise, ölüm onlar için kaçınılmazdır. Ama şöyle de bir durum vardır ki, kafaları oldukça karıştırır; halkın bir kesimi kahverengi ve kırmızı çizgili ayakkabıları din gereği kullanmak zorundadırlar. Evet din gereği! Yüzyıllar boyu sürüp giden gereklilik. Ruhsal bütünlüğü zayıf olanlar dinden uzaklaşıp, kötü olan yolu seçerler. Diğerleri de mücadele edip uğruna ölecekleri kahramanlıklara imza atarlar.

Kahramanlardan geriye kalanlar (şans eseri ölmeyenler) yıllar sonra savaş bittiğinde tüm dünyanın bu savaşın ne kadar anlamsız olduğunu konuştuğu bir sona kavuşurlar ve bu son ile sizin tüm foyanız meydana çıkar. Sonuç itibari ile yeni ayakkabı şirketleri ve küreselleşmiş bir dünya ile karşı karşıya kalırsınız. Birileri bu oyunu görüp kahverengi ve kırmızı çizgili ayakkabı sevicilerini gururlandırıp, güçlendirir. Evet, artık sahneden inme vaktiniz gelmiştir. Çünkü tüm bu kaosu yarattığınız vakitlerde gerçek tarihi de yok edeceğinizi düşünüyordunuz ama unuttuğunuz bir şey var: bellek!

Sizin yazdığınızın dışında bir de bellekler vardır. Susturulan ama bir gün mutlaka ortaya çıkıp belgelerle, yaşadıklarıyla tarihi yeniden yazacaklardır.

Bellek” genellikle tarihin eşanlamlısı olarak kullanılır, ama tarih-aşırı” bir kategori halini alarak onu ele geçirme yönünde kendine özgü bir eğilim gösterir. Böylece geçmişi, geleneksel olarak tarih diye adlandırılan disiplininkinden daha geniş ilmekli bir ağın içine alarak, geçmişe büyük ölçüde öznellik ve “yaşanmışlık” dozu katar: kısacası, daha kısır ve daha “insani” bir tarih olarak görülür.

Enzo, bu kitapta yazılan ve yaşanan geçmiş üzerine oldukça derin atışlar yapmıştır. Dayatılan bir yaşamın tarihi mi, yoksa yaşanmış bir geçmişin tarihi mi gerçek olan? Soruların tümünün cevabını arayışımız içinde bulabiliriz.

Köyünüzü yıkıp, ahaliyi ateşe verip gidiyorlar. Soruyorlar sonra tanıklara:

-Nasıl oldu?

-Bizi yok ettiler. Ben o sıra tarladaydım. Köye vardığımda ise ailemden geriye hiçbir şey kalmamıştı. Derin bi kırmızı çizgili ayakkabı düşmanlığı bu. Biz onlara ne yaptık ki! (ağlıyor)

Karşı tarafın tarihçileri hiç oralı olmaksızın:

-Siz suçlusunuz, deyip tarihi şekillendirip belleğinizi yok etmeye çalışıyorlar. Burada politik kaygılar ve bağnazlıklar da ön plandadır. Kitap, bu noktada belirleyici örneklerle bizi aydınlatma hususunda ilerlemektedir.

Tarihçi, Auschwitz kampından kalan fotoğrafları deşifre edebilir, analiz edip açıklayabilir. Trenden inenlerin Yahudi olduklarını bilir; onları gözlemleyen SS subayının bir ayıklama yapacağını ve bu fotoğraftaki insanların çoğunun ancak birkaç saatlerinin kalmış olduğunu bilir. Bir tanığa ise bu fotoğraf çok daha fazlasını söyleyecektir: O, hisleri, duyguları, gürültüleri, sesleri, kokuları, kampa varışın korku ve tedirginliğini, dehşetli koşullarda gerçekleştirilen uzun bir yolculuğun yorgunluğunu ve kuşkusuz krematoryum dumanlarının görüntüsünü anımsayacaktır. Başka deyişle bu fotoğraf ona tamamen tekil ve tarihçinin asla tümüyle erişemeyeceği imge ve anılar bütününü hatırlatacaktır…

Geçmişi Kullanma Kılavuzu, büyük katliamların ve suçların olduğu ülkelerde (belki de utançlarından ötürü) ortaya çıkmamasının politika ayağını ve felsefi süreçlerini anlama bağlamında oldukça iyi bir aynadır. Köyünüzün yok oluşunu, binlerce kilometre uzaklıktaki ülkenin tarih kitaplarında ve televizyon tartışma programlarında bulabilirken köyünüzün az ötesindeki şehirde yani kendi vatanınızda rastlamanızın olasılığı oldukça düşük seviyededir ya da o tarih bilincine ulaşmak yasaktır. Çünkü ülkeler insanlar gibidir. Hiçbir insan ayıbı ile anılmak istemez, hatta bunu kabullenmez bile. Ortada öyle bir durum yoktur onlar için.

İşte bu kitap, bu çelişik düzenden çıkmamızı sağlayabilir.

Politik ellerin kanlarıyla, propagandalarla yazılmış tarih gaz odalarında ölenlerle onları o odalarda vahşice yok etmeye çalışanları aynı kefede ve eşit masumlukta anmaya kalkışabilir.

Enzo, bana bu sorunun cevabı peşine düşmemi sağlamıştır:

Tarih objektifse, adaleti bu objektiflik içinde nasıl sağlayacağız. Yani kanlar yeraltına sızana dek belleğin oluşmasını bekleyin, geçmişi yönetenlerin bugün neler yapacağını mı izleyeceğiz?

Guantanamo ve Auschwitz arasında ne gibi benzerlikler veyahut farklılıklar vardır, sorunsalının peşine mi düşmeliyim?

Ama herkes giymek istediği ayakkabıda özgür değil midir?

Kimse kimseyi yok etmediği sürece ayakkabılar güzeldir.

Geçmişi Kullanma Kılavuzu-Tarih Bellek Politika, Enzo Traverso, İletişim Yayınları, İstanbul 2019, 136 s.

İlginizi Çekebilir