Dalından Düşmüş Megafonlara Meteorlar

Yuja Dab

Bütün dünyaya hâkim olan bir megafon düşünün ve bu megafonun sahibi olan büyükçe bir el. Megafondan yayılan cızırtılı, yosunlar arasında boğulan ses kulağınızı acıtırken şu cümleyi kursun:

“Son kişi de öldü, artık hiç kimse ölmeyecek!” Bu cümleden sonra neler yapabileceğinizden çok, ne yapacağınızı hemen söyleyeyim:

Kendiniz dışında herkesin yok olmasını istemekle meşgul olacaksınız. Ölüm yok, ölmek yok, öldürülmek yok, terk yok ama insanın hırsı ve nefreti var. Üçüncü sayfa haberlerinin yer aldığı gazete yapraklarını, üçüncü sınıf insan ölülerine seren de siz değil misiniz? Hırsızların oturduğu yoğun güvenlikli sitelerde hırsızların içeri girmemesi için bütün önlemleri alan siz değil misiniz? Gözünüzün önünde duran ve ellerinizi kemiren canlılara verdiğiniz yaşama hakkıyla, içinizden gelip koparamadığınız nefretiniz birbirini teskin ediyor. Neden saklama gereği duyuyorsunuz?

Yaşamın kendisi ihtiyardır. Çiçeklere bakılmasını, sorunların giderilmesini, birilerinin düzenli olarak hava durumu ile ilgili bilgi vermesini ister, oturduğu sokağa hâkim olmak ister.  Şimdi, bu ihtiyarın yıllar yılı birikip, kırışmış ellerinden tutup dışarı atmak ister misiniz? Bunu başaranlar var. Bir ihtiyara nasıl kıyılır? İhtiyarlar her zaman olmasa da çoğunlukla doğruyu söylerler. Peki, sizin doğrunuz nedir?  Kanadıktan sonra hızla iyileşmeye çalışmak mı? Neden ısrarla iyileşmeye çalıştığınızı anlamakla meşgulüm. Birkaç milimetrelik yaraya denk geldiğinizde o tanrısal vücutlarınız için herkesin kırmızı alarmda buluşup sadece sizinle ilgilenmesini istiyorsunuz ama kapınızın önünde duruyor diye bir kediye yeni aldığınız pabuçlarınızla okkalı tekmeler atabiliyorsunuz. Çok meşgulüm. Sizi idrak etmeye çalışmanın nasıl yorucu ve hasarlı olduğunu anlatmanın yollarını arıyorum.

Megafonu unutun. Bütün dünyanın artık işe yaramadığınız için unuttuğu, kendi zamanının en büyük icadı olduğunuzu düşünün. Kazığa oturmuş hissine kapılabilirsiniz. Aslında tam da öyle olursunuz. Herkes size inanıyor, arıyor, özlüyor, dokunuyor ve bir gün bum! Patladınız. İşte tam da burada parçalarınız tek tek ayrışırken hurdaya dönmüş birkaç bölümden başka ne olabilirsiniz ki? İşte bunu diyorum:

Eşyalara ne anlam yüklerseniz döner dolaşır ensenize yapışır.  Materyallerle aranız nasıldır bilmiyorum ama yaptığınız iş ne olursa olsun onları kullanırken nazik olun. Mesela marangozlar neden ağaçları sevmez? Kasaplar? Un satan adamın kargalarla arası nasıldır? Taksi şoförleri Ahmet Erhan okumuş mudur?

Kapınızı nasıl kapatırsınız? Örter misiniz, kapar mısınız, kapatır mısınız? Hangisi?

Nedense megafon denince aklıma hep elleri geride birbirine kenetlenmiş, zabıtalar gelir. Zabıtaları nasıl bilirsiniz? Zabıtaların çocuklarla arası nasıldır? Dünya kurutulmuş naneye nasıl da benziyor! Tezgâhı yıkılan yaşlı bir teyzenin kuruttuğu naneler, ne kadar da güzeldi. Bunu zabıtalar asla anlamayacak, yapay çiçek satanlar da.

İlginizi Çekebilir

süperbetin giriş