Çoluk Çocuk

Cihat Baker

Bugün “popüler” müzik ve sanat piyasasına en hakim ve etkili şehir, kim ne derse desin, bence New York’tur. Yeni neslin giyim kuşamından dinlediği müziğe, sanat anlayışından evinde kullandığı mobilyasına ve hatta hobilerine kadar her şeyi New York ve orada yaşayanlar belirliyor. Şehir, bunu büyük oranda Andy Warhol ve beraberindekilere borçlu aslında. 60’ların ortalarına doğru New York’ta kurduğu Factory isimli atölyesi, dönemin ünlü film yıldızları, rock starları, sanatçıları kadar uyuşturucu müptelaları, fahişeleri ve porno yıldızlarını da ağırlıyordu. Haliyle, bu çevredeki insanların sabaha kadar süren partilerden sonra takıldıkları mekanlar, kaldıkları oteller (Chelsea Hotel), dolaştıkları sokaklar ve ayıldıkları kafeler Factory haricindeki mahfellere dönüşüvermişti. O dönemin (bugün de öyledir ya) bir şeyler yapmak isteyen birçok yetenekli genci kendini New York’a atarak orada ya birileriyle tanışıp ya da işlerini birilerine göstererek kendini ispatlamaya çalışıyordu; Patti Smith ve dostu Robert Mapplethorpe gibi.

Rock müziği tarihinin diğer isimleri gibi sıradışı biridir Patti Smith. Mazbut ve dindar bir ailenin çocuğu olarak Şikago’da dünyaya gelmiş. Şöhret olana kadar yaşadığı yolculuğun nasıl geçtiğini, Çoluk Çocuk isimli anı-romanda anlatıyor. 60’lı yılların ortalarında tüm dünya rock’n roll, uyuşturucu, devrim ve savaş kelimeleriyle kaynadığı sıralarda Patti Smith’in tek derdi, bir an evvel büyük şehre, New York’a gidip orada bir iş bulmak, şiirlerini yazmak ve hayatını sürdürmektir. New York’ta ilk günleri hiç de beklediği gibi değildir. Bir gün parklarda aç-bi-ilaç gezinirken karşısına genç bir adam çıkar: Robert Mapplethorpe! Smith’in New York’ta aylak dolaştığı günlerde tanıştığı ve bir daha hiç ayrılmadığı; evvelâ sevgilisi, sonra ev arkadaşı ve sonra da en yakın dostu Mapplethorpe ile olan ilişkisinin detayları Çoluk Çocuk’ta tüm detaylarıyla anlatılıyor. Her ne kadar Smith’in hayatı onunla tanıştığı gün bıçakla kesilmişçesine değişmese de, onunla bambaşka bir hâl alacaktır. Başta bir İran kolyesinin bağladığı ikili, beraber ilerleyecekleri sanat yolunda pek çok bağla birbirine kenetlenecektir. Ünlü bir ressam olmak isteyen Mapplethorpe ile şair olmak isteyen Smith, New York’ta -başka alanlarda yer alsalar da- birer efsaneye dönüşeceklerdir. Önce aşkla başlayan ilişkileri hiçbir şeyden etkilenmeyen bir dostluğa dönüşürken ikilinin gelecek planları da değişecektir aslında. Birinci durağı şairlik olan Smith rock tarihine geçerken, Mapplethorpe ise fotoğraf sanatının unutulmazları arasında yer alacaktır. Patti Smith ve Robert Mapplethorpa birlikteliği müzisyen ve sanatçı ilişkisi kadar bir dönemin New York’unun bohem yaşamını ve sanat ortamını da fazlasıyla örnekliyor. New York’ta Chelsea Hotel sakinleriyle sürekli bir aradaydılar ve dönemin bütün sanatçıları, rock starları, kimi avangard isimleri ve marjinalleri birbirleriyle etkileşim halinde yaşıyorlardı.

Mapplethorpe Andy Warhol’u beğenip örnek aldığı kadar, yaptığı işlerde sürekli onu geçeceğini, onu aşacağını dile getiriyordu. Kendisinin ilk modellerinden birisi de elbette Patti Smith olmuştu.

Mapplethorpe’un fotoğrafla tanışması ise bir dostunun hediye ettiği Polaroid sayesinde olur ve ilk önce bir eğlence olarak ilgi duyduğu fotoğrafla daha fazla vakit geçirmeye başlar. Aslında, aranan kan bulunmuştur Mapplethorpe resimde yapmak istediği çıkışı fotoğrafta yapacak ve sanat tarihinde fotoğraflarıyla anılacaktır. Smith’in neredeyse her halini belgeleyen Mappletphorpe başta ilk albümü “Horses” olmak üzere Patti Smith’in pek çok albüm kapağının fotoğrafını çekecektir.

Smith’in bir yerlere gelmesi Mapplethorpe’a kıyasla daha kolay olsa da onun serüveni de oldukça etkileyici. Warhol ve şürekasının etkisiyle (bilhassa The Velvet Underground’dan Lou Reed’e) ve Alain Ginsberg ve Bob Dylan gibi ozanların yolunu izleyerek şiir dinletilerinde Rimbaud’dan aldığı ilhamla okuduğu şiirleri büyük etki uyandıran Smith, aynı zamanda elektro gitarla doğaçlama yapmaktadır. Şairlerin, yayıncıların dikkatini çektiği kadar müzik eleştirmenleri ve müzisyenlerin de ilgisini üzerine toplar. Onun için şans kapıyı çalmıştır artık.

Çoluk Çocuk’ta Smith’in olağanüstü samimi üslubu ve etkileyici dili, ikilinin aslında nasıl bir masal yaşadığını gösteriyor. Smith “hayat arkadaşı” Mapplethorpe’un iki isteğini de başarıyla yerine getiriyor. Bugün birçok insan şarkıyı ezbere bilse de orijinalinin Patti Smith’e ait olduğunu bilmediği “Because the Night” isimli şarkısını sevgili dostuna adamış. Bunun sebebi ise, dans etmeyi çok seven Mapplethorpe, Patti’den hep “çılgınca dans edebileceği bir şarkı, hattâ bir hit” ister. İşte ilk dileği yerine gelmiştir. İkincisi ise, Mapplethorpe ölmeden önce, Patti’den ikisinin hikâyesini yazmasını ister. Çünkü bilir ki, ikisinin yaşadığını onlardan başka bilen yoktur ve bunu ancak Patti Smith gibi bir şair anlatabilir. Patti Smith, Robert Mapplethorpe’a verdiği sözü tutarak kaleme aldığı anılarında, aslında dostu Mapplethorpe için en güzel şiirini yazarken, onun için unutulmaz bir ağıt seslendiriyor. Smith bunu yaparken 60 ve 70’li yılların New York’unun Warhol’lu, Hendrix’li, Chelsea Hotel’li sanat ve müzikle dolu ortamını da içeriden bir tanık olarak aktarıyor. Şüphesiz, geride bıraktığımız senenin en iyi kitaplarından biri olan Çoluk Çocuk’u okurken Patti Smith’in başta “Horses” albümü olmak üzere, şarkılarından bir liste yapıp dinlemek, kitabın etkisini daha da artıracaktır.

coluk-cocuk-a

Çoluk Çocuk, Patti Smith, Çev. Yiğit Değer Bengi, Domingo Yayınevi, İstanbul 2013,

İlginizi Çekebilir

baymavislotbarportbetgrand pasha bet