“Bir Avuç Dolusu Aspirin Yutan Kızlar İçin Kanto” Yazan Güzel Adama

Zeynep Sorgun 

Şiir üzerine söz söyleyecek, türlü poetik kuramlardan ahkâm kesecek, afili ithaf/alıntı/göndermelerle göz dolduracak ehliyette bir insan değilim. Zaten bu satırların devamında okuyacaklarınızın cahil cesaretiyle süslenmiş, ziyadesiyle öznel çıkarımlar olduğunu fark edeceksiniz. Edebiyat söz konusu olduğunda, takip edilecek yolun, metinlerle kurulacak kalbî yakınlıklar yordamıyla bulunması taraftarıyım. Cahit Koytak ve şiiri üzerine söylemeye çalışacağım şeylerin, böyle bir muhabbetin tezahürü olabilmesini ümit ediyorum sadece.

Cahit Koytak’la Yoksulların ve Şairlerin Kitabı Üçlemesi vesilesiyle tanışanlardandım. Geç kalmış bir karşılaşma bu. Şiirle arama çektiğim camdan duvarı yıkan, sarsıcı, içten bir kucaklaşma belki. Samimiyetinden şüphe edilmeyecek bir dost kelamı, okudukça okudukça okudukça açan/ışıtan/iyileştiren sözler. Kâinatı sarmalayan bir mürşid, kendisiyle hesaplaşması bitmeyecek bir derviş. (Tam bu noktada Koytak şiirini ‘yüzü fazla Batı’ya dönük’ bulan zihniyeti anlama çabası içine giriyorum. Söz konusu şiirlerde değinilmiş isimleri düşünüyorum: Ece Ayhan, Wittgenstein, Necip Fazıl, Nazım Hikmet, Li Po, Cahit Zarifoğlu, Dante, Charlie Parker, Hayyam, Yunus Emre, Pessoa, Lorca, Pieter Bruegel, Kaab bin Züheyr, Hrant Dink… Haydar Ergülen özetleyecektir durumu benim yerime: “Cahit Zarifoğlu için söylemiştim, Cahit Koytak için de tekrarlamaktan ancak mutluluk duyarım: ‘Başka inançlardaki, görüşlerdeki insanların da şiirini yazmak, bence insanın kendi inancına, dünya görüşüne bağlılığını güçlendirir.”[1])

En çok insan ve vicdan vardır Cahit Koytak şiirinde, bir de zarif bir başkaldırı, dindirilemez bir isyan: Hrant için, Gazze için, Mavi Marmara için…  Darbelere karşı, kapitalizme karşı, insanlığın/özgürlüklerin/sanatın önünü tıkayan her türlü zulme karşı… Bu sebeptendir ki Cahit Koytak’ı ve şiirini herhangi bir dünya görüşüne, ideolojiye, inanç sistemine bağlamak/indirgemek çok ama çok büyük bir yanılsamadır.

Kozmosu şiir gören, gördüğünü şiire dönüştüren velud bir şairdir Koytak. Taraf gazetesindeki köşesinde düzenli olarak şiir yayımlıyor oluşunun öncelikli sebebi, bu “şiir hali”ni günlük gazete okuru’na sirayet ettirme çabasıdır. Şehirdeki entelektüelden dağdaki çobana, her insan’ı anlamak/her insan’a seslenmektir amaç. İnsanlığın eşiğinde durduğu haikat’in ve yeni Rönesans’ın heyecanını taşır şair; okur da bu heyecana ortak olsun ister.

Yirmi yıl aradan sonra raflarda yerini alan İlk Atlas şairin aşkın yolculuğunun ilk durağı olması nedeniyle büyük önem taşımakta. Yoksulların ve Şairlerin Kitabı Üçlemesi’nin üzerine dönüp bakıldığında rahatlıkla görülecektir geçen zamanın izleri. İlk Atlas daha genç, daha hızlı, daha keskin, daha köşelidir. Yoksulların ve Şairlerin Kitabı’nda ise zaman yavaşlar, şair olgunlaşır, büyük dalgaları olan bir okyanustur şimdi şiir, hakikat aynı hakikattir ama daha yukarıdan bir yerlerden gözlenmektedir sanki. İlk Atlas bize Bir Avuç Dolusu Aspirin Yutan Kızlar İçin Kanto dinletirken, Asansörde Birden İsa’yı çıkarırken karşımıza; Yoksulların ve Şairlerin Kitabı’nda Viyanalı Ermiş’in varlık sıkıntısına ortak oluruz, Cennetin Tavan Resimleri’ni temaşa ederiz Bruegel’le. Zamana/mekâna/karakterlere hükmettiği sahnede hem oyuncu hem izleyicidir Koytak; diler ki okur da katılsın bu oyuna, elini vicdanına koysun, aklını başından uçursun.

Cahit Koytak ve şiiri aranmalı, bulunmalı (külliyatın ilk dört kitabı Timaş Yayınları tarafından yayımlandı, devamının geleceği müjdelendi), peşine düşülmeli. Ahir zamanda, böylesine yürekli/vicdanlı/estetik/kucaklayıcı/birleştirici/bütünleştirici bir biçimde hakikati işaret edecek insanlar bulmak kolay değil, kıymeti bilinmeli.

[1] Haydar Ergülen, Cahit Koytak Şiirinin Tehlikeleri Üzerine, Yasakmeyve, 42. Sayı.

İlk Atlas, Cahit Koytak, Timaş Yayınları, İstanbul 2011

İlginizi Çekebilir

betpas

canlı bahis

güvenilir bahis siteleri