Bir Anahtar Yeter

Erdal Noyan

Bir anahtar yeter bize. (Bu cümleyi bir şiirde dize olarak kullanmalıyım.) Eve birlikte gelinir veya önce gelen sonra gelene kapıyı açar.

Eğer biri eve geldiğinde diğeri evde değilse ne olacak?

Eskiden evin anahtarı saksının veya paspasın altında olurdu. Bu artık aşırı tehlikeli bir yöntem. Gerçi hırsızın pişmişini çok kilitli çelik kapı bile durduramıyor ya, yine de önlem önlemdir.

Herkesin cebinde barındığı evin anahtarı bulunmalı diyorum.

Evin bireyi var olan anahtarını o gün giymediği giysisinde unutursa ve orada yalnız kalıyorsa akşama evine nasıl girecek?

Burada komşuluk da devreye girer.

Anahtarın biri komşuda durursa anahtarı yitirdim derdi, ben yokken evi su basarsa endişeşi aradan çıkar. Burada gerekli tek şey güven duyabileceğiniz bir komşu. Ataları hepten boşlamamak gerek; “Ev alma, komşu al!” sözünü söz olsun diye söylememişler.

Sorduğum sorulara sunduğum cevaplar karşısında, bir anahtarın yeteceği savının çürüdüğünü söyleyebilirsiniz!

“Bir anahtar yeter bize.” cümlesi aklıma Hatice Eğilmez Kaya’nın Naneli Şeker adlı kitabındaki Bir Küçük Anahtar başlıklı yazısını okurken düştü.

Severim yazdıran yazıları.

“Bir küçük nesnedir anahtar.” diyerek başlıyor söze Kaya.

Becerikli küçük bir eşya.

Her anahtar yalnız bir yapının kapısını açmalı. Her kapıyı açarsa maymuncuk olur. Maymuncuk da çok yaralı bir eşyadır fakat anahtar yitirildiğinde ve kapıyı açmakta hak sahibi kişi gözetiminde kullanıldığında öyledir.

Sözü yeniden Kaya’nın yazısı ile buluşturduğumda, insanın ömrünü edindiği anahtar sayısını çoğalmak uğraşıyla geçirdiğinden yakınıyor. Haklı. Bu çok anahtar tutkusu, ne varsılımızın ne de yoksulumuzun kurtulamadığı bir sayrılık.

Anahtarsız geldiğimiz dünyada, biriktirebildiğimiz anahtarlarda güvence arıyoruz!

Başımızı sokacak bir ev. Bu devir de araba şart. Yazlık almayalım mı? Oğlana, kıza birer ev kalmasın mı? Araba eskidi. Ev küçük geliyor.

El uzattığımız anahtarlar için ödediğimiz bedel hayattır.

“Bütün bir ömrü anahtar peşinde koşarak geçirmek ne büyük talihsizlik.” diyor Kaya. Haksız mı?

Gidilebilecek bir evin varlığı güzel ve yeterli. Hele de içinde kapıyı açacak biri bulunursa…

İkiden birinin eksildiğini düşünün. Geride kalsan, evine her gelişinde kapıyı anahtarla açmak zorunda. Çocukları, komşuları, akrabaları, arkadaşları uğramıyorlar… Bir sürü kilit açan bir sürü anahtarı olsa neye yarar?

Bir anahtar yeter derken söylemek istediğim, içine girilebilen bir evin varlığının yeterli olduğu. Evin senin olması bile şart değil. Anahtarı kullanım hakkı senin olsun yeter. Senin ve o evi isteyerek paylaştıklarının…

Egemen Berköz’ün şiiri geldi aklıma. Yalnız yaşanan bir hayatın hüznünü duyumsatan şiiri: Basit Bir Yalnızlık da Yeterdi.

Şiiri okumamışları fazla meraka sürüklememek için iki dizesini yazıyorum: “bir gün her gün çocuklar görmüştür kirli ve arsız/ bir gün her gün insanlar biletler istasyon memurları/ ve bir gün Egemen Berköz evine döner”.

“Bir anahtar yeter bize.” dediğimde kastımın, kopyası bulunmayan anahtar olmadığı anlaşılmıştır sanıyorum.

“Sevdiğim sen olsaydın yanımda/ Bir anahtar yeterdi bize.” dememek için, “Sevdiğim sen ol yanımda/ Bir anahtar yeter bize.” diyelim mi?

naneliseker

Naneli Şeker, Hatice Eğilmez Kaya, Roza Yayınevi, İstanbul 2015, 112 s.

İlginizi Çekebilir