Bilim Kurgunun Temel Ekseni

BURAK ERDOĞDU@_burakerdogdu

Bilim-kurgu siyah bir koltuk ve tek eksende yalnızca ileri ve geriye doğru hareket eden bir adet manivelayla başladı. Manivelayı kendine çekersen geçmişe, ileriye itsen geleceğe gidiyordun. Her şey oldukça basit görünüyordu. Sade ama yıkıcı. Başlangıçlar hep mütevazi olurdu ve sahip olduğu potansiyeli ilk bakışta gözler önüne sermezdi. Wells bize bu mütevazi eseriyle açtığı yol sayesinde Bradbury’i Clarke’yi Le Guin’i ve daha nicelerini kazandırdı. Sade, siyah ve mütevazi koltuğunun ardına sakladı hepsini.

İyi veya kötü olup olmadığı tartışılamayacak bir eserdir “Zaman Makinesi”. Ondan öncesi ve sonrası farklıdır çünkü. Bazı eserler yazıldıktan sonra kimse ona kayıtsız kalamaz, kulak tıkayamaz ve hayır ben onun açtığı yoldan gitmek istemiyorum diyemez. O, Yirminci yüzyılda bilim-kurgunun hiç de eğlencelik bir yazın türü olmadığını gösterdi. Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı.

Labartuvarında deney yapan bir kimyager gibiydi, elinde beher glaslar ve içerisinde sosyolojik ögeler… Wells bize geleceğimizi yansıttı. O kadar tutarlıydı ki dehşete kapılmamak elde değildi. Öylesine sahici ve karşı konulamaz şeyler yazdı ki ardılları göz ardı edemedi. Her çığır açan düşünür gibi korkuyla karışık bir saygıyla karşılandı ve merak uyandırdı. Karamsar bakış açısıyla derinliklerimizde sakladığımız vahşi yönümüzle yüzleştirdi bizi. Üstelik sadece basit bir koltuğu kullanarak yaptı bunu.

İnsanlar arasındaki sosyal farklar biyolojik farklara dönüşmüştü. Sekiz yüz bin yıl ileriye giden insan iki ayrı türe evrilmiş, birisi bugünün burjuvası diğeri bugünün işçisinden türeyen iki farklı canlıya dönüşmüştü. İki farklı sınıf değildi artık onlar ve yaşamları arasındaki farklar evrim mekanizmasının işlemesiyle derinleşerek onları farklı türlere dönüştürmüştü. Zaman Yolcusu bunu görebildi. Gelecekteki farklılaşmanın nedenlerinin bugünden kaynaklandığını fark etti. Zaman yolcusu bugünün modern insanının göremediğini gördü.

Amacı açıktı. Rahatsız etmek, şüphe ettirmek. Bir yerlerde bir terslik mi var dedirtmek. Sorgulanmamış değer yargılarını didik didik etmek. Sorular sormak ve yanıtlardan korkmamak. Cevabı arar gibi görünmek değil, hakikate samimiyetle ışık tutmak. Çok az vicdan Wells’in bu eserini rahatsız olmadan okuyabilirdi. Onun da niyeti zaten buydu.

Bilim-kurgunun temellerini attığı eser aynı zamanda sert bir tokat niteliğindeydi. Uyandırıcı etkisi aşikar, eğitici ve şiddetli bir tokat. İlk kurşunu sıktı ve savaşı başlattı. Ardılları da onun açtığı yoldan aynı hedefe doğru aynı kararlilikla ve kendilerine has farklı usluplarıyla türün çizgileri içerisinde kendi tokatlarını atacaklardı. Ursula gelecek, dişil bir anarşizmin altına gizleyecek yumruğunu, Asimov kafa karıştırıcı sayılar, semboller alternatif bir bilim anlayışı ve yüce hayal gücünü kullanacak, Bradbury sosyoloik çözümlemeler yaparak kendince insanlığa yön vermeye çalışacaktı…Hep bir ağızdan gururla şunu söyleyeceklerdi: Wells’den ilham aldık!

Bilim-Kurgunun rüştünü ispatladığı ve çerezlik bir tür olmadığını kabul ettirdiği eserdir Zaman Makinesi. Edebiyatın en önemli görevlerinden biri de insanlığın geleceğini tahmin etme ve ona yön vermeye çalışmaktır. Bir orkestra şefi gibi medeniyetin tüm unsurlarını ahenkle yöneten Wells sekiz yüz bin yıl sonra nasıl bir medeniyetle karşı karşıya kalacağımızla bizi yüzleştirir. Adeta halı dokur gibi gelecek örer. Amazon ormanlarında yaşayan vahşi kurbağa türlerine benzer geleceğimiz. Göz alıcı ve kusursuz güzellikte ancak zehirli!

Diğer bir mahareti de bizi geçicişliğimizle yüzleştirmesidir. İnsanoğlunun çıakrdığı tüm seslerin sonsuzlukta yitip gittiği, ışığının söndüğü ve adının unutulduğu çağlara götürür bizi. Önemsizliğimizi suratımıza vurur. Sonsuz olduğumuzu sanan alık gururumuzla yüzleştirir bizi. Öncemizin olduğunu ve sonramızın da olacağını hatırlatır. Akıp giden bir nehirdeki bir su kabarcığının patlayıp dağıldığı kadar kısa bir süreden ibaret olan hayatımızın önemsizliğialtında ezilmemizi sağlar.

Rahatsız eder ve bundan keyif alır gibi görünür. Sürekli koltuk altımızdan dürtükleyen bir çomak gibidir. Farkında olmamızı sağlar. Belki yeterince kişi farkında olursa bir şeyler değişir. Çağımızın salgın hastalıklarının farkına varmamızı sağlar özellikle. Örneğin tüketim çılgınlığı ve ırkçılık. İki sorunu evirip çevirerek işler. Yabancı düşmanlığının ve hoşgörüsüzlüğün sonuçlarınan dem vurur. Zamanı bir oyun hamuru gibi eğip bükerek ve devasa sıçramalar yaparak başarır bunu. Zaman onun oyuncağı gibidir. Ona hükmeder. Zamanın kalbine pençesini geçirir ve onu istediği doğrultuda yönetir. İşaret parmağını bize sallar ve bunu siz de yapabilirsiniz. Zamana hükmedebilirsiniz. Ne denli güçlü ve bir o kadar da kör olduğumuzu zihnimizi allak bullak edecek bir bulamaç halinde gösterir.

Önce gözünüz kamaşır. Yansımanı görür ve tutulup kalırsın. Aynadan yansıyan ışık seni kör eder. Bembeyaz bir körlük. Saramago’nunkine benzeyen. Yorum yapamaz ve anlayamazsın bile. Zamanla gözlerin alışmaya başlar. Belli belirsiz bir silüet peyda olur. Çok geçmeden kendini görmeye başlarsın. Zihninde bir aydınlanma belirir. Cesaretin de varsa eğer kendinle yüzleşirsin. Tüm bunların hepsini sadece tek bir kitapla yaparsın üstelik. H.G. Wells’in ölümsüz eseri “Zaman Makinesi’yle.”

İnsanoğlu! Soluk mavi gezegenin üzerindeki global parazit. Arızalı doğası ve benliğinin tüm aksaklıklarıyla yaşamaya mahkum zavallı varlık. Ne için doğduğunu kims bilmiyor ancak neler yaptığın apaçık ortada. Zaman Makinesi omuz başlarından tutup tüylerinizi ürpertmek için sizleri bekliyor. Bilim-kurgunun doğduğu koltuğa oturun ve kendinizi tamamen serbest bırakın. Kesin değil ama belki bir ihtimal özünüze dair bir şeyler kavrayabilirsiniz…

İlginizi Çekebilir

baymavislotbarportbetgrand pasha bet