Ayurveda

Genel Özellikleri

Kökeni Hindistan’ın Vedik kültürüne dayanan Ayurveda’nın koruyucu Tanrısı Dhanvantari Vişnu’dur. İnsan soyunun her yönden dengede ve zinde kalmasına yardımcı, 5.000 yıllık bir doğal şifa sistemi, aynı zamanda da bilgelikler bütünüdür. Ayurveda ile yakından ilgili kişiler kendi potansiyellerinin en üst sınırını gerçekleştirme şansına sahiptirler. Sanskritçe kökenli bir sözcük olan Ayurveda “yaşam bilimi” anlamına gelmektedir.

Ayurveda metinlerinde Doṣa dengesi vurgulanır ve doğal dürtüleri bastırmanın sağlıksız olduğu düşünülür ve hastalığa yol açtığı iddia edilir. Ayurveda incelemeleri üç temel doṣas viz’i tanımlar. Vata, Pitta bir nd kapha ve devlet o dengesi (Skt. sāmyatva ait) Dosas sağlığında sonuçlarına iken dengesizlik (viṣamatva hastalığında) sonuçlanır. Ayurveda, tıbbı sekiz kanonik bileşene ayırır. Ayurveda uygulayıcıları, en azından ortak çağın başından beri çeşitli tıbbi preparatlar ve cerrahi prosedürler geliştirdiler.

Çin ve Tibet tıp sistemleri üzerinde etkileri olmuştur. Ayurveda “Ayur” ve “veda” olarak iki kelimeden oluşur. “Ayur” hayat veya hayat ilkesi anlamına gelen “ayus” kökenlidir, “veda” ise “bilgi” anlamına gelir. Ayurvedik bilginin Hindistan’da Rişi ve Munilere atfedilen spiritüel bilgiye dayalı olduğuna inanılır. Ayurveda’da başlıca hedef öncelikle kişinin ideal bünye tipini yani doshasını belirlemek, hem bedeninde hem de ruhunda herhangi bir dengesizlik fark edildiğinde, dengesizliğe yönelik belirtilerin kaynağını bulmak ve dengenin tekrar kurulması için geniş kapsamlı önerilerde bulunmaktır. En eski Hint kültürüne dayanan bir alternatif tıp sistemidir. Ayurvedik tıp, gerçeklikle metafizik kavramlarını bir arada ele aldığı ve temeli bilime dayalı olmadığı için pozitif bilimlerin arasında anılmaz.

Tarihçesi

“Ayurveda dünya tarihinde ilk ne zaman boy gösterdi?” sorusunun tam bir yanıtı bulunmamaktadır. En eski Vedik bilgilere göre Hint Tanrısı Brahma’nın vahyi Ayurveda’nın kökenini oluşturmaktadır. Ayurveda’nın ulaştığı ilk insan doğrudan doğruya İndra’dan öğrenen Bharadvaja’dır. Ayurveda Bharadvaja tarafından bir grup bilgeye öğretilmiştir, sonrasında kuşaktan kuşağa öğretilerek yayılmıştır. Ayurvedik bilgilerin yer aldığı ilk kitap ise Agnivesh Tantra’dır. Kitap daha sonra Charaka tarafından yeniden düzenlenmiş ve “Charaka Samhita” adını almıştır. Ana klasik Ayurveda metinleri, tıbbi bilginin tanrılardan bilgelere ve oradan da insan hekimlere aktarılmasıyla başlar.

Hintlilerin tanrısı Dwanandhari deva tanrısı olarak bilinmektedir. Ayurveda ilhamını bu tanrıdan almaktadır, Hint Vadisi Medeniyetine, yani M.Ö. 3000 yılına kadar dayanan bir sisteme sahiptir. Harappa ve Mohenjodaro’daki kentlerde gelişmiş bir hijyen ve sağlık sisteminin olduğu tespit edilmiştir. M.Ö.1200-700 arasında derlendiği düşünülen dört Veda kitabında bitkiler ve bitkisel kürlere atıflar bulunmaktadır. Tanrısal tapınma ve iyileştirme araçları olarak kullanılan bitkilere ithaf edilen ilahiler günümüz Ayurveda’sının kökenini oluşturur. Ayurvedik yaşam genel olarak bir yaşama, düşünme ve duyumsama biçimidir. İnsani bilinci yükselten, genel sağlık halimize olumlu ivme kazandıran, yaşlanmayı geciktiren, gıda seçimi, aromaterapi ve sportif aktivitelerimize yön verme gibi faydalarının yanı sıra genel olarak yaşam kalitemizi yükselterek daha mutlu, daha huzurlu ve daha tatminkar olmamızı sağlayan etkileri barındırır.

Ayurveda’nın Hint Tanrısı Brahma’nın vahyi olduğuna inananlar da var. Bu inanış, Vedik felsefeye dayanıyor. Brahma’dan Daksha Prajapati’ye, ondan da Dharma’nın koruyucu tanrısı İndra’ya aktarıldığına inanılıyor. Rivayete göre, Ayurveda’nın ulaştığı ilk insan Bharadvaja’dır ve Ayurveda bilgilerini tanrı İndra’dan doğrudan öğrenmiştir. Bharadvaja, bir grup bilgene; bilginler de öğrencilerine “gizemli sağlık bilgilerini” aktarmış ve Ayurveda sisteminin günümüze kadar ulaşılması sağlanmış. İnanışa göre Ayurveda ilk olarak “Agnivesh Tantra” adı verilen “kayıp metinlerde” geçmektedir. Charaka tarafından düzenlenerek “Charaka Samhita” adını alan bu metinlerin dışında M.Ö. 1000’li yıllarda derlenen “Sushruta Samhita” adlı kitapta da Ayurvedik uygulamalardan söz edilir. Bu kitap, Ayurvedik cerrahi uygulamalarının babası olarak bilinen Dhanvantri Sushrut tarafından derlenmiştir. Çok eski metinlerden “Atharva Veda” adlı metinlerde de Ayurvedik uygulamalara atıf vardır. Bu metinlerde şifalı bitkileri ve çeşitli otları öven ilahiler ve matralar yer alıyor. Bu ilahilerin, alternatif tıp uygulamalarının temelini oluşturduğu tahmin ediliyor. Ayurvedik uygulamalar, Budist dönemlerde de geliştirilmiştir. Hipokrat’ın da Ayurvedik tıp uygulamalarından faydalandığı belirtiliyor.

Modern Ayurveda kaynaklarına göre, Ayurveda’nın kökenleri sözlü bir gelenek olarak ortaya çıktıklarında yaklaşık 6.000’e kadar izlenmiştir. Ayurveda’nın bazı kavramları İndus Vadisi Uygarlığı zamanlarından beri var olmuştur. Ayurveda’nın tıbbi metinler olarak kaydedilen ilk formları Vedalardan gelişti. Ayurveda, Vedik gelenekteki upaveda veya “yardımcı bilgi” disiplinidir. Atharvaveda, hastalık için sihirli çareler olarak tanımlanan 114 ilahiyi ve büyülü sözü içerir. Ayurveda’nın kökeni hakkında çeşitli efsanevi anlatılar vardır, örneğin Dhanvantari (veya Divodasa ) tarafından Brahma’dan alındığı söylenir. Gelenek ayrıca Ayurveda’nın yazılarının bilge Agnivesa tarafından kayıp bir metinden etkilendiğini savunur. Ayurveda, özellikle 1970’lerde Baba Hari Dass ve 1980’lerde Maharishi Ayurveda tarafından Batı tüketimine uyarlanmıştır. Bazı akademisyenler, Ayurveda’nın tarih öncesi çağlarda ortaya çıktığını iddia ediyorlar ve Ayurveda’nın bazı kavramlarının İndus Vadisi Uygarlığı zamanından ve hatta daha öncesinden beri var olduğunu belirtiyorlar. Ayurveda, Vedik dönemde önemli ölçüde gelişti ve daha sonra Budizm ve Jainizm gibi Vedik olmayan sistemlerden bazıları da klasik Ayurveda metinlerinde görünen tıbbi kavramlar ve uygulamalar geliştirdi.

Beden Çeşitleri ve Bileşenleri

Ayurvedik tıbba kaynaklık teşkil eden Vedik metinlerde insan soyunun üç ana bedenden oluştuğu belirtilir. Bunlar; Fiziksel Beden, Zihinsel Beden ve Ruhsal Beden şeklinde sıralanır. Zihnimizin lineer düşünme eğilimi, bize bedenlerimizin birbirinden ayrı olduğunu duyumsatsa da, her üç bedenimiz de iç içe geçmiş durumdadırlar, aynı zamanda sürekli bir enerji ve bilgi alışverişinde bulunurlar. Bu demektir ki yalnızca fiziksel bedenimize özen göstermemiz, sağlıklı bir beslenme biçimi ve ideal bir rutinde spor yapmamız üç bedenimizin uyumlu bir şekilde yaşamalarını sağlamakta yeterli olmaz. Madde ve enerjiden oluşan Fiziksel Beden sağlığımızı dengede tutmaya çaba harcadığımız kadar kendimizi zihinsel kargaşadan, psikolojik çöküntülerden ya da ruhsal problemlerden de korumalıyız. Ayurveda tüm bedenlerimizde bir uyum ve dengenin olabilmesi için kurgu, bütünsel sağlık ve zindelik halimize dikkat etmemizi, üç ana bedenimize de özen göstermemizi salık verir.

Ayurveda üzerine yapılan en eski klasik Sanskrit eserleri tıbbı sekiz bölünmüş olarak tanımlar. Hekimlerin Ayurvedik tıp teknikte kullandıkları sekiz bileşen bulunmaktadır. Bu bileşenler şunlardır:

Kayachikitsa: Genel tıp, vücut tıbbı

Kaumara-bhṛtya (Pediatri): Anne ve bebeğin doğum öncesi ve doğum sonrası bakımına ilişkin tartışmalar, gebe kalma yöntemleri; çocuğun cinsiyetini, zekasını ve anayasasını seçmek ve çocukluk hastalıkları ve ebelik.

Salyatantra: Cerrahi teknikler ve yabancı cisimlerin çıkarılması

Shalakyatantra: Kulakları, gözleri, burnu, ağzı vb. Etkileyen rahatsızlıkların tedavisi (K.B.B.)

Bhutavidya: Sahip olan ruhların ve zihinleri bu tür mülkiyetten etkilenen insanların pasifize edilmesi

Agadatantra / Vishagara-vairodh Tantra (Toksikoloji): Salgın hastalıklar, hayvanlardaki toksinler, sebzeler ve minerallerle ilgili konuları içerir. Ayrıca, bu anormallikleri ve bunların panzehirlerini tanımak için anahtarlar içerir.

Rasāyantantra: Yaşam süresini, zekayı ve gücü artırmak için gençleştirme ve tonikleri içerir.

Vajikaraṇatantra: Afrodizyaklar ve meni ve cinsel zevkin canlılığını ve hacmini artırmak için tedaviler. Aynı zamanda kısırlık sorunları (gebe kalmayı umanlar için) ve ruhsal gelişim (cinsel enerjinin ruhsal enerjiye dönüştürülmesi) ile ilgilenir.

Ayurvedik Tıpta Hedefler

Yalnızca hastalık iyileştirme sisteminden ibaret olmayan Ayurveda için, önleyici tıp ya da koruyucu tıp terimlerini kullanmak çok daha doğru olacaktır. Bu sistem hastalığı altı adımda inceler ve birinci, ikinci, üçüncü, dördüncü aşamalardayken teşhis eder. Böylece hastalığı ilerlemesini yaşam tarzı değişiklikleri ile büyük ölçüde önleyebilmeyi hedefler. Oysa konvansiyonel Batı tıbbı hastalığın teşhisinde beşinci hatta altıncı evrelerde devreye girer. Hindistan’daki yabancı işgali altındayken Ayurveda unutturulmaya çalışılmıştır. Uygulanan engelleme çalışmalarının aksine hem doğduğu ülkede hem de bütün dünyada büyük bir yaygınlık göstermektedir. Klasik Ayurveda Tibet tıbbı, geleneksel Çin tıbbı ve Antik Yunan tıbbı üzerinde etkin olmuştur.

Ayurvedik tıp hastalığı önleme, sağlığı koruma ve tedavi etme hedeflerine sahiptir. Bu sisteme göre hastalığın oluşumunda da, bedenin hastalığa yönelik dayanıklılığının azalmasında da beden ve zihin arasındaki dengesizlikten kaynaklanmaktadır. Çözüm önerisi olarak da ortaya çıkan dengesizliğin düzeltilmesi amacıyla diyet, bitkisel formüller, yaşama biçimimizdeki doğallığa yönelik değişimi sunmaktadır. Ayrıca Ayurveda ısrarla günlük yaşamda bulunması gereken rutin üzerinde de durur. Ayurvedik sistem, sağlıklı olmanın dosha (beden tipi/mizaç), agni (hazım ısısı), dhatu (yedi beden dokusu: lenf, kan, kas, yağ dokusu, kemik, ilik, ersuyu) ve mala (dışkı, üre ve diğer atıklar) arasındaki dengeye bağıdır. Fiziksel, zihinsel ve ruhsal bakımdan iyi olmadan sağlıklı olmaktan söz edilemeyecektir.

Sistemsel Dengesizlikler

Ayurveda anlayışında öncelikle bedenin doşa denilen üç ana tipe ayrılması ilkesi yer alır. Bunlar ise Vata, Pitta ve Kapha biçiminde adlandırılırlar. Her insanda bu doşa tiplerinden biri baskındır. Her doşa kendine özgü bir yaşam biçimiyle uyum içinde işlevini sürdürmektedir. Kişide hangi doşanın ağır bastığını belirleme işi Ayurvedik hekimler tarafından yürütülmektedir, böylece kişi kendi doşasına uygun bir yaşama biçimine yönlendirilir.

Vata, sinir sistemi işlevini harekete geçiren hava ilkesidir. Sinirlilik, kaygı, panik, korku, düşük kilo, ince vücut yapısı, seğirmeler, tikler, titreme, spazmlar, soğuktan ve rüzgârdan hoşlanmamak, kuru veya çatlamış cilt, hafif ve kesintili uyku, kabızlık, gaz, şişkinlik, kuru, sert dışkı, dağınık duygular, yüksek seslere tahammül etmede zorluk, aşırı düşünme veya endişe gibi belirtiler vata sistemindeki dengesizliği ele vermektedir.

Pitta, sindirim sistemini düzenleyen ateş ilkesi olarak bilinir. Pittadaki dengesizlik durumu kendisini; kırmızı, iltihaplı döküntü, akne, uçuk, ishal, vücutta veya eklemlerde akut iltihap, eksik öğünler üzerine bulantı veya rahatsızlık, asit reflü, mide veya peptik ülserler, mide ekşimesi, hayal kırıklığı, öfke, sinirlilik, yargı, sabırsızlık, eleştiri, hoşgörüsüzlük, vücutta rahatsız edici ısı hissi, kırmızı, iltihaplı veya ışığa duyarlı gözler, aşırı mükemmeliyetçi eğilimler biçiminde göstermektedir.

Kapha besin maddelerini dolaşım sistemine taşıyan su ilkesidir. Aşırı mukus, sabah zor uyanma, beyaz dil yüzeyi, yavaşlık, uyuşukluk veya ağırlık hissi, yavaş bağırsak hareketleri, kolay bağlanma veya sahiplenme, aşırı kilo, aşırı duygusallık, kayıtsız veya inatçı olmak, aşırı yeme eğilimi görülmesi durumunda kapha dengesizliğinden söz edilmektedir.

Ayurveda hastalıkların belirlenmesinde hastanın gözle, elle muayenesinden ve sorgulanmasından faydalanır. Muayene; nabız teşhisi, idrar, dışkı, dil, göz, deri, konuşma ve ses, genel görünüş gibi fiziksel unsurların takip edilmesiyle olgunlaştırılır. Ayrıca hazım kapasitesi, kişisel alışkanlıklar, bedenin görüntüsü, hastanın direnci de göz önüne alınmaktadır. Doşalardaki dengesizliğin giderilmeye çalışılması, bitkisel formüllerin kullanılması, yemek düzeni ve hayat tarzına doşaların dengeye kavuşması için müdahale edilmesi ve ruhsal sağlık bakımından psikolojik destek verilmesi en çok kullanılan tedavi yollarıdır.

Ayurvedik sistem, kişilerin genel sağlık, zindelik ve esenlik haline olumlu ivme kazandırarak, yaşamda daha mutlu, daha huzurlu, daha sağlıklı, daha yaratıcı olmamızı sağlayan hakiki harmoniyi yaratmayı hedefler. Yaşam tarzında şu esaslara dikkat edilmesini telkin etmektedir: İdeal gıda seçimleri, uygun baharatların kullanılması, beslenme tarzı, yemek pişirme şekilleri, kadim nefes teknikleri, meditasyon teknikleri, aroma terapi, masaj teknikleri, fiziksel hareketlilik, müzik alternatifleri, gündelik rutinler, mevsimsel rutinler…

Ayurvedik Beslenme

Ayurvedik yaşamda beslenme dikkat edilmesi gereken bir başka yaşamsal alandır. Ayurvedik beslenmede besinler karbonhidrat, protein ve yağlara göre değil, 6 tat grubuna göre sınıflandırılmaktadır. Bunun en önemli nedenlerinden biri her tadın dilde algılandığı tat sonrasında, mideye indikten sonra, sindirim süreci esnasında ve metabolize olduktan sonra dilin tattığı tattan daha farklı etkileri de barındırabilmesinden kaynaklanır. Çünkü her tat bünye tipimize, içinde bulunduğumuz mevsime veya güncel hastalık veya muhtelif semptomlara göre dengeleyici ve dengesizleştirici etkileri barındırmaktadır. Ayurveda’da altı tat grubu şunlardır: Ekşi, tuzlu, acı, buruk, yakıcı, tatlı.

Çoğunlukla baskın doşamızı dengesizleştirici ve uygun olmayan tatları barındıran menü seçimlerini yapıyorsak, bu sadece sindirim sistemimizin çalışma şekli üzerinde değil, fiziksel enerji kapasitemiz, duygu ve düşüncelerimiz, verimliliğimiz ve konsantre olmamız üzerinde de olumsuz etkiler yaratır. Ve bu olumsuz veya olumlu etkileri sadece ilgili besini yediğimiz gün değil, bir sonraki gün boyunca da, besinler tamamen metabolize edilene veya bedenden tahliye olana kadar bizi etkilemeye devam eder. Ayurvedik beden tipinizi ve sindirim sistemi çalışma eğiliminizi bilerek, başta enterik sinir sistemi olmak üzere, merkezi sinir sistemi, bağışıklık sistemi, hormonal sistem ve fizyolojinizdeki tüm sistemlerin zincirleme reaksiyonla çok daha randımanlı çalışmasını sağlayabilirsiniz.

Ayurvedik yaşam tarzı bilincimizi yükseltir, genel sağlık halimize olumlu ivme kazandırır, yaşlanmayı geciktirir. Gıda seçimi, aromaterapi ve sportif aktivitelerimize yön verme gibi faydalarının yanı sıra genel olarak yaşam kalitemizi yükseltir. Böylece daha mutlu, daha huzurlu ve daha tatminkar olmamızı sağlayan etkileri barındırır. Kadim bir şifa sistemi olan Ayurveda’da doğa ile uyumlu yaşamak, kendi içimizdeki dengeyi de yakalamak için başlıca prensiplerdendir. İnsan evrenin sırlarının çözümünde önemli bir ipucudur. Ayrıca doğal dengenin de bir parçasıdır. Öyleyse hem evrensel hem de doğal tüm döngüler, ritim ve değişiklikler insanın üzerinde etkindir. Dünya üzerinde var olan tüm hayvanlar, tüm bitkiler özetle tüm belli bir denge üzerinde varlıklarını sürdürmektedir.

Evrensel Döngü Çeşitleri

Dünya’nın 24 saat içerisinde kendi ekseninde dönmesi ile oluşan gece ve gündüzün oluştuğu Sirkadiyen döngü, Ay’ın Dünya’nın etrafını bir ayda dönmesi ile oluşan Lunar (kameri) döngü, Dünya’nın kendi ekseninde dönmesi ile aya yakınlaştığı noktalarda oluşan kütlesel yerçekimin bedenimiz dâhil, dünyadaki tüm sıvılar üzerinde yarattığı med ve cezir etkisi, Dünya’nın Güneş’in etrafında 12 ayda dönmesi ile oluşan mevsimsel döngüler insanın üzerinde önemli oranda yönlendirmede bulunmaktadır. Kişi bu döngülere uyum sağlayan bir yaşam biçim geliştirdiği sürece hem bedenen hem de ruhsal olarak dengede kalacak ve sağlıklı yaşayacaktır.

Hazırlayan: Hatice Eğilmez Kaya © inceeleyen.com

İlginizi Çekebilir