Anlamı Anlamanın Yolu: Anlam Analizine Giriş

Ebru Akbaba

Dil ve edebiyat araştırmalarında yapılan metin analizlerinin temel amacı ifade edilenlerin ne anlama geldiğini ortaya koymaktır. Buna karşın edebi eserler üzerinde yapılan araştırma ve incelemelerde, gerek ülkemizde gerekse Batı bilim dünyasında en çok geri plana atılan alanlardan biri anlam bilimi olmuştur. Bununla birlikte 20. yüzyıla geldiğimizde dil bilimi alanındaki gelişmelere paralel olarak anlam bilimi sahasındaki çalışmalar da artarak devam etmiştir. Türkiye’de 1970’li yıllardan itibaren anlam bilimi dalında eserler kaleme alınmaya başlanmıştır. Anlam konusu Teo Grünberg tarafından mantık açısından, Doğan Aksan tarafından dil bilimi açısından, Arda Denkel tarafından da felsefi açıdan ele alınmıştır. Bu bağlamda anlam konusunu edebiyat ve edebi eserin anlamı yönünden değerlendiren ilk eserlerden birisi Rıza Filizok tarafından ortaya konulan “Anlam Analizine Giriş” isimli çalışmadır.

Eser, giriş dahil olmak üzere altı bölümden meydana gelmektedir. Bu yazıda kitap, okurlarda eser hakkında bir fikir oluşturma gayesiyle bölüm bölüm genel hatlarıyla tanıtılacaktır. Giriş bölümünde “felsefe ve anlam” ile “mantık ve anlam” üzerinde durulmaktadır. Bu bölümde yazar, bir kavramın anlamının, onun yerine konulabilecek bir tanım olduğunu ileri süren Socrate’ın, anlam tasavvur ya da özdür; yani realitenin olduğu kadar düşüncenin de kavranabilir prensibi diyen Platon’un, anlamı kurduğu kavram geleneği ile ele almaya çalışan ve bu düşüncesiyle günümüz görüşlerine daha yakın duran Aristoteles’in ve son olarak anlamı, tasavvur ya da kavramdan çok işarete (signe) bağlayan, bu yönüyle de anlam analizlerinde “işaret” kavramını ön plana çıkaran ekollerin kurucusu olarak nitelendirilen Nominalistlerin anlam anlayışları üzerinde kısaca durmaktadır. Ardından anlamı, “referans”, “yüklem” ve “mantıksal yapı” gibi problemlerle ilgilenmiş olan dil felsefesinin bir konusu olarak gören Filizok, J. Locke’un, anlam meselesini davranışçı teorilerle açıklamaya çalışan Leonard Bloomfield’in, felsefi davranışçılık akımının kurucusu olan Wittgenstein’in, yine aynı akımın temsilcilerinden C. L. Stevenson gibi isimlerin “anlam” kavramını nasıl ve ne şekilde algıladıklarını özetlemektedir.

Kelimenin anlamının dinleyicinin somut davranışlarında aranması düşünceleri Wittgenstein’den sonra araştırmacıları dilin pragmatik cephelerinin incelenmesine itmiştir. Bu bağlamda 1950’li yılları takip eden dönemlerde filozoflar dilin pragmatiği ile de meşgul olmuşlardır. Batıda 20. yüzyılda hızlanan pragmatik araştırmaları anlam araştırmalarına önemli bir boyut kazandırmıştır. Ancak yazara göre, Doğu retoriğinde, belâgat araştırmalarında, adı konulmaksızın, anlamın pragmatik yönü sürekli vurgulanmıştır. Filizok bu düşüncesini getirdiği delillerle ispatlamaya çalışmaktadır. Bununla birlikte modern bir teori olan pragmatiğin, konu üzerinde daha ayrıntılı bir biçimde çalıştığını da belirtmektedir. Sonrasında yazar, başvurduğu felsefi görüşlerden yola çıkarak anlam alanındaki tartışmaların temelde “kavram”, “kelime” ve “nesne” terimleri üzerinde yoğunlaştığını, günümüzde işaret bilimi, anlam bilimi ve dil bilimi çalışmalarında da genel manada bu terimler üzerinde durulduğunu göstermektedir.

Bu bölümde üzerinde durulan bir diğer konu yukarıda belirtildiği gibi “mantık ve anlam” problemidir. Mantık biliminin bütün bilimler için bir “alet” bilim olduğunu belirten yazar, bugüne kadar anlam araştırmalarına en büyük katkının mantık ilminden geldiğini ifade etmektedir. Bağımsız birer bilim dalı olma yolunda ilerleyen işaret bilimi ve anlam bilimi, farklı noktalardan hareket etmekle birlikte hala mantığın buluşlarından yararlanmakta ve geniş ölçüde onun terminolojisinden temel almaktadırlar. Yazar, anlam bilimine bu derece katkı sağlayan ve daha sonra da ona yol göstermeye devam edecek olan mantık ilminin temel yaklaşımlarından söz ederken, amacının dikkatleri “anlam bilimi”, “dil bilimi” ve “işaret bilimi” alanlarında kullanılan terminolojinin kaynaklarına çekmek ve bunların anlaşılmasına zemin hazırlamak olduğunu dile getirmektedir. Bu arada İbn-i Sina’nın mantık biliminin bölümlerinden birisi haline getirdiği “delâlet” kavramının modern dil bilimi ve semantiğin de temel kavramlarından biri olduğunu ifade eden yazar,  “delâlet”in modern dil biliminde “signification” kavramı ile ifade edildiğinin altını çizmektedir. Ardından İbn-i Sina geleneğine bağlı olan Gelenbevi ve Ahmet Naim’in delâlet sınıflamaları üzerinde durarak İslam mantık geleneğinde sözün mânâya delâletinin, söz ile anlam arasında kurulan itibarî ilişki (mutabakat), parça bütün ilişkisi (tazammun) ve bitişiklik ilişkisi (iltizam) olmak üzere üç sebebe bağlandığı sonucuna varmaktadır. Bütün bunların dışında okurların modern semantik teorilerini anlamaya hazırlanması için mantıktaki temel kavram çeşitleri, kavramların delâletleri, kavramlar arası ilişkiler, önermeler, istidlâl ve tanım gibi mantığın temel alanları da anlatılmaktadır.

Çalışmanın ikinci bölümünde “Batı retoriğindeki anlam sınıflandırmaları” üzerinde durulmaktadır. Bu bağlamda Du Marsais ve Pierre Fontanier’in anlam tasnifleri teferruatlı bir biçimde verilmeye çalışılmaktadır. Yazar, bu iki retorikçinin tasniflerinin yanı sıra “anlam”ın bizim belâgat geleneğimizde, özellikle Ahmet Cevdet Paşa’nın Belâgat-ı Osmaniye isimli eserinde nasıl algılandığından ve ne tür bir tasnife tabi tutulduğundan da söz etmektedir.

Üçüncü bölümde “işaret bilimi (la sémiologie) ve anlam” meselesi irdelenmektedir. Avrupalıların sémiologie, Anglo-Saksonların sémiotique olarak adlandırdıkları ve Türkçe’de “gösterge bilim” adıyla anılan bu terim için Filizok, “gösterge” kavramının başka çağrışımları olduğunu ileri sürerek, “işaret bilimi” terimini kullanmaktadır. “İşaret bilimi, tabiî diller dahil, her türlü işaret sistemini inceler; bir işaretler bilimidir; ayrıca anlam biliminin mantığı olarak tarif edilebilir. İşaret bilimi, anlam sistemlerini inceleyen bilimlerin metodolojisidir.” (s.37). Birer anlam sistemi oluşturan mitler, dinler, edebiyat vb. bu bilimin konuları içinde yer alır. Günümüzde çeşitli dinlere ait metinler, edebi ve mitsel metinler incelenirken, bunların anlamları araştırılırken işaret bilimi çalışmalarından yararlanılır. Bundan dolayı yazar, metin analizi ile meşgul olanların dil bilimindeki gelişmeleri takip ettikleri kadar işaret bilimindeki gelişmeleri de takip etmelerinin kaçınılmaz bir zorunluluk olduğunu vurgulamaktadır.

Filizok, semiyotiğin kuruluşundan ve tarihi seyrinden bahsederken ve bu bilime ait terimleri anlatırken J.Locke, Claude Lévi-Strauss, R. Barthes, A. J. Greimas, Charles Sanders Peirce, Charles Morris, Piere Guiraud ve Benard Pottier gibi düşünürlerin görüşlerinden yararlanmaktadır. Bu isimlerden özellikle Peirce ve Morris’in işaret bilimi teorileri üzerinde ayrıntılı duran yazar, Peirce’in çalışmaları ile işaret biliminin bağımsız bir disiplin halini aldığını belirtmektedir. Peirce, “sémiotique”i üç bölüme ayırır: Bunlardan “tenkidî mantık” işaret teorisidir; “nazarî retorik” işaret eşya ve onları yorumlayanın genel şartlarını ele alır; “nazarî gramer” ise asıl “sémiologie” alanıdır. Filizok bu üç kısımdan “nazarî retorik” sahasını, genel hatları itibariyle belâgatın “meânî” bölümü ile kıyaslamaktadır. Bu bakımdan da belâgatı bir anlatma sanatı olduğu kadarıyla bir anlam bilimi olarak düşünmenin de yanlış olmayacağını ileri sürmektedir.

İşaret bilimi ile ilgili olgular gelişmiş bir sürece bağlıdır ve bu süreç içerisindeki bir takım faktörler nedeniyle de “pragmatik (la pragmatigue)”, “anlam bilimi (la semantique)” ve “sentaks (la syntaxe)” olmak üzere üç araştırma ve inceleme sahası oluşmuştur. Yazar bu üç sahayı tanıttıktan sonra; “Semiyotik edebi metin analizlerinde ne ifade eder?” sorusunu sormakta ve çeşitli yaklaşımlarla cevap aramaktadır.

Kitabın dördüncü bölümünde “dil bilimi ve anlam” konusu üzerinde durulmaktadır. Özellikle dil bilimi ve anlam bilimi ilişkisini açıklayan yazar, ardından dil bilimi ve dil bilgisi konularını irdelemektedir. Dil bilimi ve dil bilgisinin ilgilendiği alanlardan bahsetmekte, dil bilimi ve filolojinin ayırt edilmesi gerektiğini, ikisinin aynı şey olmadığını belirtmektedir. Ardından “ses bilimi (phonologie), “dil bilimi (linguistique)” ve “dil bilgisi (grammarie)” nin kapsadığı “ses bilgisi (phonétique)”, “sözlük bilimi (lexicologie)”, “morfoloji (morphologie)”, “etimoloji (etimologie)”, “sentaks (syntaxe)” ve “anlam bilimi (semantique)” ni tanıtarak bunların anlam ile ilişkili yönlerine dikkat çekmektedir.

Araştırmacı yine bu bölümde geleneksel dil bilgisi öğretiminin yanlışlığını vurgulamaktadır. Çağdaş dil biliminin kurucusu Ferdinand de Saussure’le birlikte dil bilgisi anlayışı tam anlamıyla değişmiştir. Bu arada yazar, Saussure tarafından ortaya atılan işaret “gösterge” (signe) teorisini tanıtmakta ve işaret (signe), işaretleyen (signifiant), işaretlenen (signifie) kavramlarını açıklamaktadır. İşaret teorisine göre dil işareti, yani dar manasıyla kelime, işaretleyen ve işaretlenenden oluşur. İşaretleyen, dil işaretinin zihnimizde canlandırdığı ses imajıdır. İşaretlenen, dil imajının ifade ettiği kavramdır. (s.56). İşaretler tek bir yapı içinde değildirler. İşaret (kelime) cümle içindeki diğer kelimelerle ilişki halindedir. İşaretler bu ilişki içerisinde yeni anlamlar kazanırlar.

Yine aynı bölümde Filizok, “Bildirişimin Temel Elementleri” başlığı altında, dil aracılığıyla sözlü ya da yazılı bir bildirişimin gerçekleşebilmesi için R. Jakobson’a göre “verici (émetteur)”, “alıcı (récepteur)”, “nesne (réferent)”, “mesaj”, “kanal” ve “kod” olmak üzere altı temel elementin rolünden bahsetmektedir. Bu temel elementler altı temel fonksiyonu da yerine getirirler. Yazara göre bir metnin anlamının tespitinde bildirişimin temel elementlerinin göz önünde bulundurulması yanlış değerlendirmelerin önüne geçecek niteliktedir.

Eserin beşinci bölümü “anlam bilimi (sémantique)” konusuna ayrılmıştır. Filizok bu bölüme bir giriş olarak anlam bilimindeki gelişmeleri sıralamaktadır. Bu gelişmeler anlam birimleri, anlam analizleri, anlam değişmeleri meselelerindeki görüşlerin de değişmesine yol açmıştır. Yazara göre anlam bilimi; tabiî dillerdeki kelimelerin anlamlarını inceleyen dil bilimi dalıdır. (s.75). Anlam biliminin günümüzde “analytique”, “structurale”, “générative”, “eş zamanlı” ve “art zamanlı” türlerinin olduğunu vurgulayan Filizok, 19. ve 20. yüzyılın Hermann Paul, Michel Bréal, Max Müller, Adolf Noreen, Ferdinand de Saussure, Georges Mounin isimli düşünürlerinin anlam bilimine katkılarından söz etmektedir. Daha sonra “anlambirim (monéme, İng. morpheme)”, “sözlük birim (lexéme, monéme lexical)”, “sözlüksel birim (lexie), “kelime”, “cümle”, “yerdeşlik (izotopi)” ve “metin” olmak üzere çeşitli anlambirimleri ayrıntılarıyla tanıtılmaktadır. Bunlardan başka “kelime anlam bilimi”, “cümle anlam bilimi” ve “sentaks anlam bilimi” konuları üzerinde ayrıca durulmaktadır. Buralarda açıklayıcı ayrıntılardan ve örneklerden de yararlanan yazar, en küçük birim kabul ettiği “monéme” den “metin” e kadar gitmektedir. Ardından “anlam olgularının tipolojisi” ni açıklayan Filizok, ortaçağ yorum teorisine göre bir önermenin “lafzî anlam (littéral)”, “alegorik anlam (allegorique), “mecazî anlam (tropologique veya moral)” ve “mistik anlam (anagogique)” olmak üzere dört anlama sahip olduğunu belirtmektedir. Yazar, burada bilhassa Todorov’un anlama dair görüşlerinden istifade etmektedir. Bunların dışında “anlam değişmeleri”, “edebi sanatlar”, “métonymie (mecaz-ı mürsel), “synecdoques”, “métaphore (istiare)” kavramları ile “anlamı ifade etme yolları”, “temel anlam (dénotatıon)”, “yan anlam (connotation)”, “tek anlamlılık (monosémie)”, “çok anlamlılık (polysémie)” ve “anlam şebekeleri” meseleleri anlatılmaktadır.

Kitabın altıncı ve son bölümünde Benard Pottier’in yöntemi esas alınarak yapısal anlam çözümlemesi uygulamaları örneklerle sunulmaktadır. Pottier’in yapısal anlam çözümlemesi genel hatlarıyla tanıtılmakta ve bu analiz yönteminin ufak tefek farklılıklarla Türkçe’ye de uygulanabilir olduğu şematik örneklemelerle gösterilmektedir.

Eserde anlam konusu daha önce pek değinilmemiş olan dil ve edebiyat açısından ele alınmaktadır. Bu bakımdan pek çok yeniliği de beraberinde getiren çalışmanın sosyal bilimlerin ilgili sahalarındaki metin çözümlemeleri ile ilgilenenler için bir temel kaynak olduğunu söyleyebilirim.

anlam-analizine-giris

Anlam Analizine Giriş, Rıza Filizok, Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yayınları, İzmir 2001, 160 s.

İlginizi Çekebilir