Akademik Yalnızlık: Eylembilim

Ebru Kabakçı

“Eylembilim diye başlayıp yarım kalan hikayeyi kısa bir roman haline getirmek istiyorum: Bir hocanın öyküsü. İki değişik hayat yaşayan bir yarı aydının macerası. İki dünyasında da uykuda gezer gibi yaşıyor. İradesi ile kendine gelebilmek için silkinmeye çalışıyor, davranışları eylem olarak nitelendiriyor. Hayatı bir savaş olarak görmek zorunda kalıyor. Saldırılar ve ihanetlerle dolu bir savaş. Ordular, tarihi savaşlar.” Oğuz Atay.

Modern Türk edebiyatının başyapıtlarından sayılır Tutunamayanlar ile Bir Bilim Adamının Romanı. Ancak bunlar kadar hacimli ve popüler olmasa da, Oğuz Atay’ın tamamlamaya ömrünün yetmediği Eylembilim, vefatının ardından notları arasında bulunmuş, uzun yıllar Günlük’ünde bir bölüm olarak yayımlanmış, yazarın ölümünün üzerinden geçen on bir yılın ardından kızı Özge Atay Canbek’e isimsiz olarak gönderilen bir zarftan çıkan notlarla tamamlanabilmiştir. Ancak, yine de kitabın yazar tarafından bitirilip bitirilmediği kesin değildir.

Roman, bir matematik profesörünün ölümünden sonra avukatı tarafından takdim edilen notlarının yayımlanması şeklinde kurgulanmıştır. Romanın hem anlatıcısı hem de başkahramanı -gençlik yıllarında devrimci eylemlere katılmış ancak bir şekilde kendini hep diğer arkadaşlarından daha pasif hissetmiş- Profesör Server Gözbudak’tır ve üniversite öğrencileri arasında eski günlerine dönüş yaşar.

Kendisinden bazen “ben” bazen de “o” diye bahsederek kendini kimi zaman dışarıdan kimi zaman da içeriden seyreden Server Gözbudak, dışarıdan ailesine ve işine bağlı, tekdüze bir hayat yaşayan, etliye sütlüye karışmayan küçük burjuva aile reisi profili çizer –oysa Oğuz Atay bunu daima eleştirmiştir-; ancak, içinde her şeyle her an savaş halindedir. Etrafındaki insanların değer yargılarını ve davranışlarını sorgular, aklındaki çağrışımlarla daldan dala atlar. Kimi zaman Hamlet olur, kimi zaman Beethoven dinler, kimi zaman Mehter Takımı’na güler. Bulunduğu üniversitedeki üç devrimci hoca; Ayhan Balba, Turgut Kider ve Salim Üstün ile üç konformist bürokrat hoca; Reşit Bey, Refik Bey (belli ki soy isimlerini zikretmeye bile gerek duymamış) ve Dekan Adnan Targa arasında artık bir karar vermesi gerekmektedir. Öğrenciliğinde devrimci eylemleri bırakıp okuluna devam etmiş ve mezun olmuştur. Bunun eksikliğini yaşadığından olacak, artık taraf olur. Eyleme girişmeye kararlı öğrencilerin arkasında dururken kendisi gibi düşünen öğretim görevlisi arkadaşlarıyla kendini bir film sahnesine yerleştirir; mevzuatlara bağlı kalmak durumunda olan Dekan’a zihninde silah çeker. O derece ki okur, satırlar arasında Server Hoca’nın anlattıklarından hangisinin gerçek, hangisinin hayali olduğunu kestiremez duruma gelir. Bundan sonrasının keşfini size bırakalım.

Atayizm’e özgü ironi, düşle gerçek arasında geçen an’lara, geriye dönüşlere ve ikircikli düşüncelere bu romanda da bolca tanık oluyoruz. Kitabın ismi bizi şu soruya yönlendiriyor: Eylemin bilimi mi bilimin eylemi mi? Aslında Oğuz Atay bu ayrımı yapmamış gibidir. Daha doğrusu kahramanı Server Gözbudak’ın kişiliğinde eylemle bilimi yoğurur. Yazar, diğer romanlarında olduğu gibi Eylembilim’de de  tüm dramatikliğine rağmen öyküye bir kara mizah yerleştirmeyi başarır. Atay, kendine özgü incelikle Tanzimat’tan beri süregelen, Fransa’da okumuş temiz-burjuva-aydın kimliğiyle (ya da kimliksiz aydınla), kendini bulamamış, kültür karmaşası yaşayan basmakalıp insanlarla dalga geçer. Okurunu daima kendisiyle bütünleştirerek, bir ip üzerinde yürür gibi yazar; okuruna her an vazgeçip atlayacak ya da düşecekmiş korkusu yaşatır.

Bu eserinden hareketle Atay’ı “pozitivist yazar” yaftasından sıyırarak kendisine yakıştırılan tanımlara birini daha ekleyebiliriz: Araf’taki  traji-komedi prensi!

EYLEMBILIMyeni1.indd

Eylembilim, Oğuz Atay, İletişim Yayınları, İstanbul 2003, 114 s.

İlginizi Çekebilir

süperbetin giriş