Söyleşi: “Doğan Yarıcı ve İnan Çetin’le Yeni Romanları Hodan ve Vadi Üstüne”

Söyleşi: Murat Yalçın

Doğan Yarıcı’nın 2019 sonunda çıkan romanı Hodan’la İnan Çetin’in 2020 başında çıkan Vadi’sinin editörlüklerini art arda yaparken ortak noktaları üstüne düşünmeye başlamıştım. Temalarını, kapsadıkları zamanı, kişilerini, işledikleri sorunları, düşünceleri, duyguları, anlatım biçimlerini karşılaştırmış, eşleştirmeler yapmıştım zihnimde. Kalemleri, dille ilişkileri birbirine çok uzak olmasa da kuşkusuz nirengi noktaları başka iki yazar.

Önceleri bu tür söyleşileri bir masa çevresinde yapardık, kayıtları çözer, metne dökerdik. Bu kez öyle olmadı. Yaşadığımız olağanüstü günler gelmeden biz yazışmaya başlamıştık, karantina günlerinde bitirdik.

Tüm belirsizliklere rağmen daha yaşanır bir dünya umudunun beslendiği, yeni virüsün kimi ütopyalara aşı olacağının söylendiği, gelecek beklentilerinin arttığı günlerdeyiz. Yaşadığımız kadarını göreceğiz elbette. Yazın’ın gücüne duyduğumuz inanç var elimizde şimdilik. Bu inancı pekiştiren kitaplar oldu Hodan’la Vadi. –MY

Romanlarınızın konusu/hikâyesi nasıl belirdi? Yaşadığınız olaylar mı çevrenizdeki kişiler mi sizi harekete geçirdi? Yoksa beklettiğiniz, yazmak için ısıttığınız konular mıydı?

İNAN ÇETİN: Birkaç yıl önce, ki bellek bazen insanı uyarıyor, içimde gömülüydü de birden ortaya çıktı romanımın konusu. Vadi’nin birdenbire bilinçaltımdan yüzeye vurması gariptir ki hiç beklemediğim bir anda oldu. Sık sık görüştüğüm bir dostumla kafede otururken birdenbire huzursuz oldum, kalktım. Dostum ne diyeceğini bilemedi, hasta mısın, ne oldu, eve git falan dedi. Ben ise sanki uzun süredir bu anı bekliyormuşum gibi deniz kıyısına indim. Saat epey geçti, gece yarısına yaklaşıyor. Çok ağır tempoyla yürürken ansızın zihnimde Pervane ile Suphi’nin görüntüsü canlandı. Suphi karşımda canlı bir varlıktı adeta. Yanımdan tek tük de olsa gelip geçenler vardı, bir kadın ile bir erkek ele ele yürüyordu, yanımda durdular. Adam, “Beyefendi iyi misiniz, yardım ister misiniz?” dedi. Vadi’nin de ilk beliriş anıydı bu. “Yok,” dedim, “çok mutluyum, teşekkür ederim.” Şaşırdılar, gülerek uzaklaştılar.

Aslında Vadi’nin konusu uzun, kökleri derinlerde olan bir süreçtir benim için. Çevremdeki kişilerin, okuduklarımın, yaşadıklarımın, dinlediğim hikâyelerin, anıların bu süreçteki etkilerini inkâr edemem, belki de yarattığım kişilere kendimden, dinlediğim hikâyelerden, okuduklarımdan kim bilir kişisel tarihimden çok şey ödünç vermişimdir.

DOĞAN YARICI: Hodan karakteri epeydir, baba olduktan beri aklımdaydı, nasıl anlatacağımı tartıyordum. Kitabın konusu ilginç olabilir ama oldukça basit. Zaten kendi içindeki bir amacı da (iddiası mı demeli), basit bir konuyu nasıl anlattığıyla ilgili. Zaman içinde çift yönlü haritasını çıkardım, ayrıntılar halloldu, dil/ler/i yakaladım ve ayak diremeyi bırakıp yazmaya koyuldum. Bilgisayarıma baktım, 2012 yılında el yazılarından Word dosyasına aktarmaya başlamışım, ilk bölümü tamamlamışım. Sonra yazmayı bıraktım. Araya Her Aşk Gibi Yarım romanı ve İs Odası öykü kitabı girdi. Oysa hep boğazımda, paçamdaydı. İster istemez Hodan için ufak ufak çalışmaya, araştırma yapmaya devam ettim. Hodan’ı yazmayı bıraktığımdaki ruh halimi anımsıyorum, “ben bunun hakkını veremeyeceğim”, “yaşım biraz daha ilerlesin, elli olsun, yok yok elli beş olsun” gibi bahaneler üretmiştim. Külliyen yalan, kaçmışım. Neyse, araya giren iki kitapla vedalaşınca, çalışma şartları

da beklemediğim şekilde uygun olunca, şu son iki yılda hız aldım, başka metinlerle oynaşmadım ve Hodan’ı tamamladım.

“Terk Edilmiş Sofralar 1” üst başlığı ise Hodan’ı bitirdiğimde oluştu. Çünkü romanda geçen 47 yıllık uzun dönemi, kitabın ortasına geldiğimde bir de Hodan’ın eşi Sede’nin gözünden geriye sararak anlatmak istiyordum. Ayrı bir cilde almaya karar verdim. Hoş, ikinci kitap roman mı olur, bakacağız. Üçleme mi olur, ikileme mi kalır, göreceğiz.

Yapı Kredi Yayınları “kitap-lık”ın Mayıs-Haziran sayısını çevrimiçi erişime açtı. Söyleşiyi ve diğer içerikleri okumak için tıklayın.

İlginizi Çekebilir