Refik Anadol’dan Yeni Sergi: ‘Makine Hatıraları: Uzay’

Medya sanatçısı Refik Anadol’un daha önce sergilenmemiş son dönem çalışmalarını içeren yeni kişisel sergisi “Makine Hatıraları: Uzay”, 19 Mart’ta PİLEVNELİ Dolapdere’de ziyarete açılacak.

Anadol’un ilk galeri sergisi “Şüpheci Müdahaleler”i 2012’de ağırlayan PİLEVNELİ, “Makine Hatıraları: Uzay” sergisine  25 Nisan’a kadar ev sahipliği yapacak.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin özel desteği ve Beyoğlu Belediyesi’nin desteğiyle hazırlanan “Makine Hatıraları: Uzay”, Los Angeles’ta bulunan Refik Anadol Studio’nun İstanbul’da bugüne kadar gerçekleşen en kapsamlı kişisel sergisi olacak.

Yapay zekâyı bir araçtan ziyade takım arkadaşı olarak gören ve bu doğrultuda bir süredir evreni, insan duyularını, makineleri ve belleği anlamak için kullandığımız, birbiriyle ilişkili anahtar kavramları, dijital sanat ve mimari merceğinden bakarak araştıran Anadol, sergide astronomik araştırmaların insanlık tarihindeki yerini gözler önüne seren ve uzayla ilgili büyük veri kümelerine ışık tutan yeni bir kavramsal çerçeve sunuyor.  “Makine Hatıraları: Uzay”, evrenin derinliklerini keşfetmeyi amaçlayan bilimsel girişimler ve makine zekâsı kullanılarak yapılan görsel spekülasyonlar aracılığıyla, bilgi kümelerinin açık uçlu estetik olanaklara dönüştüğü alternatif bir veri evreni yaratıyor.

Anadol’un iki bölümden oluşan sergisi, ünlü astrofizikçi Carl Sagan’ın 1980’lerde geniş kitlelere ulaşan “Cosmos” adlı televizyon programının bir bölümünde geçen, “Hayal gücü bizi genellikle hiç var olmamış dünyalara taşır. Ama o olmadan hiçbir yere gidemeyiz”  önermesinden 41 yıl sonra, görünmez uzay verilerini, kamusal sanat sayesinde dışa vurulabilen duygularla birleştirip şiirsel metaforlar oluşturuyor ve uzayın katmanlarına ulaşmanın ilk adımı olarak uçsuz bucaksız bir (veri) evreni hayal etmenin kaçınılmazlığına dikkat çekiyor.

‘Hatıralar’ ve ‘Düşler’

“Hatıralar” ve “Düşler” başlıklı birbiriyle ilişkili iki bölümden oluşan sergide, bölümlerin her biri, insanlığın uzay keşiflerine farklı bir estetik perspektif ve tematik yönelimle yaklaşıyor.

Anadol’un uzay araştırmalarıyla ilgili en son verileri görselleştirmek amacıyla başlattığı projeleri kolektif olarak tecrübe edilen sanatsal ifadelere dönüştüren bu bölümler, yapay zekânın görünmez bilgileri nasıl toplayıp açığa çıkardığını anlatan simülasyonlardan oluşuyor.

Serginin ilk bölümü “Hatıralar”, sanatçının yapay zekâ yardımıyla uzayla ilgili henüz yorumlanmamış, ham görsel verileri topladığı ve onları pigmentlere dönüştürdüğü bir dizi dinamik veri tablosu sunuyor. Eser, çeşitli gök cisimlerinin olası şekillerinin spekülasyonunu yapan bir algoritmayı eğitmek üzere ISS, Hubble, MRO Uzay Teleskopları ve diğer uydular tarafından kaydedilen ve şimdiye kadar bir sanat eserinde kullanılan en büyük uzay temalı veri kümesi olan iki milyondan fazla görüntüden yararlanıyor. Astronomide bugüne kadar kullanılan en gelişmiş teleskopların ‘hatıraları’ olarak da ele alınabilecek görsellerden oluşan bölümde, seyircinin ham verilerle etkileşime girmesine olanak tanıyan bir enstalasyon, eserleri ortaya çıkaran araçların işlevselliğini gözler önüne seriyor. Böylelikle evreni tahayyül etme hissimiz, yalnızca soyut imgelerle değil, aynı zamanda ulu bir bütünlüğün parçalanmış fakat somut delilleri aracılığıyla destekleniyor.

“Düşler” başlıklı ikinci bölüm ise üç boyutlu veri heykelleri ve 15 dakikalık, mekânla bütünleşik bir yapay zekâ sineması enstalasyonundan oluşuyor.

Anadol ilk sergisinden bu yana işlerinin temelini oluşturan hikâye anlatıcılığını burada da gerçekleştiriyor. En son 3D baskı teknikleriyle oluşturulan veri heykelleri Hubble, ISS ve Mars teleskoplarının görsel hatıralarından esinlenen sentetik manzaraları temsil ediyor ve hem dünyanın hem de diğer gök cisimlerinin topolojilerinden oluşan veri noktaları arasındaki çoklu ağ akışını alternatif bir perspektiften sergiliyor. Bu kısımda kolektif bir bilinç dışına ulaşmak için verilerle hikâye anlatılıyor.

“Düşler” bölümünün sinematik kısmı olan “Makine Hatıraları v.2” başlıklı eserde bu tema, izleyiciyi 15 dakika boyunca bir makinenin zihnine adım atmaya davet eden sürükleyici bir yapay zekâ hikâyesi şeklinde inceleniyor.

Teleskoplardan alınan geniş arşiv kümeleri arasındaki bağlantıları keşfeden, mekânla bütünleşik bir eseri deneyimleyen izleyiciler, kendilerini sürekli genişleyen bir veri evreninde buluyor. Bu veri-odaklı mekân, yalnızca uzay görsellerinin enterpolasyonunu ve sentezini temsil etmekle kalmıyor, aynı zamanda rüyaların sanatsal yaratıcılığın yapı taşı olduğu gizli bir kozmos haline geliyor. “Düşler”, çok boyutlu ve uzay temalı bir filmi, yeni bir kartografik estetikle sunarken, enstalasyonun makine tarafından yaratılan düşleri, izleyicinin kainatın görünmez katmanlarıyla bağlantılar kurmasını amaçlıyor ve hem dünyaya hem çevreye, hem de evrene aidiyet duygusunu tetikliyor.

“Makine Hatıraları: Uzay”, 18 Mart’ta gerçekleşecek ve davetiyeyle gezilebilecek ön izlemenin ardından, 19 Mart itibarıyla pazar hariç her gün 10.00-18.00 saatleri arasında ücretsiz olarak izlenebilecek.

Covid-19 tedbirleri dolayısıyla hafta sonu kısıtlamalarında değişiklik olması durumunda sergi pazartesi hariç her gün 10.00-18.00 arasında gezilebilecek.

Refik Anadol: 7 Kasım 1985 yılında İstanbul’da doğdu. Lisans eğitimini İstanbul Bilgi Üniversitesi Görsel İletişim Tasarımı Bölümü’nde fotoğraf ve video alanında en yüksek onur derecesiyle bitirdi. Ardından Los Angeles, Kaliforniya Üniversitesi (UCLA) Medya Sanatları Tasarımı Bölümü’nde yüksek lisans eğitimini tamamladı. Halen UCLA’in aynı bölümünde öğretim görevlisi ve misafir araştırmacı olarak görev yapıyor.

Anadol, ilk dönemlerinde özellikle kamusal alanlarda sergilediği, mimari odaklı verilerle oluşturduğu heykeller ortaya koyuyordu. Zamanla, birçok farklı alandaki veriyi yapay zekâ programlarına işleyerek yine kamusal alanlarda sergilemeyi tercih ettiği dev projelere yöneldi. Son zamanlarda makinelerin hafızasına, yani makinelerin verileri algılama ve düşünme biçimlerine yoğunlaşan Anadol, imza attığı projelerde görsel, işitsel, sismik, coğrafi, meteorolojik, kültürel ve akla gelebilecek her türlü veriyi aralarında NASA ve Google’ın da bulunduğu dev kurumlarla iş birliği yaparak topluyor. Sonrasında, dünyanın ve insanların yaşamını sürdürürken gayri ihtiyari oluşturduğu bu verilerle, projeye özel yazılan algoritmalarla çalışan yapay zekâ programını besliyor. Böylelikle sanatçı, içinde yaşadığımız teknolojinin ve makinelerin verileri nasıl algıladığını, yorumladığını gösteren veri heykelleri yaratıyor.

Google, Microsoft, Nvidia, Intel, IBM ve Samsung gibi uluslararası kuruluşlarla iş birliği yapan Refik Anadol, yaşamını ve çalışmalarını Los Angeles’ta sürdürüyor.

Sanatçının seçili kamusal mekâna özgü işitsel ve görsel performansları ve sergileri arasında National Gallery of Victoria, Melbourne (Avusturalya); MEET Digital Culture Center (İtalya); Artechouse New York (ABD); Walt Disney Concert Hall (ABD); Hammer Museum (ABD); International Digital Arts Biennial Montreal (Kanada); Ars Electronica Festival (Avusturya); l’Usine Geneve (İsviçre); Arc de Triomf (İspanya); Zollverein SANAA’s School of Design Binası (Almanya); İstanbul Tasarım Bienali (Türkiye); Sydney City Art (Avustralya) yer alıyor. Anadol ayrıca The Architect’s Newspaper En İyi Sergi Tasarımı Ödülü, Microsoft Research En İyi Vizyon Ödülü, German Design Ödülü, UCLA Art+Architecture Moss Award, University of California Institute for Research in the Arts Ödülü, SEGD Global Design Award, Google’s Art and Machine Intelligence Artist Residency Award’ın da aralarında bulunduğu birçok ödüle değer görüldü.

İlginizi Çekebilir