İsmail Gezgin’le Antikçağda “Kadın” Olmak

Şimdiki zaman, kendinden ibaret değildir, içinde geçmişin molozunu ve geleceğin olanaklılığını taşır. Bu yüzden yaşayan insan, geçmişin kendine yüklediği atanmış kimlik ve davranış repertuvarı içinde, gözünü diktiği geleceği düşlerken şimdiki zamanı gözden çıkarır, yaşamaz; öteler,erteler. En azından uygarlığın başından itibaren, rasyonel örgütlü toplumların bir parçası olarak, üretilen normlara uygun bir yaşam sürmek bireylere eğitim yoluyla dikte edilir; bedensel arzular ve özgürlükler terk edilerek özne olmanın peşine düşülmeli, sosyal yapının bir parçası olunmalıdır. Çünkü tarım uygarlığı, bütün iktidari kurumlarıyla yerliyurtlulaşma sürecidir ve göçebe, yersizyurtsuz bedenler ve kimlikler egemen güçlerin kontrolünün dışında kalırlar. Bu yüzden uygarlık, her şeyi tanımlarını ve anlamlarını kendi belirlediği göstergelerle dondurmak, sabitleştirmek istemiştir. Son on bin yıldır bu toplumsal yapının iktidarını elinde bulunduran eril söylem, bu amaçla, bedenleri ikiye ayırarak cinsiyetlendirmiş, eylem ve beden arasındaki ilişkiyi göstergelerle sabitleyerek iktidarın alanına dahil etmişti. Uygar iktidarın atadığı bu cinsiyet rollerinin ilk mağdurları ise, bedenlerini bu ikili cinsiyete hiç sığdıramayanlar ile “kadın” kimliğinin zorla giydirildiği insanlar olmuştu. Bedenler iktidar savaşlarının alanlarına dönüşmüş, insan bedeni üzerine hak iddia eden eril güçler, cinsiyetin doğallığı üzerine vurgu yapan bir söylem geliştirmişlerdi. İkili cinsiyet sistemine uygun olmayan tüm bedenler ama özellikle de “kadın” bedeni, uygarlığın ilk “homo sacer”ine dönüşmüştü.

Toplam 5 saatten ve iki günden oluşan bu derste, en eski çağlardan başlayarak “kadın” kimliğinin nasıl inşa edildiğini, arkeolojik ve mitolojik örnekler eşliğinde takip edeceğiz.

26-27 Kasım 2020

20:30-23:00

Online, Zoom

(2 gün, günde 2,5 saat, toplam 5 saat)

Gümüşlük Akademisi

Detaylı bilgi ve kayıt için tıklayın.

İlginizi Çekebilir

süperbetin giriş