Seksenlere Tüy Dikmek

Bülent Polat

Murat’la olan tanışıklığım kahvehane kültürünü yeni yeni keşfetmeye başladığımız yıllara rastlıyordu. Bizler henüz daha on sekiz yaşını doldurmadığımız için kıyıda köşede kalmış polisin bile pek itibar edip arama tarama yapmaya değer bulmadığı kahvehanelere girip çıkabiliyorduk. Okey oyununa olan hastalık derecesindeki tutkumuzu, anlatmakta, kelimelerin kifayetsiz kaldığı yıllarımızdı. Kimi zaman okulun paydosundan sonra, kimi zamanda hiç gözümüzü kırpmadan, okulu kırar sınıftaki arkadaşlarla kareyi tamamlayarak okey oynamaya giderdik. O yıllarda kahvehanelere girip çıkmak bizim için başlı başına bir ayrıcalıktı. Orada başkalaşıyor adeta yeni bir kimliğe bürünüyorduk. Damaklarımızda duyumsadığımız kahvehanenin çayı ve oraleti ile yetişkin olmanın insana kattığı hazı doyasıya yaşadığımızı sanıyorduk.

Açtık, içi hiç doldurulmayacak kadar da boştuk. Kahvehanelere gitmek büyüdüğümüzün ve rüştümüzü ispatlamanın en açık örneğiydi, diyebilirim. Bu açlığımızı da tatmin etmek için saatlerce yürüyor ve kahveci Hıdo’ nün o pis kokan ve sigara yanıklarıyla delik deşik olmuş masa örtülerinin üzerinde iştahla okey oyardık.  Saatler süren bu serüvenimiz ta ki cebimizden paralar suyunu çekene kadar da sürüyordu. Böyle olmasına rağmen yinede hemen her gün Kahveci Hıdo’ya birkaç çay borçlanmadan masadan kalktığımız görülmemişti.

Murat on sekiz yaşından gün aldığı için en esaslı yerlerde bulunan kahvehanelere elini kolunu sallayarak girip çıkabiliyordu. Bir alt mahallenin çocuğundu ve sırf bu serbestliği onu yakından tanımamıza vesile olmuştu. O yıllarda Murat’ın bizlerden bir ya da iki yaş büyük olması bizler tarafından ayrıcaklı bir sınıfta olması için yeterli bir sebepti. Murat’ta bunu fark etmiş olacak ki sanki bizden onbeş yaş büyükmüş gibi davranıyor, gözümüzün yaşına bakmadan bizlere çocuk muamelesi çekiyordu. Bu duruma içten içe içerlenmemize rağmen yinede Murat’ın bize yaptığı ve söylediği her şeyi yiyip yutmak zorunda kalıyorduk. Derken yıllar yılları kovalamış ve bizler yaşımıza yaş katarak Murat’la olan yaş farkını kapatmış ve birer iyi arkadaş olmuştuk. Artık aramızda bir uçurum gibi duran bir iki yaş fark erimiş ve zihinlerimizin içinde toz olup uçup gitmişti. Böyle olmasına rağmen Murat bizler üzerinde kurduğu hegemonyayı değişik mecralara taşımış ve bizlerden daha bilgili biri olarak aramızdan sıyrılmayı bilmişti. O yıllarda bilgiye bu kadar kolay erişilemediği için Murat’ın verdiği örnekler hepimiz tarafından kabul görüyordu. Söylediği her hangi bir şeyi sorgulamadan anında alıyor ve kesin bilgidir diye kabulleniyorduk. Tüm kahve oyunlarının tamamına yakınını iyi biliyordu. Bu konularda otorite denilebilecek kadar da iyiydi. Doğrusunu isterseniz kingi, oheli, yüzbiri, oşkini vb. birçok oyunu bize öğretebilmek için mesai harcadığı kadar ağzını doldura doldura bizlere az küfürlerde savurmamıştı. Bizlerde bize öğretilen her şeyin hakkını vermiş, Murat’a iyi birer rakip olmuştuk. O yıllarda Murat bizim evveliyatımız ve gelecek yıllarımızın istikbaliydi, diyebilirim. O kahvehaneye gelmeden oyunlar kurulmaz gelene kadar fal açılır beyhude şeylerle vakit öldürülürdü. Murat her şeyden konuşurdu da bir tek aşktan bahsetmezdi. İyi kötü hepimizin sürdürdüğü bir kız arkadaş serüveni olmasına rağmen ne yazık ki Murat, bu taraklarda hiç mi hiç bezi yokmuş gibi davranıyordu. Kız mevzusu açıldığı an ustaca bir manevrayla lafı evirir çevirir. Kendinin vakıf olduğu mevzuların etrafına sarardı. Bizde itinayla bu konulardan çekinir. Murat’ın yanında pek konuşmazdık. Bizim için ağır ağabey vaziyetini bozmaktan çekinirdik. Adeta bizim için mihenk taşı olduğundan onun ilgi duyduğu konulara değinir ve o mevzular konusunda karınca kararınca kendimizi eğitmeye çalışırdık. Bu durum ta ki Akın diye birinin arkadaş gurubumuza katılmasına kadar sürmüştü. Akın yeni doktor çıkmış ve bulunduğumuz şehirde bir sağlık ocağına atanmıştı. Oldukça karizmatik ve bir o kadarda bilgiliydi. Hemen her konu hakkında bilgisi vardı ve Murat’tan iyi olduğunu her fırsatta belli ettirmeden çekinmiyordu. Hal böyle olunca Akın ile Murat arasında kıyasıya bir liderlik savaşı başlamış ve biz sürüdekilerde onları yakından takip etmek düşmüştü. Öyle ki giriştikleri bu mücadele her geçen gün biraz daha hız kazanıyor çapını genişletiyordu. Hemen her konuda iddialaşıyorlardı. Artık vaktimizin çoğunu bu iddialaşmalardan galip çıkanı beklemek olmuştu. Bu tutumlarını o denli ileri taşımışlardı ki, yaptıkları her şey bize inanılmaz derecede zül geliyordu. Bu ikisi arasında cereyan eden bu rekabete son vermek için çırpınmış olmamıza rağmen ne yazık ki her defasında elimiz boş dönmüştük. Bu hususta onlarca örnek sayabilirim. Her defasında da yenişemiyorlardı. Bu sebeplen de her yeni güne, yeni bir rekabetle başlıyorlardı. Ama benim için en komiği ne diye sorulacak olunursa şöyle anlatabilirim.

Bir kez daha rekabeti eksik olmayan bir güne uyanmıştık. Sıradan cereyan eden kahvedeki hayatımız akşamı bulmuştu. Derken nereden çıktığını hatırlayamadığım bir rekabet daha Murat ile Akın arasında vukuu bulmuştu. Kim daha iyi içki içer muhabbeti açılmış nihayetinde soluğumuzu bir birahanede almıştık. Daha masaya kurulur kurulmaz da bir büyük rakı söylenmişti. Akabinde de içki içildikten sonra kimin ayakta kalacağının tespiti için beni hakem tayin etmişlerdi. Murat ve Akın ilk kadehlerini parlatıyorken, garson önüme bir tabak üzerine buz kırıntıları serpiştirilmiş vişne koymuştu. Vişne dediğime bakmayın vişne tanelerinin her biri nah Napolyon kirazı büyüklüğündeydi. Bir yandan bana ikram edilen vişneleri iştahla yerken diğer taraftan da adil bir yarış olması için pür dikkat içtikleri her bir kadeh için önüme koyduğum peçete kâğıdının üzerine çentik atıyordum. Gece ilerlemiş ve bir büyük rakının dibini bulmuşlardı. Bende her defasında bittiğinde sektirmeden önüme konan vişneden yemeyi sürdürüyordum. Bir büyük rakı bitmesine rağmen Murat ile Akın’da bir değişiklik görünmüyordu. Her ikisi birahaneye girerken ki kadar diri ve uyanıktılar. Ardından kendileri de bu durumun farkına varmış olacaklar ki bir ufak rakı daha söylediler ve çok geçmeden o rakıyı da buharlaştırmıştılar. Ancak hala ikisinden de değişen hiçbir şey yoktu. Tam üçüncü şişe rakıyı söyleyeceklerdi ki ben artık sıkıldığımı ve gitmek istediğimi söyledim. Tüm ısrarlarına rağmen beni fikrimden caydıramayacaklarını anladıklarından garsondan hesabı istemişlerdi. Derken hesap gelmiş ve onların yedikleri ve içtikleri içkinin üç katı kadar vişne parasını hesap pusulasında görünce ikisi birden aniden sarhoş olmuştu. Bir dakika öncesine kadar halı sahada çift kale maça çıkacak kadar diri görünen Akın ve Murat aniden zil zurna sarhoş olmuşlardı. Onları zar zor oturdukları yerlerinden kazıdıktan sonra evlerine sağ salim intikallerini nihayet sağlamıştım. İkinci gün öğlenden sonra kahvehaneye gittiğimde Murat ile Akın’ın beni beklediğini görmüştüm. Beni görünce de ayrı masalarda oturan bu iki tip yanıma seğirterek gelmiş ve dün akşamın galibi kim diye beni sıkıştırmaya başlamışlardı. Bende her ne dersem diyeyim hem Murat hem Akın tarafından kabul görmeyeceğimi bildiğimden kıvrak bir manevra yaparak arkadaşlar benim gördüğüm kadarıyla rakı size kar etmiyor. Her ikinizde rakıya karşı dayanıklısınız. Sizi bozan tek şey vişne dediğimde tüm kahvehane hep birlikte kahkahayı basmışlardı. Murat ve Akın söylediğim bu söz üzerine bozulmuşlardı. Ancak yeni bir devri de beraberinde açılmıştı. Murat ve Akın iki iyi dost olmuş bizi çemberin dışında bırakmışlardı.

Murat ve Akın’ın bizim guruptan kopması kahvehanede iki rakip gurup oluşturmuştu. Anlaşıldığı kadarıyla da bu ikilin bize pek ihtiyacı yoktu. Zira birlikte oturuyor birlikte kalkıyorlardı. Birbirilerinden ayrılmaz olmuşlardı. Bu son durum Murat’a yaramış ve Akın’ın ittirmesiyle kız arkadaş yapma cesareti kazanmıştı. Nihayetinde çok geçmeden de Murat’taki bu değişim gözümüzden kaçmamıştı. Murat, şehrin üniversitesin de okuyan Medine diye bir kız çarşıda görmüş ve ona abayı yakmıştı. Biraz olsun bir araştırma yapınca da kızın adının Medine olduğunu öğrenmişti. Tek taraflı başlayan bu aşk Murat’a iyi gelmiş ancak cesaret edip kızla yüz yüze bir kez bile konuşamaması kendisini oldukça mutsuz etmişti. Çareyi yine Akın bulmuş ve akşam kız yurdunun kapıları kapandıktan sonra Murat, kız yurdunu arayarak Medine ile konuşmak için cesaretini toplamış ve ankesörlü telefonun tuşlarına basarak yurdu aramış ve telefona Medine’ i istemişti. Kız kısa bir aradan sonra telefona gelmiş ve Murat’ın korkularının ne kadar yersiz olduğunu göstermişti. Kız, Murat’la inanılmaz bir sohbete girişmiş ve kendini bu denli çok seven biri olduğu için mutlu olmuştu. Takip eden akşamlarda telefonda süren bu samimiyet ilerlemiş ve en son olarak Şamlılar pastanesinde buluşmaları için sözleşmişlerdi. Buluşacakları gün Murat en güzel kıyafetlerini giymiş kokular sürünerek Şamlılar pastanesinin yolunu tutmuştu. Ancak ne kadar beklerse beklesin kız bir türlü gelmemişti. Bu ekilme duruma oldukça bozulan Murat akşamı zor yapmış ve saati geldiğinde telefona sarılmıştı. Ancak telefonun diğer ucundaki kız kendisine yapılan tüm suçlamaları ret etmiş ve bahsedilen saatte orada olduğunu söylüyordu. Tekrardan sözleşip aynı pastaneyi yer olarak belirleyip telefonları kapamışlardı. Ancak ikinci günde aynı şey yaşanmış Murat bir kez daha ekilmişti. Akşam kız ile telefonlaştıklarında kız bir kez daha bahsedilen yere geldiğini ve en az iki saat kendisini beklediğini söylemişti. Diğer gün bir kez daha kavilleştiler ancak tekrardan aynı şey yaşanmıştı. Bu olay tam altı ay kadar sürmüştü. Altı ay boyunca kız ile Murat suçsuzluklarını bir birlerine kabullendirtmiş ve her yeni günde aynı yerde birbirlerini beklemişlerdi. Bir türlü kızla karşılaşmadıkları için Murat’ın morali her gün biraz daha bozuluyordu. En son Akın’ın aklına gelmişti. Aklına gelen şeyi de kahvehanede herkesin duyabileceği bir şekilde dile getirmişti. Murat’a lan oğlum senin telefonda konuştuğun Medine başka bir kız, beklediğin Medine başka bir kız olmasın diye dile getirmişti. Bu düşüncesinde de haklı çıkmıştı. Murat meğer telefonda başka kızla konuşuyor beklediği kız ise başka biriydi. Bu olaydan sonra Murat ile Akın’ın arasını açmış ve tekrardan aralarında inanılmaz rekabet bir kez daha başlamıştı.