Toprağın Başkaldırısı

BURAK ERDOĞDU@_burakerdogdu

Bazı çığlıklar sessiz ve kalıcıdır. Yanından öylece geçip gidersiniz. Duymazsınız ve hatta görmezsiniz bile… Dikkatlice bakıp tüm varlığınızla anlamaya çalışmanız gerekir fark edebilmek için. Anlaşılma kaygısı olmayan, sesini duyurmaya çalışmayan, umudu ölmüş kadınca bir haykırıştır bu. Kimseye sesini duyurmaya çalışmaz, vakurdur ve hiç de öyle susacak gibi değildir. Başı dik, yönü sabit ve duruşu net bir başkaldırıdır. Tolunay ve Aliman’ın İkinci Dünya Savaşı’nda dünyayı karşılarına “Toprağı” yanlarına aldıkları eşsiz bir başkaldırıdır bu! Tolunay’ın sesi Orta Asya’nın steplerinde herhangi bir kadının sesidir aslında, Toprak Ana hepimizin anasıdır, bizim sessiz çıkan tiz çığlığımızdır.

Savaşa isyan eder, ölümlere ve ayrılıklara, bahtsız gelini Aliman’a bile göstermez acısını. Yitirdiklerini yüreğine gömer ve dimdik durur. Ölümlere, insanın hoyratlığına evinin, biçerdöverinin ve toprağının üzerine çöken erkeksizliğe, dayanaksızlığa isyan eder. Dimdik durup tek damla göz yaşı akıtmadan, içeri dağlana dağlana toprağa tutunarak direnir. Toprak ona yoldaş olur, sırdaş olur ve arkadaş olur. Sırtını toprağa yaslar ve oradan aldığı güçle dimdik durur. Üç yavrusunu ve evinin erkeğini savaşa yollayan Tolunay.

Aliman ise bizi hayal kırıklıklarımızla yüzleştirir. Gencecikken kocasını savaşa göndermek ve kimsesiz kalakalmak. Yarım kalmış hayaller, tutulamamış vaatler ve yaşanmamış bir gelecek. Aliman’ınki yarım kalmışlıktır, hep eksiktir ve de bir o kadar da tutarsız. Savaştaki kocasının annesiyle bir başına kalakalır ve birbirlerine tutunurlar. Dayanağı olmayan bir bağdır bu aslında, eksiltili ve eğreti… Kocası savaştan dönmez, Tolunay ve Aliman bir başlarına kalıp yine birbirlerine tutunurlar. Yüreklere sinen ve bir yerlerde bir zamanlar yaşanmış olduğuna ikna eden hikayeler vardır. Aytmatov’un Toprak Ana’sı böyle eserlerin başlıcaları arasında sayılabilir. Toprağa sırtını dönmüş insanın insanla olan amansız mücadelesini hakir gören, gücünü topraktan alan bir kadının eylemsizliğe yazgılı direnişidir Toprak Ana. Suskun ve durgun Tolunay bize özümüzü hatırlatır ve her sonsuz sessizliğin içerisinden balyoz gibi inen her bir cümlesiyle bizi yargılar.

Kendinizi Tolunay’a yakın hissetmekten kaçamazsınız, onla empati kurarsınız, Suvankul’un yolunu bekler yitirdiğiniz evlatları dört gözle beklersiniz. Onla beraber umut eder ve gözlerinizdeki ışıltıyı hiç kaybetmeden toprağa koşarsınız. Onu eker, onla dertleşir ve ona sığınırsınız. Her şeyinizi yitirdiğinizde içinizde biriken öfke ve kederi de toprağa kusarsınız. Toprak yani özümüz, doğamız tüm cevaplar orada ve Tolunay da bize bunu gösteriyor.

Kısacık bir öyküde derin bir hikaye ve birbirinden farklı karakterler sunar bize Aytmatov. Tek hayali bilim peşinde koşmak olan Muslubeg ideallerini yitirir, Suvankul toprağını, evini ve kadınını, Kasım kadınını, yuvasını ve sevdasını… Savaş çok şey söker atar gönüllerden ve yerine hiçbir şey bırakmaz. Toprak Ana bize savaşı, savaşı anlatmadan anlatır. Ustalıkla yapar bunu. Geride kalanların yaşanamayan hayalleri ve kısıtlı yaşamları bize savaşın acımasızlığını anlatır. Belki devasa top mermisi çukurları veya ölüm kusan mitralyözler betimlemez ancak savaşın ölü insan kokusu sinmiş çamurlu topraklarının kahredici vahşeti çapa yapan bir kadının ufka dalan derin bakışları üzerinden de anlatılabilir. Aytmatov tam olarak bunu yapar.

Kafka der ki; bir kitap, okuyup bitirdiğimizde bizi deinden sarsmıyorsa onu okumaya neden zahmet edelim? Toprak Ana için söylenmiş gibidir bu söz. Bir insan acıya ne kadar dayanabilir bize çok iyi öğretir. Kemiklerimizi sızlatacak kadar yoğun kıvamıyla sözcüklerini kafamıza çakar. Hayatla bütün bağlarını yitiren bir büyük ane olan Tolunay ve onun kimsesiz torunu Canbolat savaşın sonunda toprağın koynuna sığınırlar ve yaşamaya devam ederler. Toprak onları hep kabul eder. Yaşamak için bir şeylere tutunmaya çalışan herkes eninde sonunda toprağa döner. Toprak Ana özünü kaybedenlerin, ait olup tutunmaya çalışan, hazan mevsiminde solup savrulan yaprakların kök arayışının hikayesidir. Elbet kendinizden bir şeyler bulursunuz. İçiniz burkulacak ve yüreğiniz yanacak. İliklerinize kadar duyacaksınız insan olduğunuzu ve toprağın kokusu buram buram yüzünüze çarpacak.

Yitirlenlere yakılmış kapkara bir ağıt Toprak Ana. Yürekli insanların sindirerek okuması gereken kısa, hafif ve ezici bir eser. Düğümlenenen neffesiniz kesilecek ve kesinlikle acıyı tadacaksınız. Kulakalrınızda yaşanamamış hayatların keskin çığlığı yankılanacak. Rahatsız olacaksınız. Tamamlanamamışlık hissi kitabın her bir sayfsasından dimağınıza hücum edecek. Toprak Ana’ya kurgu bir metin gözüyle bakamayacaksınız. İçten içe bileceksiniz ki bu hayat tarih boyunca yaşandı. Birileri böyle eksik bırakıldı. Birilerinin her şeyi elinden alındı ve ona geriye hiçbir şey verilmedi. Ve birilerini yalnızca toprak dinledi…

Toprak Ana güçlü anlatımı ve sade dili ile kısa ve sarsıcı bir öykü. Mutlaka okunmalı ve hazmedilmeli…