Heminway Yazıldığı Gibi Okunmaz

BURAK ERDOĞDU@_burakerdogdu

Sıradan bir yazar güzellemesi değil bu, asla olamaz da zaten. Hemingway uslubunun sadeliği ve dilinin akıcılığıyla anlatılabilecek bir yazar değildir. Onun konuyu kafanızda nasıl da muhteşem bir şekilde canlandırdığını anlatıp bırakamazsınız. Bu kadar basit değildir. Hemingway böyle anlatılmaz. Onu okumak sadece edebiyattan çok daha fazlasıdır. Onunla beraber gerçekten boks yaparsınız, gazetecilik yaparsınız, İspanya İç Savaşında başınızın üzerinden mermiler geçerken siz sadece bir köylü kızıyla çalılıkların içinde sevişmek istersiniz, binlerce kişinin önünde kızgın boğalarla güreşen bir matadora dönüşürsünüz… Yaparsınız bunların hepsini, ya da en azından yapmış kadar olursunuz.

Onlarca yazar bir avuç bohem karakter alır ve onların amaçsız hayatlarına konuk eder sizi. Bu tip eserlerle varoluşsal sıkıntılarınızı doyurabileceğiniz tonla yazar bulursunuz. Hemingway ise sizi bu karakterlerle bizzat tanıştırır. Bohem görünmeye çalışanları, sanatsever entelleri, sözde macera meraklılıarını, üzerine eğretilik sinen tüm yaşamları lanetleyerek yerin dibine sokar. Yumuşacık alelade kelimelerden öyle yoğun ve sert bir bütün yaratır ki nutkunuz tutulur.

“Güneş de Doğar” yazarın ilk romanı ancak en etkileyicilerinden birisi. Bakmasını bilirseniz onda çok şey görürsünüz. Bilmezseniz de bir grup bohem insanın sıradan hayatını konu alan, gündelik zevkler ve insan ilişkileri çerçevesinde geçen amaçsız ve iddiasız bir kitaptır. Kitaba asıl şeklini veren sizin zekanız ve Hemingway ile kurduğunuz bağdır. Onu sadece bir yazar olarak değil etten ve kemikten bir insan olarak ne kadar tanırsanız kitabı da o kadar güzel sindirirsiniz. Bohem olmayı öven ve yaşamın basitliğine sığ eleştiriler düzen ve her şeyi anlamsız bulan silik ve aykırı tiplere rastlamazsınız. Onun karakterleri hayatın tam göbeğindedirler, yaşarlar, doğalarına uygun hareket ederler ve gerçekten de bohemdirler. En azından Jake, Bill ve Brett için bunu söyleyebilirim. Robert Cohn aslında kitabın en şahsiyetsiz ve de en önemli karakteridir. Cohn yazar olmayı hayal eder, maceraya atılır, sevdiği kadının peşinden gider, kovalar ve amaçlar, bir yandan da bohem gözükmeye çalışır. Hemingway de onu vicdanı olan herhangi bir okurun yüreğini sızlatacak bir sertlikte ezer ve paramparça eder.

İddialı ve süslü lafları sevmez, gösterişsiz ve pürüssüz bir dili vardır ancak bunu nasıl kullanacağını çok iyi bilir. “Güneş de Doğar” yazarın en iddiasız ve silik görünen eseridir. Öyle beylik laflar, iddialı ve sert aforizmalar bulamazsınız. Ağdalı laf oyunu tutkunlarına göre değildir. Hemingay gerçek bir adamdır, sıkıdır, serttir ve korkusuzca yaşar. Yazarken de öyledir. Cümleler bir araya geldiğinde tek tek ifade ettiği anlamlardan çok daha fazlasını ifade eder. Hemingway’i okumak onu tanıma arzusu doğurur ki bu gerçekten çok ender karşılaşılır bir meziyettir.

Onun kitaplarını okumaktansa karşılıklı oturup iki tek atmak istersiniz. Tepkisel bir dürtüdür bu, içten gelir pek de öyle kolayca karşı konulamaz.Onu okumak lezzetli bir yemeğin kokusunu almak gibidir. Tadını almak istersiniz ancak onun için okumak yetmez yaşamak gerekir. Hemingway sizi yaşamaya davet eder. Ustalıkla yapar bunu. Sizi içine çeker ve yalın dünyasında hapseder. O, güçlü karakterleri sever, onları yazmayı da onlar gibi yaşamayı da… Umursamazdır, tuttuğunu kopartır ve baş kaldırır. Her zaman böyledir. Onu okurken onun için yaşayabilmenin başka bir yolunun olmadığını çok iyi anlarsınız.

Gül bahçesi vaat etmez, hayatın mücadelesinden korkup kaçıp köşeye saklanıp yenilgiyi kabul ederek inzivaya çekilmeyi hazmedemez, aşırı tutkulu olup nesnelere ve kişilere abartılı anlamlar yüklemeyi yadırgar. Dövüşmeyi sever, rekabeti de ancak sonucundan değil süreçten aldığı bir hazla yapar bunu. İyi dövüşür Hemingway, sıkı boksördür ve okurken bir şekilde midenizdeki kasılmalardan zaten bunu hissedersiniz.

Erkektir, dili erildir ancak ilkel bir maçoluk göremezsiniz. Erkekçe yazar çünkü öyledir, başka türlü yazamaz, eğreti durur. Tanıdıkça demlenen uyarıcı satırları vardır Hemingway’in. Alıp bir çırpıda okumak gerekir. Üzerine kafa yormak değil, hissetmek gerekir. Hemingway asla öyle bir iddiası olmasa da size yaşamasını öğretebilir. Saçmalıklarınızla yüzleşmenizi sağlar. Size gerçek hayatlar sunar. Romantik vaatler ve hayal ürünü sahte kahramanlıklarla laf ebeliği yapmaz. Yumuşacık uslubuyla betona çivi çakar gibi çakar kelimelerinizi ve herhangi bir romanını bitirdikten sonra en azından bir müddet koltuğunuzda oturmaya devam etmek isteyebilirsiniz.

Saçma vaatlerden ve gerçeküstü reçetelerden uzak yazar. Yaşamadan yazmaz ve bunu iliklerinizde hissedersiniz. Olağanüstü gücü karşısında ezilmeden dik durabilmek çok zordur ve her seferinde yine onun galip geleceğini bile bile okur durusunuz.

Hemingway’in her kitabı aynı sert tesiri yaratır ancak Güneş de Doğar bir yönüyle diğerlerinden ayrılır. Bu sefer karakterlerin boğuşması gereken havşi hayvanlar veya faşistler yoktur. Mücadele edilerek yenilecek şeyler yoktur bu ilk kitabında. Tek düşman karakterlerin kendileridir. İnsanın en kadim ve en amansız düşmanı… Kendileriyle savaşan ve sürekli çelişen bir avuç hergelenin oradan oraya sürüklenen sıradan ve kaotik yaşamıdır Güneş de Doğar. Bunu süslemez, yüceltmez, özendirmez. Kendinizle yüzleşmeye hazır olmadan okumayınız…