“Bir Hayatın Olana Kadar, Yok Et Her Şeyi!”

Leyla Mihrinaz Engin

Eradikasyon, sonsuz genişlikteki beyin ve ruh içinde her çeşit duygu ve düşünce ile yol almanın romanıdır. Soyut kavramların ustalıkla somut yaşama indirgenmesinin bilindik bir dil dışında tarif edildiği, okuyucu olarak kitabın ismiyle müstesna olan “Yok etme,” “kökünü kazıma” kavramlarıyla yok olduğunuz, kökünüzü kazıdığınız bir romandır Eradikasyon.

Varlık, yokluk ve ölüm kavramları üzerinde kurgulanmış olan romanın olay örgüsü var ile yok arasındadır. Kahraman olarak kaleme alınan Yakup, Tek göğüslü kadın, Asaf, Meryem Züleyha, Adem yazarın duygularını dışa vurmasına aracı rollerindedir. Kahraman isimleri İslamiyet Mitolojisinin kapısını araladığı gibi yazarın İslami düşüncelerin etkisinde kaldığı ve hatta “ölüm” kavramından ürktüğü ile ilgili ipuçları vermektedir.

Eradikasyon, okuyucu olarak sizi roman boyunca savurur. Zeminsiz bir yolda yürüyor, ya da yürümüyor yol altınızdan kayıyor hissine kapılabilirsiniz. Ölüm ile varlık, varlık ile yokluk, yokluk ile ölüm arasında sürekli gel-git yaşamak mümkündür. Kitapta yol aldıkça önünüze bir durak çıksın istersiniz. Ancak duraktan ziyade soluklanmak istediğiniz her yerde yazar adeta yüzünüze imgesel ifadelerle, öğretileri şamar gibi indirmiştir. Eradikasyon bir bohem, bir başkaldırı ve bir tepki kitabıdır.

Y. Bektaşoğlu “Tanrı senin yaşadıklarındır Asaf. Sen ne yaşansın istersen onun efendisisin” ve “insan gerekliliği, itaatte bulan bir intihardır,” söylemi ile İncil’de Elçi Pavlusun mektubunun “yasa ve günah” bölümünde ki şu kesiti hatırlatmaktadır; istemediğimi yapıyorsam, bunu yapan ben değil içimde yaşayan günahtır, der ve devam eder; ben iyi olanı yapmak isterken karşımda hep kötülük vardır…ne zavallı insanım!… Ölüme götüren bu bedenden beni kim kurtaracak.

Güncel yaşamda din ve etnik kökenin sorunmuş gibi dayatıldığı ve beraberinde oluşturduğu yasa tabu ve günahtan sıyrılmış, sıyrıldıktan sonra da tırnaklarıyla kendi canını sıyıran, kanatan, var ile yokluk arafında duran bir siluet var karşımızda ancak öyle güçlü cümleler ile irkilirsiniz ki; “yokluk kadar bir şeydi insan” “peki insan neyin yok oluşudur?” “insan kendiyle cezalandırılan bir suçtu biraz da” “ve yaralar evvelidir bedenin”…derken Y. Bektaşoğlu, okuyucunun beyninde derin düşünceler ve fırtınalar yaratmakta, okuyucuyu fırtınanın ortasında tek başına bırakmaktadır.

Y. Bektaşoğlu’nun kahramanı Yakup’un sayıklar gibi düşüncelerini ulu orta dile getirmesi, Halil Cibran’ın Ermiş kitabını anımsatmaktadır. Orta doğu ve Uzak Doğu’nun geleneksel öğretilerini, bireysel ve toplumsal olgularla çeşitli sentezlerle şiirsel bir dille halka duyuran Cibran okuyucuları, bazen bir peygamberin kitabını okuyormuş izlenimine kapılır. Ermiş kitabının kahramanı El Mustafa; ama içinize ateş düştü mü, izlemekten geri durmayın, der. Yakup da beynini yüreğini eline almış gördüğü görmediği, hissettiği hissetmediği her nesneyi duyguya, her duyguyu nesneye çevirme kabiliyetindedir. Bu yeteneğinin yanı sıra tüm soyut ve somut geçişlerinde etrafına öğretiler saçmaktadır. Yakup, düşünce adamı ve duygu kahramanıdır. Düşünce ve duygular öylesine ustaca lime lime analiz edilerek ortaya konmuş ki duygu- fizik, meta-duygu gibi tarifler kafanızda şekillenebilir.

Okuyucu olarak, Eradikasyon Romanını Varoluşçuluk temeline oturtmak zor olacaktır. Yokluktan varlık, varlıktan yokluk oluşsun ya da ölümden hiçliğe, hiçlikten ölüme gidilsin istersiniz ancak Y. Bektaşoğlu adeta noktasız, imlâsız sonu acık duygu ve düşünce fırtınası yaratmak istemektedir.

Eradikasyon Romanında, sürrealizmin yansıması mevcuttur, buna da yer yer sisteme, kadına, tolumun dayattığı kanunların insan üzerindeki etkilerine yansıdığı olay örgülerinde rastlayabilirsiniz.

“Sırtı yüklü bir ruhla birlikte

boyunduruk vurulu öküzler gibi yürüdüm ben de

güzel eğitmenim izin verdiği sürece” 12. Kanto Dante Araf…

Dante cehennem, cennet ve arafı yazarken adeta çıplak ayaklarla cehennem ateşine basmış, arafta ceset dolu bataklığa saplanmışsa Y. Bektaşoğlu’da tüm bedenlere, maddeye giydirilen yersiz isim ve libas altındaki duyguyu atoma dönüştürüp, biçimlerine biçimsizlik giydirip bilmediğimiz bir biçim vermektedir.

Eradikasyon’da duygu his, fikir ve algı genişlemişini heran yaşarsınız. Adeta duyguların bir çekim gücü, kara deliği varmış hissine kapılırsınız. Bu düşünce hissi bana Ünlü fizikçi Stephen Hawking’in ünlü söylemini hatırlattı; evren her an genişlemektedir. Tıpkı bir balon gibi…

“Olmaktan kasıt belki de olmayışın soluğunu iliklerine değin hissetmektir,” derken yazar, hayali kahramanı Asaf aracılığı ile dolaylı olarak dijitale doğru yol alan yaşamı da sorgulatmaktadır. Araf adeta yüreğini, beynini, gözünü, dilini ellerine almış, cesaretle kanun koyucuları sorgulamaktadır. Asaf, kulağı olup da duymayanlar, gözü olup da görmeyenler, beyinlerini kullanmayanlara seslenmektedir; yitirmek, kaybetmek bir noktadan sonra her şeyin kendi doğasının farkına varmayla sonlanır…

Yazar, kahramanı Asaf aracılığıyla sorular ile yol alır. Diyalog yoluyla sistemin sorgulandığı bölümler oldukça enteresandır. “olmak biraz da olmadığın her şeye biat etmektir.”

“Orası bir oda değil, benim bir ölüyü doğurduğum gündür” derken yazar, bir yanının dişil olduğunu itiraf eder. Aynı zamanda “oda”nın “gün” olarak betimlemesi gibi düşüncelerin sık sık kaleme alındığı romanda şu düşüncelere kapılmamak elde olmayacaktır; edebiyat/sanat doğurganlık halidir. Doğuran kişide hem rahim hem rahmanlık vardır. Sanatçıda cinsiyet yoktur.

Olmak; olmayı kaybediş ile bir tutar yazar, iham ve fikri maddenin sonsuzluğunda yüzen sav olarak, yorumlar. “Var olmak, hiçbir bağın olmadığı bir eylemde sonlanmaktır,” derken hiçlik kavramından bahsediyor olabilir mi düşüncesine kapılabilirsiniz ancak soyutu da somutu da yok etmeye çalışması başka bir soru işareti doğuruyor akıllarda. Yeraltı edebiyatın da mı geziniyor Yazar? Diğer taraftan yazar, insan olmanın ağır bedelini yaşıyor ve bu ruh halini Yakup, Asaf aracılığı ile kaleme alırken tüm dünya insanlarının da aynı durumda olduğundan emin bir ruh hali içerisindedir.

Asaf, bilmediğimiz bir yerde yol alıp durur. Sürekli sorgu halindedir. Doğum ile ölüm, dayatılan ile yaşananlar arasında handikapları çözmeye çalışan Asaf’ın annesiyle, kendisiyle, kurumla girdiği diyalog okuyucu beynini şoke edecek güçtedir. Ve nihayet romanın sonunda yazarın kaleme aldığı satırlar kitabın bütün meramını okuyucuya sunmaktadır. O müthiş satırları bu yazımda kaleme almaktansa; okuyun ve sizde hem dağılın hem de rahatlayın derim.

Eradikasyon, Yunus Bektaşoğlu, Yitik Ülke Yayınları, İstanbul 2017, 196 s.