Aynalar Koridorunda Aşk

Dr. Şerife Kaçmaz

‘İnsanın Temel Acıları’ üst başlığını taşıyan Aynalar Koridorunda Aşk Mustafa Ulusoy’un nehir romanlarının ilki. 2008 yılında yayımlanan kitabı uzun süreden beri okumak istediğim kitaplar arasındaydı. Açıkçası benim için farklı bir deneyim oluşturdu.

Aynalar Koridorunda Aşk,  “Binlerce aşk romanı yazılmış, aşkın romanı yazılmamış.” sloganı ile çıkmış bir kitap. Aşkın, aynalarda yansıması üzerine kurgulanarak, modern zamanın aşk yorgunu insanlarını anlatmış.

Dr. Mavi, bu aşk yorgunu insanların terapistidir.  Aynı zamanda da romanın anlatıcısıdır. Dr. Mavi, arkadaşı Beyaz ile benlik, narsistleşmiş benlik, aşk, insanının acı karşısındaki tutumu, hayatın zorluğu, iyi-kötü, varoluşçuluk gibi sorunlar üzerinde sürekli konuşuyor. Roman kurgusu da bu şekilde oluşuyor. Dr. Mavi Beyazla; Kırmızı, Gri ve Sarı da Dr. Mavi ile söyleşiyor. Romanın sonunda Kırmızı, Gri ve Beyaz’ın hayatları ilginç bir şekilde birbiri ile kesişiyor.

Dr. Mavi’nin hastalarıyla yaptığı terapi seansları ve arkadaşı Beyaz’la yaptığı sohbetlerde okuyucu da benliğine, geçmişine ve hayatına bir yolculuk yapıyor. Roman okuyucu için de seans tadında bir sürecin başlangıcı oluyor.

 Yazar, romanda kendisi gibi bir psikiyatrist olan Dr. Mavi aracılığıyla, insanların sevmeye, sevilmeye, değer verilmeye muhtaç bir yapısının olduğunu, bu ihtiyaçlarını kendisi gibi ‘muhtaç’ bir varlık üzerinden gidermeye çalışmanın nafile olduğunu, insanın ancak bütün ihtiyaçlardan münezzeh bir “varlık” tarafından sevildiğini hissederse mutlu olabileceğini anlatıyor.

Romanda ‘Aşk’ ‘aynalar koridoru’ metaforuyla açıklanıyor. Tasavvufta ayna “tecellî-gâh”tır. Sevgilinin göründüğü, kendini gösterdiği yerdir. Tüm âlem, âlemdeki eşyanın, yaratılmışın her biri, insan, insan-ı kâmil, mümin, insanın gönlü, kalbi Allah Teâlâ’nın mazharıdır; göründüğü yerdir; yani aynadır. Ayna bütün bunların benzetilenidir; sembolüdür. Romanda yazar, “Yaratıcı ile ilişkilendirilmeyen aşk, aynalar koridorunda yaşanan bir aşktır. “ diyor. Aşkı bu şekilde yaşama biçiminde âşık olan kişi, âşık olduğu kişiye veya âşık olma potansiyeli olan kişiye bağımlı hale gelir. Kişi kendisini değerli kılmak için öteki insana bağımlıdır.

Kırmızı, “O hayatıma girmeden önce beni bana gösterecek bir aynam yoktu. Bana ‘sen değerlisin’ diyecek biri yoktu… Aynam yoktu ve ben kendimi yok hissediyordum.” der.

Yaratıcı adına yaşayan bir insan için dünya, Yaratıcının isimlerinin, sıfatlarının tecellisi olan bir aynadır. Yaratıcıdan bağımsız yaşayan bir insan için dünya aynalar koridoru halini alır. Aynada kendisini seyretmek ister ve aşk da insanların kendilerini hayran hayran seyredeceği aynalar koridoru halini alır. Bu ise insanın kendisi ile aynı düzeyde olan diğer insanlara köleliğinin başlangıcıdır.

Kitapta ‘ben’ ile ‘kendi’ gibi bazı kavramlar irdeleniyor. İnsanın ‘benliği’ ile ‘kendisi’ arasındaki farka dikkat çekiliyor. Ben’in insanın bilinci ve benliği veya bilinçli olan benliği diye açıklanırken; ‘kendim’in ise benliğin de dahil olduğu kalb, duygular, ruh, akıl, idrak, şuur, irade, bedensel varlığı gibi tüm varoluşudur, diye kavramlaştırılıyor.

Dikkat çeken diğer bir kavram ‘narsistleşmiş benlik’ tir. Romanda, ‘Yaşamı ağırlaştıran, benliğin kendisi değil, narsistleşmiş benliktir.’ diyor yazar. Benlik ile ‘narsistleşmiş benlik’ arasında da bir ayrım yapıyor. “Benlik, insana verilen en muhteşem armağandır.” derken, insan kendisine verilen bu muhteşem armağanı yani benliği sahiplenip kendi mülkiyet alanında görmeye başladığında,  narsistleşmeye doğru yol almaya başlıyor, diyor. Benliğini narsistleştiren insan ise acı çekiyor. Çünkü narsistleşen benlikler varolabilmek için ötekinin takdirine, ilgisine, hoş sözlerine muhtaçtır. Benliğin saf kalmasının koşulu ise, benliğin hem kendisinin hem de sahip olduğu tüm şeylerin insana verildiğini kabul etmesi.

“Aşkın romanı yazılmamış” diyen yazarımız kitabın muhtelif yerlerinde hastalarının ağzından aşkın tarifini yapmış. Roman kahramanları kendilerini değerli hissetmek için aşka sığınıyor ve aşkı bir kurtarıcı olarak görüyorlar. Bir kurtarıcı gibi sarınılan aşk, kendisinden bekleneni veremediğinden ve kesinlikle de veremeyeceğinden, temel bir insanî acıya dönüşüyor. Aşk sanıldığı gibi insan için bir kurtarıcı olamıyor. Çünkü “Ne aşk insana yetiyor; ne de insan aşka.”

Dr. Mavi’ye göre “Aşk konusunda kimse yalan söylememeli. Aşkın bir başkasını sevmek olduğunu söylemek koca bir yalandır. Aşk karşılıksız yaşanamaz. Karşılıksız seven insanlar bile en azından fantezilerinde aşklarına karşılık bulmadan yapamazlar. Aşkı besleyen sevilmek ve önemsenmek duygusudur. Bu açıdan aşk başkasının dünyasında varolma çabasıdır.”

Kırmızı, “Aşk belki de iki kişi arasında oynanan bir oyun.” der ve kendi itirafını yapar. “Benimkisi aynalar koridorunda bir aşkmış. Kendim ile yansımamı birbirine karıştırdığım ve yansımalarımın bağımlısı olduğum bir aşk.”

Gri için aşk “Bir insan tarafından sevilerek kalbini doldurmak” tır. Fakat insanın kalbi aşk ile dolmaz. Bir diğer deyişle, aşk, insanın kalbini doyurmaya yetmez. Çünkü insanın varoluşsal gerekçesi aşk değildir! Peki, aşk insanın kalbini neden doyurmuyor ve doldurmuyor? Beyaz’ın ifadesiyle “İnsanın ona ihtiyacı olmayan birine ihtiyacı vardır.” çünkü. Kalp daima kendi Yaratıcısını aradığı için insanın kalbini ancak Yaratıcısının sonsuz isimleri doldurabilir.

Roman, günümüzdeki ikili insan ilişkileriyle ilgili önemli tespitlerde bulunuyor. “Yaratıcı”dan beklenilmesi gereken “sonsuz değerlilik” hissinin insanlardan beklenmesi ve bunun sonucunda da yaşanan mutsuzluklar çok iyi irdeleniyor. Dr. Mavi modern insanı ve günümüz ilişkilerini şöyle anlatıyor: “Modern yaşamın ilişki oburluğunun adı aşk ilişkisi oldu.”, İnsanlar “ölümlü ama muhteşem”, “ölümlü ama mutlak sevebilen, ölümlü ama mutlak anlayışlı”, “ölümlü ama mutlak adaletli birini bulabilecekleri hayaline kapıldılar. Bu tarife uyan birini bulup onunla uzun ve sessiz bir duanın derinliklerine gömülmek modern insanın en büyük ideali oldu.”

Romanda mekân insanların varlıklarını tanıtmak için kullandıkları bir unsur olarak anlatılıyor. Dr. Mavi sıklıkla buralarda insanları gözlemliyor. Cadde, kafeler, fast food mekânları, restoranlar… “Birer varoluş mabedi haline gelmiş kafeler, restoranlar…” Dr. Mavi bu mekânlarda, varoluşunu arayan insanları inceliyor. Onların davranış kodlarını çözmek istiyor.  “Arabayı sollayamayınca kırılganlık ve aşağılanma yaşayan BMW sürücüsünün kırmızı ışıkta aniden durması…”, “yüksek ökçeli, kırmızı ayakkabılı kadının kendini vitrinde seyretmesi…”, “Birbirlerine sarılan bir oğlanla kızın fark edilme kaygısıyla etrafa bakmaları…” gibi. Milyonlarca imge… İmgelerde varoluşunu arayan insanlar…

Dr. Mavi, günlerce aç kalan insanların yemeye saldırdıkları gibi, insanların da bu mekânlarda fark edilmeye çalıştıklarını;  açlıklarını, ilgiye, takdire, onaylanmaya bir gözde yansımaya duydukları ihtiyacı görüyor. Bu tespitlerini hastaları üzerinde de değerlendiriyor.

Romandaki “cadde” hayatın kendisi. Gelenlerin gittiği, gidenlerin gelmediği bir yer. Romanda cadde ile orman karşılaştırılıyor. Dr. Mavi Kırmızıya hafta sonu ormanda dolaşmasını ve duygularını yazmasını istiyor. Kırmızı ormanda huzur buluyor. Orman sessiz olduğu için değil “öteki insan ve onun bakışları” olmadığı için. Aynalardan sıyrıldığı için. Romandaki “İmaj insan varlığının kendisi olabilir miydi?” sorusuna “İnsanın varoluşunun değerini aynalara yansıyan görüntüler belirleyemez; başkalarının zihinlerinde oluşan imajlar, görüntüler, düşünceler belirleyemez.” şeklinde cevap veriliyor.

Dr. Mavi Hastalarına “İnsanın varoluşu kuran değil, seyreden” olduğunu göstermeye çalışıyor. İnsanın “kuramadığı bir varoluşu benliğinin istediği gibi şekillendiremeyeceği” gerçeğiyle yüzleştiriyor.

Kitapta farklı insan psikolojileri incelenmiş. Dr. Mavi’nin hastaları farklı başlangıçlarla hayata adım atıyorlar. Yaşadıkları aile ortamları farklı. Kırmızı ne yaparsa yapsın çok eleştirilen, takdir görmeyen bir ortamda, daima kendini değersiz görerek; Gri, ailesini memnun ettiği sürece takdir gördüğü ve şartlara bağlı olarak kendini bazen değerli bazen değersiz hissederek; Sarı ise hayat boyu kendini değerli hissederek büyüyor. Ancak üçünün de yolu aynı kavşakta kesişiyor. Üçü de benzer acıları yaşıyorlar ve üçü de “varoluş sorunları açısından” eşitleniyor. Üçü de çılgınca sevilmek istiyor, üçü de aşkta deva arıyor.

Yazar bu üç hastasını aynı olaylar, aynı sorunlar, aynı arayışlar ve çıkmazlarda irdelediği için romanda benzer cümleler çok sık kullanılıyor. Bazı yerlerde bunun yazarın tercihi olduğunu düşündüm. Örneğin her üç hastası da rüya görüyor ve uyandıklarında hemen hemen aynı cümleyi kuruyorlar. “Kalp krizi mi geçiriyorum? diye korktu. Rüya gördüğünü hatırlayınca biraz rahatladı. Rüyada gördükleri zihnine takılmıştı. Gördüğü rüya ona ne söylemek istiyordu?” gibi…

Bazı yerlerde de bu tekrarların istem dışı yapıldığını düşündüm. Yazar aynı sorunları farklı hastalarıyla konuşup, bu konuşmaları kendi içinde yorumlayıp, daha sonra da Beyaz ile paylaşınca aynı ifadeler tekrar ediliyordu. Bu yazarın okuyucuya iletisini aktarma kaygısından da kaynaklanıyor olabilir. “Bu cümleleri daha önce de söylememiş miydi? sorusu peşinizi bırakmıyor. Ara ara sıkıcı olabiliyor. Ancak romanın dil ve anlatımını genel itibariyle değerlendirdiğimizde yazarın daha ziyade söyleyeceklerine odaklandığını düşünüyorum. Çünkü insan psikolojisi, varoluşsal sorunlar, hiçlik, benlik narsist benlik gibi terimsel ifadeleri imgeler boyutunda bir roman kurgusu içinde yerleştirmesi kolay değil. Romanın üslubundaki edebi değer de bu şekilde değerlendirmeli. Çünkü yazar romanında “İnsanın mutlak surette değerli olduğunu hissetmeye ve değer verilmeye, sevilmeye ihtiyacı vardır;  bunu, kendisi gibi sonsuz sevilme ihtiyacı olan başka insanların üzerinden değil, ancak Mutlak bir Varlık tarafından sevildiğinin farkına vararak bu ihtiyacını karşılayabilir.” Tezi üzerine kurguluyor. Bu tezi okuyucuya en iyi şekilde aktarmak istiyor. Bu nedenle böyle bir kurguda edebi dilin tercih edilmesi ikinci planda kalıyor. Romanda verilmek istenen tezin okuyucuya ulaştığını düşünüyorum. Özellikle 15-21 yaş arasındaki okur kitlesinin gelişimine olumlu katkı sağlayacağı ve yol göstereceği için verimli olacağını düşünüyorum. Romanı okuduktan sonra kendimize ve çevremizdekilere bir kez daha dönüp bakacağız. Modern insanın aynalarını anlamlandırmaya çalışacak ve mecazi aşktan sıyrılıp ebedi olana yöneleceğiz.

aynalarkoridorundaask

Aynalar Koridorunda Aşk, Mustafa Ulusoy, Timaş Yayınları, İstanbul 2008, 240s.